İyi gibi durup, iyilik yapmamak; aldatmanın, ütmenin, yanıltmanın bir başka biçimidir. Bunu en iyi anlatan söz şöyledir. “Ele verir talkını kendisi yutar salkımı”. Bu durumu tarif edebilecek çok söz vardır. Bir türlü konuşup, başka türlü davranmak mesela. Ya da; söylediğiyle, uyguladığı birbirine tutmayan kişiler içinde bu türden algılar oluşur. Dinimizin söylemleri açısından bakacak olursak tarifi tek başına “münafıklıktır”. Bu türden kişilerin davranış ve söylemleri zıtlıklarla doludur. Böyleleri toplumun önemli değerlerine o kadar çok zarar verirler ki, sorma gitsin!
Mevlana, şefkat ve merhametten
bahseder mesela. Şefkat ve merhametin güneş gibi her yeri kaplaması
gerektiğinden dem vururken, hepsinden önemlisi “ya olduğun gibi görün, ya da
göründüğün gibi ol” der örneğin.
Spor deyince akla gelen futboldur.
Oysa spor sağlıklı kalmak için yapılan sistemli beden hareketidir. Spor; beden
sağlığı kazandırır mı, kazandırır. Özellikle yetişmekte olan gençlere girişim
yeteneği, dürüstlük, sebat ve sadakat gibi güzel alışkanlıkların sahibi yapar.
Olması gereken, olmasını beklediğimiz fevkalade davranış biçimidir bunlar. Yani
spor tam bir eğitim unsurudur vesselam!
Fakat güzel şeyleri aşırılığa
taşıma da üstümüze yok. Araç olmaktan çıkarıp türlü amaçların unsuru haline
getiriveriyoruz. Spor, spordan öte hayat tarzı haline geliyor durduk yere.
Spora eğitim unsuru olarak bakarken, üretmeden kazandıran bir meslekmiş gibi
karşımıza çıkıyor. Seyirlik doyum malzemesi, ekonomik büyüklükle nasıl tarif
edilip denkleştirilir?
Spora dayalı şans oyunları!?
Ühhüüü! Rekabet etme ve üstün gelme eğilimleri de aşırı sertliğe hatta son
zamanlarda tepeden tırnağa bahis ve şike gibi tehlikeli, dürüstlükten uzak
mevzulara bulaştırıveriyor. Kendini
başka spor grubunun içinde hisseden insanlar, birbirlerine düşmanlaşıyor.
Sporun temel amacı insan sağlığını korumak iken; getirdiği noktaya bakar
mısınız?
İyi gibi durup, iyilik yapmamak
gibi bir cümleyle başlayıp, farklı mevzulara dalmıyoruz aslında. Araç ve amaç mevzusu etrafında dönüyor
mesele. İnsan dediğimiz varlık, işin içinde olunca gözünün içine bakarken
ütülüyorsun! Beklenenle sonuç farklılaşıyor.
Bahsettiğimiz şeyler genelleme
yapar gibi anlaşılmasın. Güzel şeyler, böyle, böyle, ufak, ufak derken şekil
değiştiriyor kardeşim. Büyük meseleler, minnacık oluşumlarla cerahatleşiyor.
Umudumuz, araç olarak baktığımız şeylerin rolünü aktif olarak yerine getirmesi.
Karşı tarafın oyuncusunu geçebilmek
için fırsatını bulsa bacağını kıracak. Amerikan güreşinde organizatörler için
oyuncusu ölse de mühim değil yeğenim. Yeter ki kendisi kazansın. Yaaa, şimdi maksadım daha net anlaşıldı
sanırım.
Bu konuya nasıl saplandım ben de
anlamış değilim. Mesele sporun kendisi değildi.
Asıl mevzuu sporu bizim hangi noktaya getirdiğimiz. İnsan bedenini
sağlıklı kılmak için araç edindiğimiz sporu saptırılmış amaçlara kaydırınca bir
büyük parantez açma fikri oluşuyor insanda.
Yani önemsiz sandığımız
meseleler, küçük ayrıntılardan
besleniyor cancağızım!
Şimdi kötülüğü amaç edinmiş
birileri çıkıp, sporun düşmanı ilan etmesin bizi! İyiliğin, güzelliğin,
sağlığın, sabır ve sebatın velhasıl öze yakışır has alışkanların aracı gibi
gördüğümüz şeyler amaç uğruna küçülmesin. Tam olarak kaygımız bu!
Sporun seyirlik bir yanı vardır
ancak asıl beklediğimiz seyir değildir. Sosyal medyadaki maç sonrası kritikleri
hepimiz izliyoruz. Atışmalar, sertleşmeler, restleşmeler, atışmalar… Öfkeler
top olup yuvarlanıyor ortalıkta.
Gençlerin enerjisi toplumun
geleceği olacakken sonuç hüsrana sebep olacak boyutlara ulaşıyor. Spor iyi gibi
dururken iyi olmayan eylemlere götürürse, “koşarken yorulmak” denir buna.
Sağlıcakla
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder