12 Ekim 2021 Salı

AĞLA SEN

 


 

Zifir sarı gör dünyanın halini

Yön görüldü kanat taktı ağla sen

Gök hiddetli döktü geçti selini

Bel görüldü boynun yıktı ağla sen

 

Gökler göçer üstümüzden yıkılır

Susuz toprak tam belinden bükülür

Tüm umutlar yüreğinden sökülür

Yer yarıldı yağmur sekti ağla sen.

 

Gökyüzünde güneş vardı ay vardı

Bulut ağlamaklı mevsim bahardı

Yeşeren umutla vakit seherdi

Gök darıldı bulut çekti ağla sen.

 

Türkü çığır ağıtlar yak durma sen

Dualara kilitleri vurma sen

Ona buna yalvarıp da sorma sen

El sarıldı umut çöktü ağla sen.

 

Zelzeleye hortumlara bak hele

Gücün varsa bir hizaya sok hele

Aciz kulken yarışlara çık hele

Dal kırıldı çürük çoktu ağla sen

 

Mevsimler değişti ürün değişti

Mideye inince türün değişti

Kadının kızın erin değişti

Gem vuruldu ağız pekti ağla sen

 

Ayrı düştük düşüncede görüşte

Karıncalar geçti bizi yarışta

Kulplar taktık güzelliğe her işte

Sin örüldü bize haktı ağla sen.

 

Çoban Çeşmesi’nin kurudu dili

Üretim yolunda sürüdü beli

Yan gelip yatmanın gelince seli

Sal kuruldu gizler çıktı ağla sen.

6 Ekim 2021 Çarşamba

ŞAPŞART!



Küçükken yoksulduk. Köy ormanlarının saldığı bolca oksijeni soluyarak geçti çocukluğumuz. Ermenek lastiğini delip geçen çok dikenler battı çocuk ayağımıza. Körpe ellerimizin soğuktan çatır çatır çatladığını bilirim mesela. Yağsız çorbalara salladığım tahta kaşıkları da..  Karakavuk otunu,  gelinciği tuza banıp yemeyen bilmez yokluğu, yoksulluğu. Beş numara gaz lambasının şavkında çalışmayan hissedemez karanlıkları. Körebe oynamayan, ağaçtan mamul oyuncaklarla hayal kurmamış olanlar fark edemez alın terini. Tarlada başak toplamayan hissedemez ağustosun can daraltan sıcağını. Yokluğun kimler tarafından nasıl alaya alındığını tahmin edemez.  Fakirliğin çekingenliğini yaşamayan dertle hemhal olmayı bilemez yarenler. Fakirlik çekingenliğin yanında utanma duygusunu da yükler yüreğine. Of Off!

Şahsi yaşantının ehemmiyeti farkına varmak açısından önemlidir kardeşler.

Dün çocukluğun yoksulluğunun yarattığı çekingenliğini yaşadık biz. Ne garip ki bugün de yaşlanmanın yarattığı tedirginlik var üstümüzde. 

Rahmetli anam, “yakışırken giyin, ağzınızın tadı varken yiyin”! derdi. Derdi de zor vakitler bize düştü hep.  Hiç olmazsa göz görürken yazıya dökeyim yaşadıklarımızı. Yazdıklarımın gücüne sığınayım hiç olmazsa.. Bu gücün ilhamıyla güçleneyim. En gerçekçi şiirler düzeyim duygu duygu.

Bilgi, insanın gerçeği duymasına yetmez cancağızım. En gerçeği yaşamakla olur. 

Behçet Necatigil bir şiirinde,

“Bilgi! Kitaplar ne bilir,

Ben ölçmedimse bütün ölçümler boşuna

Yağmurların sözü nasıl edilir,

Alnım ıslanmadıysa yağışlarında” demiştir. Doğru mu doğru kardeşim. Benim yaşadıklarımı yaşamayan şu yazıyı okurken bile duyguyu tam olarak hissetmesi ne mümkün, ölçmesi de…

Yazının birkaç cümlesini okuyup okumaktan vazgeçenler bile olabilir. Bana ne adamın yokluğundan yoksulluğundan diyebilir. Der mi der! Amma, ben ve benim gibilerin yaşantısı şahsi yaşantı olarak kaldığında sosyal manası da olmaz ki! Marifet, bunları okurken ders çıkarmaktadır. Dersler bir sürü kapıyı açar insana. Sabrı, şükrü, ölçüyü, ölçeği gösterir yüreğe. Başkalarına gidip kendine dönmesini öğretir en başta.  Dahası birlik olma hissini güçlendirir.  Dertler paylaşıldıkça azalır, sevinçler paylaşıldıkça çoğalırmış. İşte bunun için anlatır dururum çocukluğumu da yaşlılığa giden yoldaki duygularımı da.


“Seni beni üzen dertte/ Çarpar bir milletin kalbi/ halkın çoğu bizim gibi/ Bunun lafını etmekte” diyen Necatigil, bir başka şiirinde, “Bir küçük çocuk/ Yıllarca öncem/ Korkar mı gitsem yanına/ Çocuk sen bensin desem”

Ben aleni olarak ve en sempatik halimle “ben sizim” derken siz de gelin “sen bizsin” deyiverin.

 Başkalarının hissini kendi kalbinde duymak kafi gelmese de insan olmanın şartlarındandır. 

Hem de şapşart! Sağlıcakla..