5 Şubat 2024 Pazartesi

MAHALLEME MEKTUP 8 (Bilgi, yeni hedefler)

 

 

Kıymetli Komşularım,

Bilgi, kişiye maddi imkânlar sağladığı gibi içinde yaşadığı mahalleye dolayısıyla yöre ve ülkesinin kalkınmasına da katkı sağlar.( !)

Hacı Bektaş-ı Veli “İslam’ın temeli ahlak, ahlakın özü bilgi, bilginin özü akıldır” der. Başkalarını bilmenin bilgiyle, kendini bilmenin akılla ilgisi vardır. Velhasıl akıl ve bilgi insandaki en kıymetli değerlerdir. Bilginin dolduramadığı alanı şeytani işler doldurur. Üstelik bilgi; sadece kalkınma aracı değil, iç dünyamızı zenginleştiren, egolarımızı sınırlayan, yüksek sorumluluk duygusunu geliştiren bir birikimdir. Bilgiyse; okuyup, araştırıp, keşfetmekle olur. Muhtarlığımızda oluşturduğumuz kitaplık ya da mini kütüphane tam da bu niyetle oluşturulmuştur. Mahallemizde okuyan sayısını artırmaktır maksat. Mahallede yaşayan insanımızın bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmaktır.  Yanı başımızda oluşan bu imkâna elimizi uzatıp almak kendimize iyiliktir. Başkalarını bilmemize imkân sağlayacak bir eylemdir.

Mahallemizde çalışan sayısı arttıkça, gelişme çağında olan çocuklarımızla iletişimimiz azalmaktadır. Bu durum inşallah ailelerimiz, dolayısıyla mahallemiz için başka sorunları ortaya çıkarmaz.  Okul dışında ortaya çıkan boşluğu doldurmak için, muhtarlık olarak alternatif projeler üzerinde çalışmaktayız. Bu konuda sizlerin de fikir, öneri ve desteği önemlidir. Başlangıçta hafta sonları birer saatlik okuma vakitleri gerçekleştirsek çocuklarımızla fenamı olur.! Farklı düşünceleri sonraki mektuplarda birer birer paylaşmaya gayret edeceğiz.  Çocuklar muhtarlık olarak övüncümüz olduğu kadar kaygımızdır da. Kaygının bulunduğu yerde uyku bulunmazmış.  Bu yüzden eksik kalan yanlarımızı doldurup geliştirmeye ve katkı sağlamaya gayret ediyoruz.

Mahallemizin var olanlarını, ne’lik ve nasıllıklarını değerlendirip savrulmaları önleyici tedbirleri almayı kendimizce sorumluluk alanımızda hissediyoruz. Bu hissediş, bütünlük açısından bizi ayakta tutacak, ruh katacak, bilinç oluşturacak, sorumluluğu geliştirecek bir duruştur. Mühür basma duygusundan çok yükseklerde bir duygu ve bakıştır.

Ailede çalışan sayısıyla orantılı toplumsal dönüşümde hızlanmaktadır. Bu hızlanmayı olumlu yönde geliştirmek için, önümüzdeki dönemlerde gerek iş yerlerinde gerekse mahalle ortamında destekleyecek projelere hız vereceğiz. Ailenin, dahası mahallenin değişmemesi gereken özüne dair farkındalıkları artırmanın gayretinde olacağız. İrade koymanın zaferini mahallece yaşayacağız. Bu muhtarlık havasından(!) öte sorumluluktur.

Pek çoklar  “destek sizden, hizmet bizden!”diyen sloganlar atıyor.  Hangi hizmet kardeşim!. Açıkla, somut biçimde ortaya koy! Bilelim yapacağın hizmetleri…

Biz zaten, mahalleye mahalle olma özelliği katacak ne varsa öne çıkarmanın gayret ve sorumluluğu içindeyiz.  Gücümüz yettiğince bu böyle devam edecek. Amacımızın yöneldiği şey, iyinin kendisidir. İyi dediğimiz şey eksik olmayandır. Muhtarlığa maddi açıdan bakmak eksikliğin ta kendisidir. İncir çekirdeğinden öte alanları dolduracak işler yapmak işimiz amacımızdır.

Bana helalinden destek vermeye devam edin size hizmetin en iyisini vereyim.

Bilgi, beceri ve arzu bir araya gelince  başarılmayacak iş yoktur.

Bir memleketin yükselmesi ev, aile ve mahalle muhabbetine bağlıdır.

Sağlıcakla..

MAHALLEME MEKTUP 7 (engeller, hastalar)

 

 

Kıymetli Komşularım,

Şu bilinen bir gerçek ki bir gün doğduğumuz gibi bir gün öleceğiz.  Bu kaçınılmaz bir sonuç. Ara sıra şu soruyu kendimize soruyor muyuz? Bu dünyaya ya da insanlığa ben hangi katkıları yaptım? Bu geniş anlamdaki soruyu yöreme, ilime, ilçeme, mahalleme,  köyüme, komşuma diye sorarak çoğaltabiliriz. Nasıl yaşadım; yaşam sadece geldim gittim mi?

İnsanlık oysa, her birimizin yaptığı katkılarla gelişecek.  Mahallemiz ucundan tuttuğumuz herhangi bir işle bir adım öteye gidecek.

Bireysel düşünceye hapsolmuş, hedefi olmayanlar, “herkes bir şeyler ortaya koymak zorunda mı?” sorusunu sorabilir. Herkesin bir bakış açısı olabilir. Fakat herhangi bir temsile, yönetime talip olanlar rutin yaşamın dışına çıkıp bir şeyler yapmak zorundadır. Rutinin dışına itecek iç sesi olmayanlar yönetimlere talip olmamalıdırlar. Kendini geliştirmeyi beceremeyen insan toplumu geliştirecek enerjiyi nerden bulacak.

Her insan üç kuruşluk(!) fayda için gayret etmelidir. Hele seçimle gelinen işlerde sınırlı zaman içinde boşa geçirilecek vakit olmamalıdır.

Muhtarlığa başladığımız günden bugüne, zamanı toplum  faydasını artıracak işlere ayırdık. Evlenme, nişan nikah, düğünlerin yanı sıra hastalık ve ölümlerde yanı başınızda olmaya çalıştık.  İhtiyacı olana tekerlekli sandalyeden, akülü arabaya, hasta sandalyesinden hasta karyolasına temin etmenin gayretinde olduk. Muhtarlığımızca tedarik ettiğimiz iki hasta karyolasıyla sıkıntıyı gidermeye çalıştık. Yetmediği yerde gerek belediye, gerekse hastanemizden takviye ettik. Basitmiş gibi gelen bu meseleleri ancak yaşayanlar daha iyi anlar. Bunları öngörerek gayretinde bulunurken ihtiyacı olanın imdadına yetişmenin huzurunu yaşadık.

Ev ortamında bile tekerlekli sandalyenin engel halinde nasıl işe yaradığını tahayyül etmek zor olmasa gerek. Bu destekleri vermenin öngörüsü bile çok şeydir aslında.

Gençlerimizi sosyalleştirmenin gayretiyle kurslar tertipledik. Bu gezegeni, bu dünyayı bir araç olarak görürken amacın da fakındayız. Bu farkındalıkla muhtarlığı hava atma aracı, adamlık taslama yeri olarak görmedik. Hizmet odaklı, en doğru yöntem ve ifadeyle, memleket gerçeklerini de göz ardı etmeden duyarlılığımızı sürdürdük. Siz yatağınızda uyurken biz aksaklıkları gidermenin gayretinde olduk. Birlikte yaşama bilincini artırmaya çalışırken ileriye taşıyacak iradeyi ortaya koymaya çalıştık.

Mahalle olma özelliklerini sonuna kadar ortaya koymaya çalışırken kurum yatırımlarını en doğru şekilde gerçekleştirilmesine canla başla çalıştık.

Çaba olmadan başarı olmazdı. Gerçeğin değeri kaybedince anlaşılırmış.  Biz görevi “bırakıyoruz” dediğimiz günden sonra çalışma anlayışımız daha net far edilecektir. Muhtarlık anlayışını sadece ilçemizde değil genelde farklı boyut kazandırdık. Çaktığımız her kıvılcım bir hedef haline gelmeye devam ediyor. Bunları anlatırken amaç böbürlenmek değil, unutmaya meyilli yapımıza hatırlatmada bulunmak, muhtarlık birimlerine bir nebze ışık tutmaktır.

Başarı takdir edilirse anlam kazanır. Takdir edildiğimizi biliyor her birinize sonsuz teşekkür ediyorum.  Bu duygunun içimizde yarattığı enerji ve tempoyla çalışmaya devam ederek ödüllerin en güzeline talip olduğumu beyan ederim. Sağlıcakla..

MAHALLEME MEKTUP 6 (Sosyal ağlar, modern çağ!, sosyal bağ)

 


 

Kıymetli Komşularım,

Sözde modern çağın olsun, sosyal medyanın olsun aileler ve gençlik üzerine mahremiyet bağlamında, hukuk ve huzur anlamında etkilerini gözleyen muhtarlık olarak, çeşitli etkinlik ve konferanslarla hassasiyet oluşturmaya çalıştık. Takip edilmesi zorlaşan kent hayatında olası tehlikeleri göz önüne alarak uyarıcı, önleyici tedbir olarak gerek mahalle camimizde gerekse konferans salonlarında yetkin kişilerce anlaşılır dille mahallemizin toplumsal bağlarının güçlü tutmaya özen gösterdik. Ufku kifayetsiz kimileri yaptığımız bu projeleri sadece kişisel reklam gibi algıladı.  Sosyal ağlar üzerinde sınırı çizilemeyen alana yayılan mahremiyet ve özel hayatların mahalle ölçeğinde aile ve toplum hayatını etkileyecek boyuta ulaşmaması için ciddi çaba sarf ettik.

Çocuklarımızın sosyal bağlarını güçlendirmek için Halk Eğitim Müdürlüğümüzün desteğiyle Halk Oyunları kursları açtık. Kadınlarımızın bilgi ve görgülerini artırmak, yeteneklerini geliştirmek için mahalle içinde değişik kursların oluşmasında üstümüze düşeni yapmaya gayret ettik. Küçük ev kazalarına yönelik bilgilendirme ve bilinç oluşturma adına ilgili kurumlarımızca programlar gerçekleştirdik.  Yangın ve ilk yardımla ilgili, mahalle içinde tatbikatlar gerçekleştirdik. AFAD’la  deprem ve yangınlarla ilgili konferans düzenleyen tek mahalleyiz diyebiliriz. Kısa ve net ifade etmek gerekirse mahalleyi huzursuz edebilecek her ne varsa öngörüde bulunarak eğitim çalışmalarını yapmaya çalıştık.

Kararsızlık ve durağanlık üzüntü ve pişmanlıkları doğurur.  En azından sosyal sorumluluk bilinciyle aktif muhtarlık örneği gerçekleştirmeye çalıştık.

Barometre, atmosfer basıncını ölçümünü yapar. Bu ölçüm sonucu yarınki hava durumunun nasıl olacağı hakkında öngörüde bulunarak yaşamsal önlemler alırız.  Mahallemizin fiziki, maddi, bireysel, toplumsal, özel durumlarını yakından takip ederek önleyici tedbirlerin yanında değer katan yaklaşımları artırmaya çalıştık.

“Fani dünya” dediğimiz şu dünyada hiçbir şey güllük gülistanlık değildir. Kişilerin özel yaşamlarında olduğu gibi toplumların yaşamlarında da sıkıntı yaşatan şeyler olabilir. Mesele bunları doğru analizle doğru çözümlere ulaşmasını sağlamaktır. Bu hassasiyeti gösterebilmek birikim ve donanımla olur.

Birikim ve donanıma birlik, beraberlik ve teşvik eklendiğinde ortaya başarı çıkar. Teşvik, en güzel duygulardan biridir. Gerçi bazı kişilerde bırakın teşviği, negatif duygularından arındırmak mümkün olmuyor. Militarist ruh taşıyan öyleleri germek ve gerilmek arasındaki çizgide öylesine yaşayıp gidiyor. Tüh ki tüh!

Vücut için egzersiz ne ise, zihnin egzersizi okumaktır. İçinde yaşadığın topluma değer katmakta yaşamın egzersizlerindendir. İyi şeyler ortaya koydukça pozitif duyguyla donanır insan.  Kabiliyet olmadıkça sanatçı olunmaz, çalışmadıkça kabiliyet bir işe yaramazmış. Enerjiniz yoksa, kabiliyetinizde sadece kendinize yönelik (bencilliğe)  hizmet ediyorsa fakirsinizdir. Bu fakirlikle toplumsal fayda sağlamanız imkansızdır.

El ovuşturup; ben garibanım, ben işsizim diyerek milletin oyuna talip olanların kendi bencilliğine hizmetten başka bir şey beklememek gerek.

Mahallem için ne yaptım, neler yapabilirim duygusu mutluluğumuzun ölçüsüdür. Sağlıcakla..

3 Şubat 2024 Cumartesi

MAHALLEME MEKTUP 12

 

MAHALLEME MEKTUP 12 (dürüstlük, ahlak, olmak ve ladeslemek)

Kıymetli Komşularım,

İnsanoğlu kanmaya müsait olduğu kadar kandırmaya da meyillidir. Kandırmak insanoğlunun tercihidir. Bunun dürüstlük olmadığını bilir, bilmesine rağmen meyleder. Meylettikçe kazandığını düşünür kimileri. Dürüst olanları olmayanlar saflık derecesinde enayi grubu olarak bile sınıflandırıyorlardır!

Kapana yem koyan insan, oltadaki yemle balığı kandıran insan… örnekleri çoğalt da çoğalt. Ahlak dürüstlükte başlar oysa.

“Kıymetli komşularım” diyerek başlayan bu yazı daha başında kanmak, kandırmak, dürüst, dürüst olmayan gibi kelimelerin yoğunluğuna bulaştı. Bazen meramı anlatmak böyle oluyor işte. Olumsuzluklardan olumluya varma hali yani. 

Kimilerinin çöplüğü bitmez tükenmez bilmeyen genişlikte.. Bu çöplükten istediğini çıkarıp salmakta mahir oluyor kimileri. Adamlar uzmanlık ihtisasını bu alanda sürdürüyorlar kardeşim! Böyleleri pusuda fırsat kollayıp dururlar. Ağızlarını şapırtada şapırdata, bıyık sıvazlayıp dururlar. Böyleleri ölümün dilini bilmezler ama öldürmenin hesabını çok iyi kurgularlar.  

Kim ölüyor, kim öldürüyor? İnsanlık ölüyor, öldürülüyor, dürüstlük katlediliyor, ahlak rafa kaldırılıyor.  Daha ne olsun? “Allah ıslah etsin” demekten başka bir şey gelmiyor elimden.

Yerel seçim tarihi adım adım yaklaşıyor. Muhtarlıklar kalksın diye bağıranlar, el cepte pozlarla adaylıklarını açıklamanın telaşesinde. El cepte güçlülük pozu verenler diğer yandan “ben garibanım ablalar, teyzeler” ayaklarında. Neyin pozu kardeşim bu? Milletin karşısında her gün eğiliyoruz biz n’aber? Boynumuz kıldan ince..

Yolları yaya çok yürüdüm. Hele çocukluğum kağnı tekerlerinin ezip un yaptığı arazi yollarında geçti. O yolların orta yerinde insana gülümseyen sarıçiçekler gözlerimin önünde. O toza toprağa, o yalnızlığa, o zorluğa rağmen gülümser size. Toprağın kızgınlığına rağmen çömelirsiniz başına da duruşundan insanlığınıza çok şeyleri katmak istersiniz.

İnsanlığına külleme düşenler, düşürenler nasıl da şaşırtırsınız insanlığı! Mahsuni Şerif bestesi olan şarkının sözleriyle haykırmak geliyor içimden.

“Ben insanım benden başlar asalet/Asillere paydos, beye nihayet/Şu insanlık derde girerse şayet/Ona yar olmaktan bıktım ise yuh!”

Aldırmayın el cepte poz verenlere. Aldırmayın kendini ordinaryüs sanıp ahkâm kesenlere, aldanmayın seçimlik promosyanlara,  aldırmayın ben garibanım ayaklarıyla karşınıza gelenlere. Aldanmayın insanlığına külleme düşürenlere. Kimileri hep bir şey olmak istiyor. Gerçekten bir şey yapmak isteseler başım gözüm üstüne kardeş. Bir şey yapmak isteyenler için o kadar yapılacak şey var ki! O olmak istiyor. Olmak için de her yol mübah! Olacak ve toplumu ladesleyecek! Yuh Yuh!, Yuh Yuh!......... Yuh!!!!!

Dürüstlük bireyseldir, bir tercihtir.  Sahip olanı zenginleştirir.

Ada Mahallesi gerek kurumlar karşısında, gerek kamuoyunun gözünde bir marka haline geldiyse dürüstlük ve samimiyetin eseridir. Dürüstlüğü yüreğine yapıştıranlar dünyanın en zenginleridirler… Kendini açıkgöz sanan uyanıklar, alçakta olduklarını fark edemezler. İnsanı kendini ve içinde yaşadığı toplumu geliştirme gayreti kısık ateş gibi içimizdeki dürüstlüğü diri tutar. Yüreğim o kadar dolu ki, bu doluluk içinde yazılar bilmece gibi mi  oluyor bilmem ki…

Sağlıcakla..

Halil Oral/ Şair yazar, Ada Mahalle Muhtarı

25 Ocak 2024 Perşembe

MIR MIR EDİP DURAN ADAM!

 


İyilikler karşısında duygulanıp ağlar mı insan, ağlıyor.  Zulüm gören insanları görünce ağlamak yetmiyor yeğenim. Allahın güzellik adına yarattığının hikmetleri karşısında da duygu boşalması oluyor kardeş. Bu bende böyle nedense. Bu durumu ister sulu gözlülüğüme, ister yüreğimin narinliğine verin, isterseniz dünyada ne insanlar var deyip gülün geçin.. Ağlamanın tadı başkadır bazen!… Ağlanacak şeyler arar bulur beni veya ben onları bulurum. Görende Gönül Dağı dizisinin ağıtçısı sanacak!... Sansın n’olacak ki? Bir şey olacağını düşünsem dillendirmem bile.. Asla da gocunmam.

Kör köstebeğin yerin altına dişleriyle tünel kazışına bak, duygulan. Küçücük karıncanın toprak altındaki kolonilerini gör hislen. Cingil kuşunun sesindeki güzelliği fark et hayran hayran dinlerken göynül, boşal!...  Kaskara topraktan çıkan çiçekleri, alyanaklı meyveleri gör şaşır,  iki göz, iki çeşme boşal. Uf uf! Huyumu bilen annem, “bu kadar üzülüp durma, dert kapcen dert!” derdi. Kabri cennet olsun.. Hatıralara, geçmişe, düne dair ne varsa diz önüne, ağla dur kardeş. Kimine sevinçten, kimine üzüntüden, kimine şükürden.. Ağlama üzerine dizi yapılsa malzeme bol mu bol.  Allah her birimize çekemeyeceğimiz dertleri yükleyip ağlatmasın yiğidim.  Öylesine ağlamayı kimse yaşamasın! En azından temennimiz bu yönde.

Kiminin ağzını bıçak açmaz be ya! Vela havle, vela guvvete! Ölüye ağlamaz diriye gülmez derler ya. Yüreğine C60 beton dökülmüş gibi taş, taş!. Onlarda öyle tutturmuş gidiyor. Allaha yarattığı için sual mi, soralım şimdi… hikmetine bağlayıp ağlamayı sürdür.

Metalurjide metallerde böyledir. Demir der geçeriz, onlarda çimentoda olduğu gibi numarayla sınıflandırılır. Metallerdeki sertlik ve yumuşaklığın öylesine faydaları var ki! İnsanda sertleşen gönüller felaketleri getiriyor. Netenyahu veya onun gibilerde ağlamasını bilen bir gönül olsa zulme çanak tutup binlerce çocuk çığrışına ve ölümüne sebep olur mu? Ah ki ah!

Bu ahı çektikçe ben, yan taraftan birileri sigara tutacakmış gibi geliyor. Bilenler bilir, bir seneye yaklaştı sigarayı bırakmam. Allahtan kimse yok. Bu duygu yoğunluğu arasında oruç gidecek valla. Bana bu sabrı veren Allahı düşün ühhü ühhü! diye asıl gitsin.

“Komşusu açken, tok yatan bizden değildir” hadisini hatırla gel de deliksiz uykulara dal! Ya varsa? sorusu yüreğini delik deşik ederken, gözyaşını tut tutabilirsen.

Deminden beri mır mır edip duran ben kimle konuşuyorum dersiniz? Yüreğimi boşaltıyorum orta yere. Kendimi ele veriyorum bir taraftan. Bu yazıyı okuyan çocuklar sokakta ardımdan bağıracak, sulugöz, sulugöz! diye. Öf, Öf!. Vallahi terledim sıkıntıdan. Bir zamanlar dizilerden etkilenen insanlar, “ havuç mu olsun hıyar mı” sorularını sorarken, beni örnek alan sulugöz bir neslin ortaya çıkmasının artısını, eksini hesaplayabilmiş değilim.

Kiminin acılarla yarışıyor keyfi. Lafım yok…yüreğim millet bahçelerine ekilmiş çimenler kadar yeşilken,üzerinde çiğler dökülmeye çoktan hazır.

“Bok böceğine gül koklatsan  dayanamaz ölürmüş”  Ya duygusuza duygu yüklemeye kalksan!...

Bu noktada dilime türküler düşüp düşüp geliyor. Bi tanesini hadi birlikte dillendirelim!..

“-Kaleden iniş mi olur/ ham demir gümüş mü olur.?” Olacağı, olmayacağı bilmek, en azından kestirmek lazım herhalde.

Geceler uykusuz, geceler haram…. Sağlıcakla

20 Ocak 2024 Cumartesi

ÇALI BÜLBÜLÜNDEN SESSİZ BUĞUZLAR

 


Kışın üşüten soğuğu karşısında bedeni fizyolojik olarak ısıtacak ocak arar insanlar. Kışın don, kar ve ayazının meşakkatli yanları var mıdır? Vardır. İnsanın özgür hareketini bile engeller. Meşakkatli alanları aşmanın uğrunda olanları severim. Uğrunda olmak, hedefe odaklanmaktır. Hedefi olmayandan ne beklenir ki? Zorlukları görmeyenler, zorsuz bir yaşamın yaratıcısı olamazlar! Kışı yaşamayan, bahara da yaza da doğru anlam yükleyemez. Yazı yaz yapan, kışın tam da kendisidir belki de.

İnsanı insan yapan, kökten aldığı terbiyedir, ahlaktır.  Terbiye ve ahlaka ilimde eklendi mi korkma. Terbiyesiz ilmin genel yararından bahsetmek de zordur. Hayatın gerçek olan çeşmesine giden yolun çileyle karılmış olmasının tadı bir başkadır. Kolay olan kolay kaybedilir kardeşim.

Çilenin, zorlukların insanı olgunlaştıran bir yanı vardır. Bu vatan çileyle yoğrulmuştur. Çilesini bilenler, vatan ve bayrak kavramlarını göğsünde muska gibi taşırlar. Bilmeyenler için alelade bir kavramdır yeğenim. Bilmeyenlerin gönlünde hangi sevda ateşi yanar ki?

Ey güzeller güzeli, toprakların en güzeli! Çiçeklerin en güzelini, nebatatın en lezzetlisini sunan, askerin üzüm hoşafı içerek savunduğu güzel toprak! Üzerinde dört döndüğüm, parayı buğday olarak, kavun olarak, patates olarak, narenciye olarak, yağ olarak, su olarak, yakacak olarak sunan güzel! Para yapay bir şey olsa da sen o kadar doğalsın ki!.... nerenden tutup nasıl öveceğimi hangi şiirle, ne türden övüneceğimi bile bilemiyorum...

Ben vatanı bilirim, ben bayrağı görürüm. Bunu bilmenin zenginliği, enginliği, dinginliği ve dahi yürekliliği içindeyim. İçimde yaşayan bu definenin gücüyle kaplumbağa ağırlığı ve kostaklığında yürür dururum. Bu yürüyüş esnasında fark ederim tıslayan kirpileri, güzel ötüşlü kuşları, benim alım daha al, benim mavim daha mavi diyerek çalım satan kır çiçeklerini, arıları, kelebekleri…  bunun yanında ağzından su akan uyuz çakalları fark ederim.

Baharın, denizlerime alçaldıkça yaza döndüğünü, gözlerim göğe baktıkça göğerdiğini görürüm kardeş. Bu bakışla salarım uzayın derinliklerine astronotlarımı. Bugün, kendini saklayıp öten çalı bülbülünü taklide yeltenen ben; bu toprağı,  güzelim Anadolu’yu kusursuz yazıya dökebilsem keşke. Dünyada şeytani filmler çevirmeye kalkanlara inat, bu toprağın ekmeğini yiyip suyunu içenlerin gönüllerine bir fazla sevda düşürebilsem.

Bu torağın çocuğuyum ben. Bereket fışkırtan mevsimlerin hayranıyım. Aklı düşüklere sınır taşıyım. Mevsim kış, Filistin ayaz! Yemen kar boran!.. Kırağı döküyor her ağaç.. Füzelerin gürültüsünde gümbürtüye gidiyor huzur! Bıçkın bildiklerimiz biçiliyor korkakça.. air h ki ah!

Ilıkça yazılar yazacaktım bugün. Kıştan meşakkatten dem vurup, yurdumun çiçekli bahçelerinde bırakırken etrafta olup biteni görmezlikten gelecektim. Sınır boylarında nöbetçi askerime kalleş kurşun sıkanları sessiz buğuzlarımla mahvedecektim. İçimdeki öfke sağanağı düşüncemin rengini değiştirdi an an! Süslü çiçek bahçelerinden kırağı döken ağaçlara saldı adım adım. Sizi gidi eşek arıları, sizi gidi kan içiciler!

Anamın aşa katacak yağ, ayağıma giydirecek çorabın olmadığı günlerden dem durunca “- ne diyon sen?” dercesine bakıyor yeni yetmeler. Yedi düvelin üstümüze çullandığı günleri dedelerim kelimeler boğazlarında boğumlanırken anlatırlardı.Çorabı bulamadığım, dokuma fistanla dolaştığım günler taaa o günlerin acısıydı ne haber!....

Baş koymuşum Türkiyemin Yoluna!!!!! Sağlıcakla.

13 Ocak 2024 Cumartesi

İP ATLAYAN KIZ ÇOCUĞU!

 

Hayatın masalında çok gerçekler vardır aslında. Doğduğunuz yer, zaman, ortam, coğrafya, ailen, elinde değildir. Yağmur diye yağan yokluğun ortasına düştüğünüzde her bir şeyi ciddiye alırsınız bu gelişle, topal karıncayı aç bırakmayan Allah’ın varlığını bilerek. Tembelliğin, zevzekliğin karın doyurmadığını anlarsınız gün gün. Her anlayışta altın kıymetinde değerler, evren genişliğinde sabırlar biriktirirsiniz. Hey gidi hey! Bu sabırla yollar yürürsün.

Kimileri ip atlayan kız çocuğu kaygısızlığında ve de ağustos böceği boşluğunda cırıldayıp dururken, her bir şeye anlam katmanın derdine düşersiniz ülken adına insanlık adına. Gün doğduğunda anlarsınız gündüzün batacağını!. Seherin yelinde beslersiniz yüreğinizi gün batımında sarsılmam dercesine. Bilip belledikleriniz hazırdır yola, yollara ışık tutmaya.  

Sehere benzemez gün batımları. Gün batımları sonbaharın en hüzünlü şarkılarını besteler. Tüm bunlardan habersiz, kayıtsız, sınırsız, umarsız çengiler düzmeye kalkar kimi insanlar. Ne kötü, ne acı!..

Kışlar buz keser. Soğukları zehir solur. Acımaz, aldırmaz. Azcık güneş görsün cıvır hemen. Bulaşır bulaştırır. Bu yüzden bilmek gerekir kışın kışlığını!

Tembellik can bezdirir. İlim irfandan bile uzaklaştırır insanı. İlim irfandan uzak kalanlar boş işlerin çizgileri arasında şapırdar dururlar kaygan balık misali. Ne kötü, ne acı, ne vahim! Uf, uff!

Kolaya alır kimileri her bir şeyciği, hele de hayatı. Kendi kolaycılığına ve de sulanan ağzına  destek arar kimileri. Olmayan ilim irfanıyla şapırdar durur. Aklının estiğince yol düzer durduk yere. Aklından geçen akıl almazlıklar sevgiyi, sevdayı, iyiyi, doğruyu, insanlığı, vefayı, biri, birliği, dirliği sıfırlar kendi içinde. Kıyamazken, üzülürüm böylelerine. Böyle anlarda mırıldanırım Sezen’in “Ağlama gözbebeğim sana kıyamam” şarkısını.  Mırıldanırken buğulanır gözlerim. Başkalarının kayıtsızlığının kaygısındayken yetişir imdada bu şarkı. Kendi insanlığınıza kıymanın hesabını yaparsınız bir vakit. Yorar, yorulursunuz içinde sisler uçuşan gecelerde. Üşüyüp üşüyüp giderken, pencereden ay’ı görür ayar, aydınlanırsınız. İçinizdeki güzelliğin sesini kısamazsınız. Ufukları küçültemezsiniz, hayalleri söküp atamazsınız, iyiliklerden vazgeçemezsiniz, kötülük besleyemezsiniz. Tüm bunlar sizin insanlığınızın asil elemanlarıdır. Vazgeçtiğinizde neler ölmez ki….Of, Offf!..

Oflayıp üflemelerimi içinde duygusu olanlar anlar sadece. Vurgusu bir başkadır kardeş. Okutmaya kalkın bunları bakalım yapay zekaya. Iııh, veremiyor kardeş duyguyu. Beceremiyor vurguyu. Sayısal hesaplarda üstüne olmasa da, duygu  sıfır cancağızım!

Toplumsal hizmete soyunan kimilerinin vallahi bu robotlardan farkı yok. Anlamıyor, anlayamıyor. Katımı katı. Demir yığını. Taş mı taş! Taşta ot mu biter bee!..Yuhhii! Bu da bir haykırış! Nasıl?

Şu yazıyı bitirince fasılasız gün göbeğe vuruncaya, kış kırağısının esamisi kalmayıncaya kadar uyumanın hayali depreşiyor içimde. Hayal de hayaldir işte, gel de gör! Bu kadar düşüncenin, bu kadar kaygının, bu kadar meselenin içinde döşek taşlaşır be yeğen! Dön babam dön!... Düşünce uykumu bırakır insanda. Düşünce rahatlık mı verir? Sezen’in göz bebeğine kıyamaması, kaygısını çektiklerinin değmezliğine dair mi dir?

Gel de sav bu düşünceyi içinden. Gel de yüreğine dokunanları sil at! Duygular preslenmiş içimde. Çıkıp çıkıp geliyor gecenin orta yerine türküler. Geceler haram oldu! Sağlıcakla..