7 Ocak 2026 Çarşamba

KENDİ KENDİNİ MARİZLEMEK!

 

Herkesin bir hikâyesi vardır. Hikâyeleri anlat anlat bitmez. Biz de hikâyeler dinleyerek büyüdük zaten. Dinlemesini bilmenin de kendine has öyküleri, kendine has birikimleri vardır. Dinledikçe anlatmasını öğreniyor insan. Sonra; Anlatılamayanları anlatmak, dilsizin dili olmak, duygunun tercümanlığına soyunmak gibi eylemlerin yolculuğunda buluyorsun kendini.

Yıllarca kırsalın denizinde kulaç atarken, gerçek adına zamanın cebinde biriktirdiğin ne varsa, dökülüyor önüne. Köyden kente göçmenin haylazlığında değil ki, yüreğinde birikenler.  Vakit geçirmek, oyalanmak kolaycılığından öteye düşüyor her cümle. Posta kutusundaki mektuplar misali. Aç aç oku, yaz yaz anlat. Köyler boşalsa da bir bir, hatıralar o kadar dolu ki!

Beni tanıyan herkes babamla benzerliğimi ifade eder.  Bu benzetmeden son derece mutlu olurum. İnsanın aslı neyse nesli odur. Çok şükür! Bu kadrin altında enikonu böbürlenme hissedebilirsiniz. Bu zenginlik başka türlü nasıl ifade edilir. Bu benzetmeden, bu kıyastan zevk alıyorum açıkça. Bu zenginliğin dinginliğinde ve samimiyetinde hece hece, satır satır yol alıyorum kendimce.  Hangi heceyi hangi kelimede, hangi cümleyi hangi eylemde yerli yerine oturtabilirsem. Hissedişleri en saf haliyle orta yere nasıl dökebilirsem.

Yollarında yoruluyorum en azından. Kente göçen köydeki eski yerlilerin bağ bahçe, sulak tarla sattığı gibi davranmıyorum mesela. Dilimi de, duygumu da yüreğimde, tüm duyularımla diri tutuyorum bıkmadan. Hatırlıyorum, hatırlatıyorum! Kayda geçiriyorum bir yandan. Sözün gelişi deyip atlamıyorum. Geçmişimi hatırladıkça duygularımla sıkı fıkı oluyorum.

Kırsalın tozlu yollarında, motorlu araçların kıt olduğu yıllarda “sürücü belgesi- ehliyet” sahibi olmanın hevesine kapılınca ben; Kimileri, “sanki kamyon şoförü mü olcen” diyerek hafife aldıkları gibi, okuyup yazmama boş iş bakışında duranlara inat; Yazmanın ehliyetine sahip olma adına duygu harmanlarında çiçek sepetleri örüyorum saat saat, gün gün!  Sayfaları şenlendirip duyguları fişeklemenin sevinci sarıyor yüreğimi okuyup yazdıkça! Hey gidi hey!

Bu hey heyler arasında yazmaya kapılıp coşuyorum kardeş!

 Yüreğin odacıklarında örümcek ağları yoksa tozlu raflar oluşmamışsa, ıvır zıvır değilse duruş; kaynağın odak noktası okumak ve yazmaktır cancağızım.

Biz böyle didinirken, biriktirdiklerimiz küpe çiçeği gibi gözümüzde dipdiri duruyor. Bunları yazılarımızda bayrak gibi salladıkça; insanlığın hissini tatmamış olanlar, hafifliğin meşrebinde durabilirler. Olsun. Herkes yoluna!

Ekin tarlasında pıtrak, diken demeden buğday başağı topladıkça büyümüş en temiz duygular. Zurnanın kamışına üflerken, mızrabı tele çarparken terennüm etmiş türküler. Naylon yapışmış çerçevelerin arkasındaki kireç sıvalı odalarda bulaşmamış üstümüze kir!

Emniyetin yüz binleri pisliğe bulaşmışlara mesai harcıyor. Kader değil kimininki, tercih tercih! Benle kafa bulmaya çalışanlar, arkadan atanlar, çoktan kafayı bulmuşlar yeğenim! “İflah olmaz” derdi Anam.  Kötülüğe dadanmış kimileri. Adamakıllı bulanmış kire! Kimi kendi kendini öldürmüş de kırkından haberi yok.

Yazdıkça sırdaşlığımız artıyor bak! Göynümüz genişliyor küpe çiçeklerinin kırmızısı gözümüzde sallandıkça. Yere düzgün bastıkça; gündüz güneşin, gece parlak yıldızların aydınlığında yepyeni hayaller dokuyorsun. Kimileri yanlışın koskosluğunda kendi kendini marizlediğinin farkında değil birader! Köyün okulunda bir öğretmenimiz; “Allahın acımadığına siz acımayın” derdi. Fakat yüreğimizde ki insanı yan “deme böyle” deyip dürtüklüyor bir yandan. Sağlıcakla.

Hiç yorum yok: