9 Şubat 2022 Çarşamba

BAHÇELERDE BÖRÜLCE


 

İçinde yaşadığımız coğrafyanın havasını solumakla kalmak, çok şeyi eksik bırakmak demektir. Yağan karla bütün zarafetini ortaya koyup boyun büken ormanların, bulvar içlerinde birer anıt misali duran ağaçların bile farkına varmak gerekir. Hatta dokunmak, okşamak. ..dokunmadığımız hatta yazmadığımız o kadar çok şey var ki. Dokunulmayan, çoğunlukla yazılmayan şeyler unutulup gidiyor. Bir anlamda değersizleşiyor.

Dokunduklarımıza, çocukluğumuza anlam katan pek çok şeyi yazmış olsak ühhüü! Kitaplar dolacak.

Olukaltı tarlasında yetiştirdiğimiz ürün çeşitlerini sıralasam sayfalar dolar. Tütünden pamuğuna, kavundan domatesine, börülcesinden kabağına, gövelelik mısırından pekmezlik pancarına, baklasından nohuduna, türlü tahılından mercimeğine. Uf uf! Neler neler. Ye babam ye!

Köyün sokaklarında, çimenli meydanlarında, hatta Dede bayırının yamaçlarında, Hotanlı Deresinin şırıl şırıl akan sularında dostça kurulan oyunlar. Telden, çam kabuğundan, süpürgelik sapından arabalar, zurnalar, kavallar, zipsiler, fiççiler, patlangaçlar, su tabancaları, sancaklar, salıngaçlar dahası neler…seksekler, dokuz taşlar, üç taşlar, kör ebeler, mendil kapmacalar, masal satmacalar, maniler, bilmeceler, yağ satarım bal satarımlar..say da say. Yaz da yaz..

Bunlara dokunmayanın, havasını solumayanın anlatması gerçekten zor.  En azından hatırlatmanın derdine düştük bugün.

Misket yuvarlayan, seksek oynayan, ip atlayan çocukların, çocukluğumuzun hayalini kurduk bir anlamda. Hayaller kurup anılara yaslanırken soysal yaşamı tehdit eden teknolojilere yenik düşmenin hüznünde boğulduk. Okuma yazma öğrenmeden sosyal medyada üyelik sahibi olanları gördükçe yıkıldık. Of Of!

Yağ satardık bal satardık. Ustamız ölse de biz satardık. O nokta da kalmadı kardeş çok şey. Ustalar öldükçe, büyükler gittikçe vazgeçtik çok şeyden. Çizgi filmler bile çizdi geçti çocukları. Önlemedik, önleyemedik. Teknoloji esir aldı sosyal hayatımızı. Esir aldığının farkına varamadık bile.

Meyvelerine yörede gıli gıli dediğimiz alçak boylu bodur ardıçlar vardır. Meyveleri nohut büyüklüğünde, yeşilden kırmızıya dönünce tatlımsaklaşan  göz dolduran bir ağaç. Göz doldururken güneşi toprağa küstüren ağaç… teknolojiyi o ağaca benzetirim bazen. Sosyalleşmenin bağını kopardı bağını. Kurumlarda sözde staj yapan öğrenciler telefonlardan başlarını kaldırmıyor, çevresinde olan bitene aldırış etmiyor. Evdeki bebek tablet seyretmeden yemek yemiyor. Karadenizlinin kemençeyle kıvrakça söylediği “ne oldu ne oldu böyle bize, ne oldu ne oldu böyle bize” türküsü kulaklarımda çınlıyor.

Kütüphaneler sinek avlıyor! Okulda verilen bir ödev bile sosyal medyadan “kopyala yapıştırla” hallediliyor. Kopyalarken yapıştırdıklarının ayırtında  olamıyoruz.

Oyunlarımızı oyuncaklarımızı kurarken toz kondurmazdık biz. Ormandaki her bir ağacın, her bir meyvenin, her bir canlının farkına varırdık farkına. Teknolojinin esiri olanlar sosyal, kültürel, ekonomik, maddi ve manevi tuzaklara düşünce soluğu ekranlarda alıyor be kardeşim.

Düştükleri durumu gördükçe üzüm üzüm üzülüyorum ben de.. ah vahlarım para etmiyor da gözyaşlarına boğuluyorum durduk yere.

Bahçelerde börülce/ Bilmece bildirmece.. sağlıcakla..

7 Şubat 2022 Pazartesi

SU VE TOPRAK

 


Dünyanın dörtte üçü sularla kaplı. Nerden biliyorsun? Okuduğum coğrafya kitabından. Ben de öğrendiğimin yalancısıyım bir yanlışlık varsa. Geriye dörtte birlik toprak kalıyor kardeşim! Tarih kitaplarından da yıllarca sürmüş kara ve toprak savaşlarını okuduk belledik.   Ya deniz savaşları? Şahsen ilk aklıma gelen Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasıyla, Amiral Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması (28 Eylül 1538) arasında geçen Preveze Deniz Muharebesi geliyor. Osmanlı donanmasının galibiyetiyle sonuçlanan bu savaş sonrası Akdeniz’de Türk hâkimiyeti başlamış oluyor.

Tarihi ve coğrafi bilgileri de hafızalarda canlı tutmak gerekiyor. Bilmek, unuttuklarını hatırlamak, yazarken bile bak işe yarıyor cancağızım.

Dünya için böyleyken insan vücudundaki durum nedir? Bu noktada Fen bilgisi ve Biyoloji dersleri imdada yetişiyor. Bu arada ders hocalarımızın da kulakları çınlasın. Kulakları çınlatmasak gerçekten haksızlık olur yiğidim.

İnsan vücudunun yüzde altmışının su olduğunu, bu oran içinde akciğerin yüzde seksen üçünün, kasların ve böbreğin yüzde altmış dördünün, beynin ve kalbin yüzde yetmiş üçünün, derinin yüzde altmış dördünün, kemiklerin bile yüzde otuz birinin sudan oluştuğunu hatırlamak zor olmuyor.

Su ve toprak..Yazılışı bakımından, hece sayısı açısından, ses uyumu açısından birbirinden farklı iki kelime.  Su mu toprak mı diye bir tercihe zorlasalar ha deyince cevap vermek zor. Toprağın içindeki suyu alsak bir işe yarar mı sizce?  Ya insanın içindeki su? Toprağın içindeki suyu aldığımız zaman toprağın bütünlüğü olmaz bir kere…

Su önemli bir değer gibi duruyor karşımızda. İkisi bir arada daha da anlamı artıyor mu? Kesinlikle…

Dünyanın dörtte üçünün sularla kaplı olmasının bir hikmeti var demek ki.. Su, toprağın bütünlüğünü sağlayan önemli bir unsurken, insanların arasındaki bütünlüğü sağlayan nedir? Şairane bir cevapla sevgidir sevgi! Sevginin olmadığı yerde bütünlük olmaz kardeşim.

Birbirimizi sevmek için sebepler bulmalıyız. Dinimizde böyle emretmiyor mu? Birbirinizi seviniz demiyor mu?

Yunus Emre de sevelim sevilelim diye haykırmamış mı? Allah için birbirini seven insanların arasında hangi nahoş eylemler ortaya çıkar. Sevmek tüm hayırlı işlerin başı değil midir? Birbirini seven insanların dilinden hayır dua eksik olur mu? Bu hayır dua içinde hangi fitne fesat büyüyebilir?

Uzay savaşlarının, internet tamtamlarının çalınmaya başladığı bu süreçte, dünyayı kendi bahçeleri gibi görüp insanlığı kendi kabuğuna hapsetmeye kalkanlara inat, suyun toprağı bütünleştirdiği gibi içimizdeki sevgileri çoğaltarak bütünlüğümüzü artırmalıyız.

Türkülerimizin meramı bir, özümüz bir, kararımız bir, sevdamız bir olsun.

Selam dilinden sevda şarkıları dökenlere, selam içindeki sevgiyi büyütmeye yeltenenlere, selam sevgiyi gönülden besleyenlere, selam sevgiye hasret gönüllere.

Toprağı su, insanı sevgi bütünleştirir..

Sağlıcakla..

30 Ocak 2022 Pazar

DERNEKLER VE SEVGİ

 


 

Sevgiden hep bahsederiz de tarif etmekte zorlanırız.  Sözlük anlamını verecek olursak ilgiyle birlikte bağlılık diye tarif ediliyor kısaca. Bir de aşk var aşk! Çoğu kez sevgiyle aşkın birbirine karıştığını gözlemek mümkün. İç içe gibi görünse de aralarında derin ayrılığın olduğu kesin.

Aşk beğeniyle başlar hayranlık noktasına ulaşırmış. Sevginin oluşması için bir süreç mutlaka gerekliymiş. Oluştuğu vakit de büyüyebilen bir duygu, karşılıksız ve çıkarsız olmalıymış.  Aşk ise geçici, zamanla kaybolan bir duygu haliymiş. Sınırları belli, insanın  hormonal kimyasına bağlı bir yanı varmış.

Sevgi ve aşk söz konusu olunca çeşidini sayılarla sınırlandırmak zor bir alan. Kişiye göre dal ve kollara ayırmak mümkün. Sıralamaya kalksak yazıya sığdırmak gerçekten zor. Böyle durumlarda öykü ve masallar can simidi oluyor insana.

 Görsel medyada meşhur hocalara öyle ilginç sorular soruyorlar ki, sevginin gerçekliğine varıyor bazen ucu. Demek ki gerçek olan olmayan diye de ayırt edici başlıklar atmak gerekiyor herhalde.

Bir gün bilge birine sormuşlar. Sevginin sözünü edenlerle, sevgiyi yaşayanları nasıl ayırt edebiliriz?

-Bakın göstereyim demiş bilge. 

Bir grup insan çağırıp sofralar hazırlanmış, sıcak çorbalar önlerine konmuş. Her birinin eline de boyları bir metre olan kaşıklar verilmiş. Bir metre boyunda olan kaşıklarla hiç biri çorbayı içip karınlarını doyuramamış.

İkinci grup aynı tasarımla sofraya oturtulmuş. Kaşıklar yine aynı boyda kaşık. Çorbaya kaşığını daldıran, karşısında oturana uzatıp içirmiş. Velhasıl her biri diğerini doyurmuş.  

Yüreğinde gerçek sevgiyi oluşturamayanların aç ve açıkta kalması muhtemeldir. Seviyor/muş gibi yapıp aldatmaya yönelenlerin gerçek niyeti er geç belli olur kardeşim.

İlçemizde iki yüzü aşkın kurulu dernek bulunduğunu sanıyorum. Herkes kendi alanında kurulu belki ama yüz bin nüfuslu bir ilçede her beş yüz kişiye bir dernek düşer. Derneklerin hemen hepsinin  tüzüğünde; sosyal, kültürel, ekonomik yardımlaşma dayanışma, geliştirme gibi önemli konular vardır. Fer fert derneklere bölüştürsek nüfusu ühhü! Bitmemiş sorun kalmaz sorun. Her fert her yönden gelişmiş olur.  Gördünüz mü zurnanın zırt dediği yeri. Böyle sevgi mi olur. Böyle bakış mı olur. Böyle yaklaşım mı olur?  Böyle duruş mu olur? Sokaklar başkandan geçilmezken herkes kendi kayıtsızlığının koskosluğunda birader.  Başkan desinler yeter! Yetmemeli kardeşim.! İnsan içinde yaşadığı toplumu, dahası bu vatanı seviyorsa, sevgisinin gereğini yapmalı. Koltuğun kuruluğunda kalan başkan ya da başkanların bu topluma ne faydası olur ki! Hizmet odaklı, çözüm odaklı dernekler mutlaka var. Onları tenzih edip teşekkürlerimi de sunmak isterim. Biraz kıpırdamak, silkinmek, göze değer işlerin faaliyet raporlarını da görmek istiyor gönlüm. Sorun çözme, bir çok güzel işleri yapacağına dair tüzüğünde söylemleri olanlar şahsiliğin değil toplumsallığın derdine düşmeliler. Vazifemiz ne olmalı diye derin derin düşünmeliler. İstişare kültürünü kendi aralarında yaygınlaştırıp sevginin zenginliğine bürünmeliler. Kendi mumlarını birer birer yakmalılar. Yoksa zaman öylesine gelir geçer. Sağırlaşan baştan fayda umulmaz. Bir şeyler yapmak kıymet vermektir. Sağlıcakla

27 Ocak 2022 Perşembe

KARDAN ADAM

 


Karlar yağdı ya sonrasına bak sen hele. Mübarek toprağın, karı yağmuru yedikten sonraki halini düşün. Güneş yüzüne vurunca, pulluk da karnına dokununca kokusunu dinle sen. Dinledikçe keyiflen… İnsanın özüne dair değil midir zaten toprak.

Bir adım ötesini tahayyül etmek bu olsa gerek. Kışın ayazına takılı kalıp yüreğine bungunluk doldurmak yakışır mı insana. Kar yağacak, toprak donacak, dondukça anamın boz tavuğu gibi kabaracak, kabardıkça en yeşilinden çimler fışkıracak. Ya işte böyle.

Kimiler yağan karın esaretinden dem vururken biz baharın hayalindeyiz. Kimiler kurşun kalemin siyahında boğulurken ya da boğarken, renklerin cümbüşünde tablolar çizebilmek farklılıktır yeğenim. Acıya sabretmeyi, nimete şükretmeyi bilmek gerek. Sabırla koruk bal olur denmez mi cancağızım.

 Bu karın ardından gelecek menekşeler, sümbüller. Bu karın ayazında en muhkem kokularını biriktirecek çiçekler. Gök gözyaşı döktükçe şırıldayacak sular. Koca dağlar beyaz gelinliğin altında biriktirecek en yeşilini. Toprak kar altında duracak başağa.

Toprak insanın özüyken, vatandır da yiğidim. Ne değildir ki vatan?  Vatan türküdür, şiirdir, ilahidir, kurandır, dindir, imandır. Namazdır, secdedir, bayraktır. Vatan ekmektir, sudur. Vatan denizdir, göldür. Sofradaki ekmektir, aştır, tuzdur.  Vatan sofradaki kavundur, bahçedeki yeşil soğandır. Vatan mirastır, nasihattır. Nehirdir, ırmaktır, sevgidir, şefkattir. Özdür, özgürlüktür, kimliktir. Dildir, sevdadır, aşktır. Vatan gözdür, göze almaktır. Sınırdır, sırdır kardeş.. Vatan uğruna ölmektir, yaşamak, yaşatmaktır. Onsuz olamamaktır. Sükun, sükut  dahası huzurdur. Hazinedir hazine..

Karlar yağdı ya…biriktirdiği hazinenin keşfine soyun, peşine düş. Doğruluğun yolunda her şey bir kazançtır. Üşenme kazançları ölçüye vur. Kurşun kalemin siyahlığından ayır gözlerini. Umuda bağlar dik. Umutsuzluk; çaresizliktir. Çaresizlik; yılgınlıktır. Yılgınlık; kaybetmek, boyun eğmektir.

Kazandıklarını, kaybettiklerinle kıyaslayıp ölçüye vur. Fark et,  farkına vardıklarınla kucakla toprağı vatan diyerek. Karların yağmayışında gör öksüzlüğünü. Yalvarışlarını, boyun büküşlerini tasavvur et film kurgusunda. Karlar yağarken nedense volkan gibi kimiler. Nedir bu kendine eziyet, nedir bu öfke. “Karlar yağsın kaygılar yağmasın” derdi anam. Kaygı küpüsün kardeş. Kaygının bir yanı düşüncedir oysa. Düşündükçe bulunur en zengin hazineler.

İnsan kör olsa da sezer karın bu topraktaki zenginliğini.

Vay be! Kar yağarken döktürdü  klavye de şiir gibi. Yine de kelimelerin karanlığında kalacak kimiler. Kimi tuzun kuruluğuna yolu vuracak, kimi yaşlığına. Bakış işte..

Bense karın beyazlığına vurgun hayalperest kardan adam.   Dillerde bir şarkı; Karlar düşer, düşer düşer ağlarım.  Bendeki de sevincin çığlığı. Sağlıcakla

25 Ocak 2022 Salı

TEREDDÜTSÜZ IŞILTI

 


İnsan ömrü; çocukluktan başlayarak başkalarını tanıma ve anlama yolunda geçiyor. Anladıkça ve tanıdıkça değer yargılarınız değişiyor kardeşim. Yaşam şekilleri, algıları, beden dilleri, davranışları, dış görünümleri, konuşmaları kişiler hakkındaki fikirlerinizi şekillendiriyor bir yerde.

 Geniş aile yapısı içinde, üstelik kırsalda çocukluğu ve gençliği geçmiş birinin, ilerleyen yaşlarda farklı insan davranışlarını gördükçe şaşırmaması imkânsızlaşıyor. Bazen küçük dilinizi yutasınız geliyor şaşkınlıktan.

Geniş aile yapısı içinde bireysel değil, bütüncül değer yargılarıyla duygu ve düşünceleri şekillenmiş birilerinin “ütmek” gibi bir derdi olmuyor cancağızım. Hedefi; birliğe, beraberliğe, topyekûn başarıya ayarlanmış, öyle görmüş öyle bellemiş birinin üten ve ütülenleri görünce ürkmemesi imkânsız. Bu ürkme hali, insanın kendi içinde pek çok şüphelerin doğmasına, tedbir içinde hareket etmesine sebep oluyor. İnsan ilişkilerindeki şüphe hali pek çok güzel işin hayata geçmesine hatta toplumsal başarıya engel oluyor. Zaman kaybettiriyor zaman…

“Sima, kalbin aynasıdır” ya da “kalbinin güzelliği yüzüne vurmuş” deyimini siz de duymuş ve okumuşsunuzdur.  Güzel bir yüz veya sima ister istemez olumlu beklentiler yaratıyor her insan da. Bu beklenti şüpheleri azaltınca, cin çarpar gibi çarpılınca aklınız başınıza geliyor yeğenim. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yemeye başlıyor sonrasında. Of Of!....

Fiziki güzelliğe sahip niceleri, acımasızca aldattı pek çoklarını. Fiziki güzellik olsa da ruh ve ahlaki güzellik olmayabiliyor. Fiziki görünüş bir silah olup çıkıyor karşınıza. Arzumuz, ikisinin bir arada olması değil midir? Olmayabiliyor işte..  Durum böyle olunca, içinizdeki tüm değer yargılarınızın önünde “şüphe”, nöbetçi asker gibi bekliyor. Yapmanız gerekeni yapmakta tereddüt ediyorsunuz haklı olarak.

Toplumsal başarı ve huzur, fert fert içimizdeki tereddüt ve şüphenin ortadan kalkmasıyla bağlantılı. Birbirimizi ütme değil büyütmenin gayretinde olmalıyız.  Şairin şu dörtlüğü maksadı sanırım çok iyi anlatıyor

Çaldığımız kapıları

Kilitli sağır bulduk

Kaderin ağlarında

Çırpındık durduk…… bu dörtlüğü yazarken eskilerin misalleri kulaklarımda çınlıyor. “Her köyde bir evin olsun”,  “kazanırsan dost kazan, düşmanı anan da doğurur”

Mesele topyekûn başarı dilimizden dökülenle de değil fert fert duruşumuzla da ilintili. Çırpınmamak için; Sevginin, güzelliğin, hissedişin, duygunun en güzel ışıltısı, tereddütsüz  dolsun yüreğinize.

Sağlıcakla

23 Ocak 2022 Pazar

ÇIKRIK SESİ

 


 

Şehirli şairlerin çoğu Anadolu’yu ve Anadolu insanını dışarıdan ve dış görünüşüyle görüp değerlendirmişlerdir. Fakirlik ve sefalete ideolojik yağlarda sürerek işlemeye çalışmışlardır. Bu bakış Anadolu insanının gerçek duygularını tam olarak temsil etmeye yetmemiştir.

Anadolu insanı ruh zenginliği, sevgi,  merhamet, samimiyet, içtenlik, doğallık, kahramanlık ve insanlık açısından derin birikimlere sahiptir oysa. Milli mücadelenin en canlı örnekleri bile kırsalda vuku bulmuştur.

İletişim ve etkileşim kanallarının artmasıyla saydığımız bu değerlerden uzaklaşma görülse de pek çok değer yaşamaya devam etmektedir. Bu topraklara çocukluğu bulaşmış pek çok insan bunu hemen fark edebilir. Çocukluk yıllarının hayat tecrübesinden ilham almayan kişilerin görüş ve düşüncelerinde çok şey eksik kalır cancağızım.

Bulunduğu ve yaşadığı yere derin duygular besleyen, körelmemiş duygularla hizmeti görev belleyen herkesi yürekten alkışlıyorum kardeş. Laf olsun diye demiyor, yüreğimin derinliğinden gelen duyguyla selamlıyorum üstelik.

Şehirli şairlerden bu noktaya nasıl geldi diyenler olabilir. Olur mu olur. Mesele bir yerden girip bir yerden çıkmak gerekiyor. Bu giriş çıkışlarda Anadolu insanının toplumsal değerlerini hatırlatırken, yitirdiklerimize parmak basmaya geliyor iş.

Ortak kullanım yerlerimize halk sahiplenirdi halk! Temizliğini, bakımını, koruyup kollamasını halkın kendi yapardı.  Sırf hayra bulaşmak adına yolların tamir ve bakımında kendiliğinden çalışan insanlar olurdu. Camiler, çeşmeler, meydanlar, yollar, köprüler say da say. Evin önü, dükkanın önü, sokaklar uf uf! Bu işlere sahiplenen o kadar az insan kaldı ki..

Bugünlerde kar yağıyor ya.. Allah bereketiyle versin. Yokluğunu göstermesin. Herkes en kolayında. Nasılsa kapısının önünü bir temizleyen bulunur. Köy yollarını, nasılsa bir açan bulunur. İmkanı olanlar birazcık ucundan tutsa.. Iıh!.. ucundan tuttuğun şey senin hayatını kolaylaştırıp güzelleştirmekle kalmayacak genele yansıyacak. İnsan yaşadığı yere kapalı kalır mı?  Kalmamalı. Son yıllarda ne hikmetse kalmaya başladı nedense. Toplumsal işler, insanların kendini, içindeki duyguyu sergileyeceği yerlerdir. Kuru kuruya vatan, millet, bayrak, sevmek lafları yetmez bizi biz yapmaya. Tüm bunlara yüklediğimiz değeri eylemlerimizle ortaya koyma zamanıdır bazı anlar.

Karlar yağdı ya.. herkes karlı resimler paylaşmanın telaşındayken, kurumlar yolları açmanın, tuzlamanın telaşında. Görevleri o mudur? Elbette..1804 kilometre kare içinde her yere aynı anda yetişmek mümkün mü?  Yetişmenin de bir süresi var. Ya azıcık sabır, ya da işin ucundan azıcık tutmak lazım. Ucundan tutma heves ve arzusunda olanlar, yaşadığı yere kapalı kalmayanlar hemen kendilerini gösterdi dün. Traktörüne küreyici takıp erinmeden yolları açma gayretine düştüler. İsim isim yazmayacağım belki ama teşekkürü çoktan hak ediyorlar. Anadolu insanının inceliğini gösterdiler bize. Unuttuğumuz değerlerin yolunu hatırlattılar. Ölü yurttaş olmadıklarını gösterdiler. Ayna oldular ayna.. ayna olurlarken, bize de bu yazıyı yazma fırsatı yarattılar. Allah onlardan razı olsun.

Başkaları bizi biz olmaktan alıkoyar.  Dün alıkoymak için ellerinden geleni yaptılar, bugünde devam ediyorlar. Biz de inadına biz olmak, değerlerimizi, hissedişlerimizi yitirmemek için uyanık durmalıyız. Anadolu insanı çıkrık sesine alışıktır. Yardımlaşma ve dayanışma ya da. Bu alışıklığını sürdürmelidir. Sağlıcakla

21 Ocak 2022 Cuma

KÖYLERE DAİR

 


 

Zemherinin karı yağdığı zaman

Üşütür vücudu yel bizim köyde

El ayak çekilir titrer beden de

Kaderini yaşar kul bizim köyde

 

Yüksekten uçardı arı kuşları

Haneler boşaldı kaldı dışları

Dillerde bir ağıt gurbet kuşları

Kapandı kapılar bel bizim köyde

 

Dede bayırında çıkılmaz yokuş

Düşünce kar etmez yoktur bir çıkış

Geçmişe göz atsan yapsan da bakış

Yatağı kuruyan sel bizim köyde

 

Ormanlar ağlaşır dağlar ağlaşır

Uzaktan uzağa kalpler pırlaşır

Kimsesiz meydanlar çomar hırlaşır

Çiğdem boyun bükmüş kel bizim köyde

 

Süslerdi dağları çiğdem sarısı

Koşardı toprakta kızı karısı

Kekik boyanırdı dağın arısı

Ocak çoktan söndü kül bizim köyde

 

Evler sessiz başındadır dumanı

Çoktan öldü sürülerin çobanı

Bu gidişin olur mu ki amanı

Daha da yeşermez gül bizim köyde

 

Sütleri güveçte kaymak tutardı

Harman yerlerine buğday atardı

Bulgur sergisinde nöbet tutardı

Maziden bir yaprak dil bizim köyde

 

Çoban Çeşmesi’nin yanıyor özü

Mevsimler tükendi görüyor gözü

Yüreğinde topaklanmış bir sızı

Baharlar yaşanmaz bil bizim köyde