20 Ağustos 2023 Pazar

BABAMIN TÜRKÜSÜ MUHANNET

 


Bir arazimiz var ekeceğiz!  Ne ekmeliyiz? Şuraya pancar, şuraya domates, şurasına biber, şuraya buğday,… ekmekten maksat; para kazanmak. Tam olarak rahmetli babamın hesabı bunlar.

Oysa para hırs yapar insanda. İnsani pek çok değeri yok eder. Para pek çok şeyi ezer geçer… İnsanın elini yakar elini! Para dediğin ihtiyaç kadar olmalı yeğenim….Fazlası bozar, bozgunluk yapar. Ya azı? Azına da can dayanmaz. !!!!!

Madem bozuyor para insanı, daha çağdaş  projeler koymalı ortaya. İnsani şeyler ekmeli toprağa.. Şu araziye halıdan saha, şurasına futbolluk saha, şurasına çimden saha, şuraya seyirlik saha,  yürümelik saha, koşmalık saha, mangallık saha, çimmelik saha, yüzümlük saha, parklık saha, kaymalık saha. Dön babam dön! Kay babam kay! Hatta sayıları artmalı bunların. Baksana yer bulunmuyor mevcut sahalarda. Ekimlik sahalar azalsa da fark etmez kardeş. Bağdaş kuracak yerimiz olsun da ekinlik yerimiz olmasa da olur cancağızım!..

Bazıları uzayda saha ararken, mangallık yer mühim!.. Hem mangallık yerlerde yakan top, mendil kapmaca, kör ebe filanda oynanıyor.  Oralar da süzüm süzüm süzülüyor insanlar. Yaprak dolmasının bile tadını çıkarıyor cancağızım. Bağdaş kurmanın tadına vardıkça asma yaprağına su verecek kimse kalmamasının önemi mi var?. Kay gitsin, sar gitsin!

Rahmetli babam hiç düşünmezdi, düşünemezdi böyle şeyleri. Kırk yılda bir Dereli kaplıcalarına gitmeye heveslensek,  “uyuz mu var sizde?” der,  depreşen hevesimizi kırardı. En hevesli anlarımız öylesine geldi geçti. Bu yüzden kalakaldım ben çağ dışı.

Okumak, araştırmak, keşfetmek gibi bi derdim yok bu yüzden. Dert olmayınca bağdaş kurmanın keyfi başka oluyor.

Milattan önce 620 yılında Aydın ili civarında yaşayan Thales fakirliğinden dolayı ayıplanmış. Napmış Thales; okumuş araştırmış keşfetmiş!  Yapma yav! Uf, ufff!

Babam arazimizi tecrübesine göre ekimlere ayırırdı. Hangi bölüm nadas, hangi mevki ekinlik tecrübeyle nöbetlerdi. Yani geçmişin uygulaması  diyebilirsiniz siz. Ama gördüğümüz odur ki, arpalık dediğimiz toprağa eften püften şeyler ekmez, nadasa da koymazdı. Amacı topraktan para kazanmaktı, topraktan aşı ekmeği çıkarmaktı.

Topraktan aş, ekmek çıkarmak gibi dert mi kaldı . Milletçe oturacak yerler lazım birader. Otur otur, yat otur! Aş ekmek nasılsa bulunur. Burada olmasa gezegenlerde….Özgür düşünce bu işte!

Pandemide nasıl buldular aşıları şıp diye!  Tıpış tıpış gittik aşı sıralarına. Hapları onarlı yutturtular valla! Aşıları oldukça ölümsüzlüğün aşısını olduk, hapını yuttuk gibisine keyiflendik. Sonra.. Vay anasına! Dedik kimi vakit..

Bize ekilecek değil, oturacak bahçeler lazım yeğenim. Otururken anlaşılmıyor iğnelerin acısı.

Çoğalsın, oturulacak bahçeler! Çoğalsın oturuşlar! Tutkunun bittiği yerde artarmış mutluluklar! Kaygılarım bile oturdukça dağılıyor ne haber!

Yaşasın mutluluğum!. Yaşasın otururken yan gelip yatma özgürlüğüm! Yaşasın kaygılarımı dağıtan düşlerim.

Yaşasın babamın türküleri!

Beni muhannete muhtaç eyleme!

Sağlıcakla..

8 Ağustos 2023 Salı

KÖR EBE

 


Mutluluk üzerine araştırma yapmaya kalksak az buçuk bir tahminim var da, tahminden öte tam olarak gerçeği görmek isterim aslında.

-Mutlu musun?

-Hayır

-Herhangi bir sıkıntın var mı?

Ühhü ! sor da çekil.. Sıkıntının bin türlüsü.  Bunlar da var mı dedirtir insana.. derken şaşırıp kalırsınız.

Kanaat kalmadı kanaat! Yazının başında hem de bu noktasında bu lafı ettim ya! Damganın en alâsını vurmuştur bile kimileri. Dur dinle bir hele demeye fırsat bırakmadan. Ardından lafı nereye getirecek demeden. Kanaatsizlerin her birini gözüme gözüme sokmaya kalkanlar bile olur. Kanaat en büyük zenginlik aslında. Mutluluğun da en görkemli anahtarı kardeşim. Mutsuzluğun ana sebeplerinden biri kanaat etmemektir yeğenim. Kanaat etmek durağanlık da değildir oysa. Kanaatsizlik hırs gibi dermansız bir hastalığın baş mimarlarındandır tam tamına.

Dünya nimetlerine karşı zaafı olanların hırs hastalığına kapılmaması imkânsızdır. İnsanın değerli üç hazinesi vardır. Saklanıp korunması gereken önemli değerlerdir bunlar. Sevgi, kanaat, tevazu.. 

Kanaat eden insanlar cömerttir de. Mütevazı olanların yöneticiliği güzeldir. Aza kanaat etmeyenlerin hayatı ızdıraplı geçer. Kanaatten nasibi olmayanı dünya malı nasıl zengin eder birader. Hep dahası dahası.. Kiminde paranın hırsı, kiminde makamın, mevkinin hırsı. Uf! Uf!  Ne büyük felaket. Sağlık mı kalır insan da be kardeş. 

Sevgi, kanaat, tevazu… Kelimelere bakar mısın?  İç zenginliğini yaratan devasa değerler. İnsanı saran sarmalayan ipeksi gömlek.

Sevgi; insanın hamurunda olan bir tohum. Bu tohumu çatlatabilmek elimizde. Geçici şeylere yönelip hangi acıları çektiğimiz de kabak gibi ortada. Kıvranıp duruyoruz be birader. Hırsımız, kanaatsizliğimiz, es geçtiğimiz sevgi hangi prangaları vuruyor fakında mısınız?

Başarılı olmak mı değerli olmak mı? Hangisi önemli sizce? Ühhü! Kavramlar birbiriyle içe. Eştikçe çoğalıyor, eşeledikçe karmaşıklaşıyor. İç zenginliğinden psikolojiye, ordan sosyolojiye dallanıp budaklanıyor. Tüm bunlar için daha çok okumak, kendimizi zenginleştirmek gerekiyor. Ütmenin dalkavukluğuna değil vermenin çömertliğine soyunmak gerekiyor.

Bir ayağı Kaf dağınd,a  başı Everestin üstünde dolaşanlar, iç zenginliğinizi kontrol edin. Kişilik elden gittiğinde maddi zenginliğin hükmü kalmaz yeğenim.

Yaşamak bir şeyleri birbirine bağlamaya çalışırken anlam katmaktır. Anlam katmanın kolay yollarından biri de aynaya bakmaktır. Kendimizin ne olduğu  önemlidir çünkü.

Necip Fazıl Kısakürek: ‘Bazı insanlar alçak günülüdür. Bazıları ise alçak olmaya gönüllüdür’

Küçük öz veriler, iyi davranışların habercisidir bazen.

Bense harmanlanmış duygular için de kör ebe oynayan duygusuz.

Mutlu musun? Iııh!

Sağlıcakla..

1 Ağustos 2023 Salı

BİZ VE FETİH


Bizim yaş gruplarının görsel basınla tanışması çok eski sayılmaz. Hele kırsalda yaşayan insan için televizyon filan oldukça yeni. Radyolar vardı.  Rahmetli babam ajansları hiç kaçırmaz memlekette neler olup bittiğini ordan öğrenmeye çalışırdı. Müzik için pikaplar, gramofonlar sayılı insanda olur ya da hiç olmazdı. Benim bu yazdıklarımı okuyan yeni nesil, ohoo!!, ot gibi de yaşanmaz ki diyerek tiye alabilirler. Biz demiryolu boylarında bulduğumuz gazetelerdeki kültür sanat yazılarını bile okur, radyodaki arkası yarınların saatini iple çekerdik.  Türküler çıktığında radyoyu kulağımıza yaslardık. Büyüklerin hatıralarını, dilden dile aktarılmış hikâyelerini dinlerdik.

Ülke, bu hikâye ve anıları dinledikçe büyüdü ne haber! Tembel değildik. Daha ilkokula başladığımızda üretimin içindeydik. Çalışkandık, düşünceliydik, sosyal ve ahlaki değerleri ailede kavrayan bireylerdik. Üretkendik! Bu yüzden kendi oyuncağımızı kendimiz tasarlardık.

Akıllıydık, erdem sahibiydik.

Önce sağ sol diye ikiye ayırdılar. Kimi sol dedi kimi sağ. Kimi sosyalizm dedi kimi kapitalizm.  Kimi türk dedi, kimi kürt! Kimi Sünni, kimi alevi!  Laik, anti laik! Uf Uf!! Çattılar, çatıştırdılar yeğenim. Akılları çeldiler, zihinleri bulandırdılar kardeşim.

Şimdi farklı bir nesil peydahlanmakta. Duygusuz, vicdansız, algısız, saygısız, sabırsız, özensiz.. Yalansa yalan deyin birader!. Lise düzeyindeki gençlere bir bakın. Allah aşkına dikkatli bakın.  Bakarsanız anlarsınız kim neyin tutsağında..

Sınavlarda birincilerin sayısının arttığına bakmayın siz. Kaç gencin kafası büyülü dünyaların içinde görün. Son yıllarda artış gösteren mezuniyet törenlerinde gençlerin durumuna bir göz atın.  Allah adına atın!

İnsan iç veya dış nedenlerle bir teneffüs problemi yaşamazsa soluduğu havanın kıymetini bilmezmiş. Sosyal medya, görsel basın ve televizyonlar yüzünden kimlerin problem yaşadığını tespit etmek başlı başına araştırma konusu. Ama görünen o ki, ‘sosyal medyadan tanıştığım” diye başlayan o kadar çok mağdurlar görüyoruz ki, rastlıyoruz ki!..

Diyeceğim o ki, yeni nesil ve umutsuz insanlar üzerinde görsel basın ve sosyal medya tam bir propaganda aracı. Tesirinde kalan insanların hayatı alt üst oluyor hayatı.

Televizyon programlarında siyasi tartışmalarda dahil pek çok yayını iptal etsek, alanında başarılı olmuş insanların başarı öykülerini içeren yayınları artırsak, bir akşam birini ertesi akşam ötekini, işadamlarını, düşünürü, sanatçıyı, sanayiciyi sahip oldukları imkanları, hayatları, mekanları başarıya götüren anahtarları peş peşe sıralasak çok geçmez gerçek manada çağ atlarız çağ!

Sosyal ve görsel medya bilgi sahibi yapmaktan çok bir veya birilerinin amacına kanalize etme aracı olarak ortaya çıkıyor. Akıl ve düşünceden uzaklaşan insan  kanalize olmanın hastalığına kapılıveriyor.  Hastalanan insanda hak hukuk bilincinden tut da pek çok maddi manevi olgu değersizleşiyor cancağızım.

Sonrası bir curcuna bir curcuna sorma gitsin! Şimdi kendimizi fethetmenin zamanı. Sağlıcakla

23 Temmuz 2023 Pazar

SAÇLIK OTU VE STOP!..

 

Maddi yokluklara, fiziki pek çok eksikliğe rağmen, kıstırılmış bir çocukluk yaşamadığımızın ancak bugün fark ediyoruz. Var olan hayvanlarımızı otlatırken tabiatı tanımanın özgürlüğünü yaşamışız en başta. Börtü böceğin doğadaki davranışlarını gözleyip dersler çıkarmışız akıllım!. Doğadaki canlıların doğumla ölüm arasında yaşamsal savaşlarına şahit olmuşuz gün gün. Sıra kayası oynarken, saçlık denen ottan fırlatma füzeleri yapıp stop çekerken özgür düşlerin en kaygısız heyecanlarını yaşamışız güzel kardeşim. Bu bizim en büyük zenginliğimizmiş meğer.

Biz heyecanla saçlık otlarını göğe fırlatırken kimlerin bize stop çekmesinin hesabın da olduğunun farkına bile varamadık.

Teknolojinin ilerlemesiyle iletişimin arttığını sanırken hangi kirli oyunların oyuncusu olduğumuzu, hangi gündüzlerin karanlığına hapsedildiğimizi anlayamıyoruz bile. Of, Offf!

İletişim arttıkça, güvenlik temel ihtiyaç haline geldi ne haber!..

Telefonlar, tabletler; anasından yeni doğan çocuğumuzu esir aldı yalan mı? Onsuz yemek yemiyor, onsuz dur durak bilmiyor. Çocukları esir alırken biz dışında mı kaldık esaretin. İmam hutbedeyken telefonda gezinti yapan onlarca cemaat var camide.. Camideki cemaat iletişimin gözetiminde.  Gözledikçe gözetiyorlar(!) bizi, ahbap bildiğim!.

Elektronik ortama tutsak edilen biz; elimizdeki tablet, bilgisayar,  bir türlü kopamadığımız cep telefonu yoluyla teknolojik gelişimin bireyi, bilgi toplumunun ferdi olduğumuzu sanırken gelişim ve iletişim bozukluğunun pençesine düştüğümüzü anlamıyoruz bile. Ne acı, ne yakıcı!

Bu yakıcı ve kıstırılmış durumdan kurtulmak için ne yapmalı? Benim kendimce önerilerim mutlaka var da “-Hadi ordan!” demenizden çekinirim cancağızım!

Doğa yürüyüşlerine çıkalım. Kızılay gibi bazı kuruluşlarımız zaman zaman bunu yapıyor mesela. Katılalım. Müzik gruplarına dahil olalım. Çocuklarımızı belediyelerin hem enstrüman hem koro çalışmalarına dahil edelim, dahil olalım. Kendi türkülerimizi kendimiz söyleyelim.

Masal günleri, şiir günleri, tiyatro günlerini artıralım.  Açık havada oturup boş boş çekirdek çıtlatmaktan öte ne varsa sayılarını artıralım.

Üreten değil tüketen,  satan değil anlamsızca alan,  veren değil harcayan, paylaşan değil yalnızlaşan, güçsüz ve ümitsiz birey yapan, endüstrileşmenin yarattığı yalnızlaştıran hayal dünyasından kurtulmamız şart mı şart.

Özünde sosyal bir varlık olan insanın robotlaşması, ruh sağlığının bozulması hayra alamet olmasa gerek.

Kapı çerçevesi muhkemleşen evler, kepengi çelikleşen dükkânlar, türlü türlü güvenlik kameraları, alarm sistemleri hapishanelerde değilde nerde olurdu. Bu hangi yalnızlığın hapishanesi.

Belediyelerimize, tüm okullarımıza, üniversitelerimize, diyanet işlerine, sivil toplum örgütlerine, tüm yerel yönetimlere daha fazla, daha fazla görev düşüyor kardeşim. Adamlığın yarışlarının kimseye faydası olmayacak. Kuru kuru sempozyum bildirileri yayınlamak yetmez. Çıkışın yollarını resmeden gayretleri artırmalıyız.

Sağlıcakla…

21 Temmuz 2023 Cuma

ESTETİK!....

 

Duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının topuna kültür deniyormuş.  Bu tarifi yaparken sözlüğün sözcüsü oldum ben.

Şimdi ‘kültür’ sözcüğünü ne kadar yerinde kullanıyoruz ayrıntılı bakmak lazım. Kültürlü insan dediğimiz zaman ne anlıyoruz da neyi ifade ediyoruz.  Kendi kendime böyle sorular sorduğumda dilim dolaşıp kem küm etmeye başlıyorum. Zihnimde düşünceler kayboluyor, kelimeler dağım dağım dağılıyor.

Bendeki bu durumu dost meclislerinde anlatınca herkeste akıl veren fikirler havada uçuşmaya başlıyor. Vitamin takviyesinden, çörek otu yutmaya varan öneriler.. Allah öneri üretme zenginliğine sahip dostları çevremizden eksik etmesin. Var olsunlar.!!!

Kent kültürü, köy kültürü, kahve kültürü, sokak kültürü, okul kültürü, sınıf kültürü, sofra kültürü, cami kültürü, cemaat kültürü, din kültürü, siyaset kültürü, spor kültürü, yemek kültürü, giyim kültürü, müzik kültürü, harcama kültürü, doğu kültürü, batı kültürü, Yörük kültürü, roman kültürü ühhüüü sayda say!

Kültürün sanat tarafı vardır ki estetik bir biçimde insan ruhunun en derinlerine inme şansına sahiptir.

Toplumsal değerlerimizin birbirine bağlı olduğunu  inandığımız an gelişim süreci hız kazanır.
kültürel adlandırmalar içinde günlük hayatta karşılaştığımız, biz farkında olmadan değişen kültürel değerlere şöyle dokunup geçme becerisini gösterebilirim inşallah.

Bilgili insan kültürlü müdür?  Bilgilere düzen verebilirse kültürlü demek mümkündür. Düzenden sanata oradan biçim ve estetiğe geçilebilir.

Bir terzi düşünün biçme ve dikme konusunda bilgilidir. Bu bilgiyle farklı giyim modelleri oluşturup toplumun kullanımına sunar. Yani giyim konusunda yepyeni bir kültür yayılmasına sebep olabilir. Sebep olunan kültürün, toplumsal değerlerimizle uyuşup uyuşmadığına bakmak lazım.

Son yıllarda özellikle gençler arasında yaygın hale gelen giyim tarzının değerlerimizle çeliştiğini görmek ne acı şeydir. Nerdeyse yarı çıplak dolaşan kız ve kadınlarımız hangi kültür yozlaşmasının içindedir. Bu konuda hiç kafa yormayacak mıyız? Kültürde özgürlükten yana tavır koyanlar olsa da toplumsal değerleri alt üst edecek sözde kültürel gelişmeye de “hop” demeyecek miyiz?

Yüz bin nüfuslu bir ilçede genç kızlarımızın son yıllardaki giyim kuşamı hangi duyuş ve düşünüş birliğinin ürünü. İlhan Şeşen’in şarkısında ki ifade gibi “neler oluyor bize?”….

Kültür toplumsaldır hem de kamusal. Gereksinimleri karşılayan bir yanı vardır.  Yarı çıplak gezerek hangi toplumsal, kamusal yarar ortaya çıkar. Çıplaklığı öne çıkararak hangi faydalı gereksinim temin edilir.

Birlikte yaşama hazzı duyduğumuz kentlere şöyle bir göz atın. Güven ve tedirginlik yan yana kardeş. Yanlış libas bürünmüş kavramlar fing atıyor. Bazı kavramların yanlış olduğunu söylemekten çekinir oldu insanlar. Sokakta yüz kızartan girişimlere tüh! Diyecek cesareti kimse kendinde bulamayacak mı?  Ada mesireliğinde hem de kalabalığın orta yerinde çoluk çoçuğun içinde yüzleri bile kızarmadan hoyratça ve arsızca öpüşmeler hangi kültürün habercisi olacak.

Hangi bilgili insanlarımız bilgiyi düzene sokarak çıplaklığı estetik olmaktan çıkaracak merak ederim. Sağlıcakla…

19 Temmuz 2023 Çarşamba

İÇİMDEKİ DOLAŞAN

 


Bazı vakitler şehirlerin nabzını tutmak ya da tutmaya kalkışmak oldukça zordur. Curcunaya kurban gider insan. Bu yüzden uzun süredir gözlemlerimi biriktirmekle yetindim. Kurban olmayı göze alan gözlediklerini an be an yazar mı yazar. Toplumun büyük aritmetiğinde sıfırlanmayı göze alabilmek cesaret işidir. Yaş ilerledikçe cesareti kırılıyor insanın cancağızım.

Bazen sabrederek gözlemek, düşünme alışkanlığının yanında doğru karar verme yeteneği de kazandırıyor kardeşim. Sabır, gözlem, düşünme, karar verme karmaşık bir yapı olan insan içinde insani niteliği bozmadan yaşamı sürdürmek için elzem şeyler.

 Karşılıklı iletişimde etki ve tepki süreçleri bazen alıp başını gidiyor. Hesapsız, kitapsız darasız. Uf uf!

Ben böyle ince ince düşündükçe çaresizliğim, cesaretsizliğim, hadi biraz daha belirgin söyleyeyim korkaklığım, yapmam gereken pek çok şey de ön alıyor ön!...

Çiftçiliği sürdürmek zor gelmeye başlayınca yazmak da eksildi nedense. Zorluklar yılgınlığı da peydahlıyordur kim bilir?

Etki ve tepki, yaşayan canlı bir şey aslında. İnsanların ilişki genişliğini belirleyen bir mesele belki de bu.

Ağaçtan yola çıktığında ormana, insandan yola çıkıldığında topluma varılıyor. Toplumsal olan şeylerin tamamı insandan geçer birader. İnsanın birikimi, duruşu, bakışı özü belirler yiğidim. Bir duruş bakış, düşünce yoksa, dillendirilen ne varsa sloganlaşıp aklın bile önüne geçer. Oysa insanın özü ve sözü toplumsal aklı harekete geçirmeyi amaç edinmelidir.  Bu çizgiye geldiğim yolları santim santim, adım adım ölçüyorumda çiftçilik ve okumalarım getirmiştir. Zorlandığım anlarda okumak iyi gelmiştir nedense bana. Çiftçiliğin yormaya başladığı bu yaşta uygun vakitlerde yazmak en kolayı.

Artan hayat pahalılığında maddi olarak biriktirdiğin ne varsa eriyip gidebilir. Ama duygu, düşünce olarak insanca biriktirdiğin şeyler can simidi oluyor can. Bu yazıyı yazdıran yol bu yoldur biraz da. Ya işte böyle.

Yolları adımlayıp yazmaya çalışırken içimde biriktirdiklerimi çürütmemeye de gayret ediyorum bak  yeğenim. Çürümesine siz zemin hazırlarsanız da vebal sizin ne diyeyim.

Her sorunun, her umudun, her kavganın merkezinde insan olduğuna göre insani sıcaklığın değerini kavramak, bilmek gerekir. İçten dışa gelişimi sergileyecek donanım, beceri ve birikimi sağlamak gerekir. Bunun gayretsizliği başkalarının slogancısı yapar sizi. Küfredince küfredersiniz, gürleyince gürlersiniz o kadar.

Öz yönünden yüklü, gelişim açısından aşama kaydetmiş, hak ve adalet duygusunu yüksek tutmanın yolu sevmenin her şey olduğunu bilmekten de geçer. Sevginin en yücesidir en kavi şiirleri yazdıran.

Yazının  başında korkaklığımı dobraca ilan ederken sevgiden yana şiire nasıl geldi söz anlamadım.

Ama içimde çok şey dolaşıyor. Hadi  hayırlısı

19 Mart 2023 Pazar

HAYALLERLE SİVTİNMEK


Pek çok yazarımız, şairimiz, sanatçımız, adlarını sayamayacağımız sayıda bilim adamımız var.  Var kardeşim! Tarihe baktığımızda Ulubatlı Hasanlarımız, Sultan Mehmetlerimiz, Hasan Tahsinlerimiz var yiğidim. Dahası say da say!

Kimi topluluk ve cemiyetlerde kendini tanıtma faslı oluyor. Ne desem nasıl anlatsam kendimi? İşciyim desem?.... Ya da çiftciyim veya köylüyüm…. Iıh!.. bir gerçekten hareketle desem bile bunları, toplulukta bir etki yaratmayacağı muhakkak.  İçinde bulunduğum mekânda çevremdekilerin için için iç geçirip ortamın kalitesizliğine varan vücut dili sergilemelerine bile sebep olabilirim. Olur mu olur insan!. Sonra bakışlar arasında ezilişimi tahayyül edin. Öyleyse ne diyeyim, ne diyeyim “toprağın kuyumcusuyum!” bir de kendimden emin söyledim mi of of, deyme keyfime..

Kuyumcu lafı başlı başına etki yaratmaya maruf bir kelime.. “Toprağın Kuyumcusu” deyiminde toprak lafını düşük, kuyumcuda tonlamayı yüksek tuttun mu ağızlar açılıp gözler faldaşı oluyor yeğenim. Gözleri üstüne çevirip yanına doğru sivtinenler bile oluyor..Bu da benim tecrübeyle edindiğim bir taktik işte..

Hayaller ile yola çıksa da,  gerçekle arasına duvar da örmemeli insan. Bu duvarı örerse kendini aldatmaya başlar insan. Sonu hüsrandır.

“Toprağın kuyumcusu” olmak bir birikimin adıdır. Toprakla kurulan bağ oranında edinilen bilgidir kısaca. Bizdeki bu birikim doğduğumuz gün başlamış kardeşim. Hatta tam tamına  anne karnında. Bu kadar da atma diyenlerin alnını karışlarım. O kadar iddialı bir mesele yani.

Ufak at da civcivler yesin diyenlere “hodri meydan” demeyi göze almış adamım vesselam…

Tecrübeyle elde edilen bilginin kesin olan yanı var ki üretim. Bilgisi olanın üretimi yoksa ne işe yarar ki! Salla gitsin, boş çuval.. boş hava, boş yaygara, boş hayal… uf uf!....

Hayatı, hatta ülkeyi güzel kılacak bilgilere sahipseniz hayat güzeldir.

İnsanın kurduğu cümle kadardır kültürü. Algısı yanında verdiği emek kadardır bilgi birikimi…

Ulubatlı Hasan’ı Hasan yapan bayrağı burca dikme başarısıdır.

İnsan düşlerine yüzme öğrettiği oranda okyanusa açılma cesareti gösterirmiş. Tek başına düş ne işe yarar ki? Düşlerken düşer bazen insan..

Siyasetin gündemiyle düş kuranların sayısı gün gün artıyor kardeş!. Siyasetin bilindik laflarıyla takım elbiseli pozlar sosyal medyayı süslüyor.  Süslesin yeğenim. Bu sayede unuttuğu renkleri bile hatırlıyor insan. Siyasete sevdalı kişi zenginliğini gördükçe sayı sayma unutulmuyor. Unutturmayın, daha üslü sayılara doğru gidin ki bilgideki birikimim çoğalsın benim.

İnsanın bilgisi bir öğrenme sürecinin sonucudur. Bilgiyi çoğaltanda insanın kendisidir. Çoğaltımın sonunda ortaya konan bir ürün yoksa sosyal medyayı süsle dur. Süslemek benim de aklımdan geçmiyor değil. Ardından bakmamam gereken bir nakdim olsa atlarım ben de. Biriktirdiğim bilgi oranında ürettiklerim var en azından.  Ya senin? Yokla kendini istersen. Düşlerken düşme diye hatırlatıyorum bir yandan. Başarıya kısa yoldan ulaşmanın en kestirme yolu nefisten mi geçer acaba?.

Yazmak bilmece gibi bir şey.. olduğumuzdan fazlasını oldurmayacak kadar açık.. kendini olduğu gibi gördürecek kadar net.

Hayat seçmektir. Yolculuksa seçimlerden ibaret. Sağlıcakla….