27 Ocak 2022 Perşembe

KARDAN ADAM

 


Karlar yağdı ya sonrasına bak sen hele. Mübarek toprağın, karı yağmuru yedikten sonraki halini düşün. Güneş yüzüne vurunca, pulluk da karnına dokununca kokusunu dinle sen. Dinledikçe keyiflen… İnsanın özüne dair değil midir zaten toprak.

Bir adım ötesini tahayyül etmek bu olsa gerek. Kışın ayazına takılı kalıp yüreğine bungunluk doldurmak yakışır mı insana. Kar yağacak, toprak donacak, dondukça anamın boz tavuğu gibi kabaracak, kabardıkça en yeşilinden çimler fışkıracak. Ya işte böyle.

Kimiler yağan karın esaretinden dem vururken biz baharın hayalindeyiz. Kimiler kurşun kalemin siyahında boğulurken ya da boğarken, renklerin cümbüşünde tablolar çizebilmek farklılıktır yeğenim. Acıya sabretmeyi, nimete şükretmeyi bilmek gerek. Sabırla koruk bal olur denmez mi cancağızım.

 Bu karın ardından gelecek menekşeler, sümbüller. Bu karın ayazında en muhkem kokularını biriktirecek çiçekler. Gök gözyaşı döktükçe şırıldayacak sular. Koca dağlar beyaz gelinliğin altında biriktirecek en yeşilini. Toprak kar altında duracak başağa.

Toprak insanın özüyken, vatandır da yiğidim. Ne değildir ki vatan?  Vatan türküdür, şiirdir, ilahidir, kurandır, dindir, imandır. Namazdır, secdedir, bayraktır. Vatan ekmektir, sudur. Vatan denizdir, göldür. Sofradaki ekmektir, aştır, tuzdur.  Vatan sofradaki kavundur, bahçedeki yeşil soğandır. Vatan mirastır, nasihattır. Nehirdir, ırmaktır, sevgidir, şefkattir. Özdür, özgürlüktür, kimliktir. Dildir, sevdadır, aşktır. Vatan gözdür, göze almaktır. Sınırdır, sırdır kardeş.. Vatan uğruna ölmektir, yaşamak, yaşatmaktır. Onsuz olamamaktır. Sükun, sükut  dahası huzurdur. Hazinedir hazine..

Karlar yağdı ya…biriktirdiği hazinenin keşfine soyun, peşine düş. Doğruluğun yolunda her şey bir kazançtır. Üşenme kazançları ölçüye vur. Kurşun kalemin siyahlığından ayır gözlerini. Umuda bağlar dik. Umutsuzluk; çaresizliktir. Çaresizlik; yılgınlıktır. Yılgınlık; kaybetmek, boyun eğmektir.

Kazandıklarını, kaybettiklerinle kıyaslayıp ölçüye vur. Fark et,  farkına vardıklarınla kucakla toprağı vatan diyerek. Karların yağmayışında gör öksüzlüğünü. Yalvarışlarını, boyun büküşlerini tasavvur et film kurgusunda. Karlar yağarken nedense volkan gibi kimiler. Nedir bu kendine eziyet, nedir bu öfke. “Karlar yağsın kaygılar yağmasın” derdi anam. Kaygı küpüsün kardeş. Kaygının bir yanı düşüncedir oysa. Düşündükçe bulunur en zengin hazineler.

İnsan kör olsa da sezer karın bu topraktaki zenginliğini.

Vay be! Kar yağarken döktürdü  klavye de şiir gibi. Yine de kelimelerin karanlığında kalacak kimiler. Kimi tuzun kuruluğuna yolu vuracak, kimi yaşlığına. Bakış işte..

Bense karın beyazlığına vurgun hayalperest kardan adam.   Dillerde bir şarkı; Karlar düşer, düşer düşer ağlarım.  Bendeki de sevincin çığlığı. Sağlıcakla

25 Ocak 2022 Salı

TEREDDÜTSÜZ IŞILTI

 


İnsan ömrü; çocukluktan başlayarak başkalarını tanıma ve anlama yolunda geçiyor. Anladıkça ve tanıdıkça değer yargılarınız değişiyor kardeşim. Yaşam şekilleri, algıları, beden dilleri, davranışları, dış görünümleri, konuşmaları kişiler hakkındaki fikirlerinizi şekillendiriyor bir yerde.

 Geniş aile yapısı içinde, üstelik kırsalda çocukluğu ve gençliği geçmiş birinin, ilerleyen yaşlarda farklı insan davranışlarını gördükçe şaşırmaması imkânsızlaşıyor. Bazen küçük dilinizi yutasınız geliyor şaşkınlıktan.

Geniş aile yapısı içinde bireysel değil, bütüncül değer yargılarıyla duygu ve düşünceleri şekillenmiş birilerinin “ütmek” gibi bir derdi olmuyor cancağızım. Hedefi; birliğe, beraberliğe, topyekûn başarıya ayarlanmış, öyle görmüş öyle bellemiş birinin üten ve ütülenleri görünce ürkmemesi imkânsız. Bu ürkme hali, insanın kendi içinde pek çok şüphelerin doğmasına, tedbir içinde hareket etmesine sebep oluyor. İnsan ilişkilerindeki şüphe hali pek çok güzel işin hayata geçmesine hatta toplumsal başarıya engel oluyor. Zaman kaybettiriyor zaman…

“Sima, kalbin aynasıdır” ya da “kalbinin güzelliği yüzüne vurmuş” deyimini siz de duymuş ve okumuşsunuzdur.  Güzel bir yüz veya sima ister istemez olumlu beklentiler yaratıyor her insan da. Bu beklenti şüpheleri azaltınca, cin çarpar gibi çarpılınca aklınız başınıza geliyor yeğenim. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yemeye başlıyor sonrasında. Of Of!....

Fiziki güzelliğe sahip niceleri, acımasızca aldattı pek çoklarını. Fiziki güzellik olsa da ruh ve ahlaki güzellik olmayabiliyor. Fiziki görünüş bir silah olup çıkıyor karşınıza. Arzumuz, ikisinin bir arada olması değil midir? Olmayabiliyor işte..  Durum böyle olunca, içinizdeki tüm değer yargılarınızın önünde “şüphe”, nöbetçi asker gibi bekliyor. Yapmanız gerekeni yapmakta tereddüt ediyorsunuz haklı olarak.

Toplumsal başarı ve huzur, fert fert içimizdeki tereddüt ve şüphenin ortadan kalkmasıyla bağlantılı. Birbirimizi ütme değil büyütmenin gayretinde olmalıyız.  Şairin şu dörtlüğü maksadı sanırım çok iyi anlatıyor

Çaldığımız kapıları

Kilitli sağır bulduk

Kaderin ağlarında

Çırpındık durduk…… bu dörtlüğü yazarken eskilerin misalleri kulaklarımda çınlıyor. “Her köyde bir evin olsun”,  “kazanırsan dost kazan, düşmanı anan da doğurur”

Mesele topyekûn başarı dilimizden dökülenle de değil fert fert duruşumuzla da ilintili. Çırpınmamak için; Sevginin, güzelliğin, hissedişin, duygunun en güzel ışıltısı, tereddütsüz  dolsun yüreğinize.

Sağlıcakla

23 Ocak 2022 Pazar

ÇIKRIK SESİ

 


 

Şehirli şairlerin çoğu Anadolu’yu ve Anadolu insanını dışarıdan ve dış görünüşüyle görüp değerlendirmişlerdir. Fakirlik ve sefalete ideolojik yağlarda sürerek işlemeye çalışmışlardır. Bu bakış Anadolu insanının gerçek duygularını tam olarak temsil etmeye yetmemiştir.

Anadolu insanı ruh zenginliği, sevgi,  merhamet, samimiyet, içtenlik, doğallık, kahramanlık ve insanlık açısından derin birikimlere sahiptir oysa. Milli mücadelenin en canlı örnekleri bile kırsalda vuku bulmuştur.

İletişim ve etkileşim kanallarının artmasıyla saydığımız bu değerlerden uzaklaşma görülse de pek çok değer yaşamaya devam etmektedir. Bu topraklara çocukluğu bulaşmış pek çok insan bunu hemen fark edebilir. Çocukluk yıllarının hayat tecrübesinden ilham almayan kişilerin görüş ve düşüncelerinde çok şey eksik kalır cancağızım.

Bulunduğu ve yaşadığı yere derin duygular besleyen, körelmemiş duygularla hizmeti görev belleyen herkesi yürekten alkışlıyorum kardeş. Laf olsun diye demiyor, yüreğimin derinliğinden gelen duyguyla selamlıyorum üstelik.

Şehirli şairlerden bu noktaya nasıl geldi diyenler olabilir. Olur mu olur. Mesele bir yerden girip bir yerden çıkmak gerekiyor. Bu giriş çıkışlarda Anadolu insanının toplumsal değerlerini hatırlatırken, yitirdiklerimize parmak basmaya geliyor iş.

Ortak kullanım yerlerimize halk sahiplenirdi halk! Temizliğini, bakımını, koruyup kollamasını halkın kendi yapardı.  Sırf hayra bulaşmak adına yolların tamir ve bakımında kendiliğinden çalışan insanlar olurdu. Camiler, çeşmeler, meydanlar, yollar, köprüler say da say. Evin önü, dükkanın önü, sokaklar uf uf! Bu işlere sahiplenen o kadar az insan kaldı ki..

Bugünlerde kar yağıyor ya.. Allah bereketiyle versin. Yokluğunu göstermesin. Herkes en kolayında. Nasılsa kapısının önünü bir temizleyen bulunur. Köy yollarını, nasılsa bir açan bulunur. İmkanı olanlar birazcık ucundan tutsa.. Iıh!.. ucundan tuttuğun şey senin hayatını kolaylaştırıp güzelleştirmekle kalmayacak genele yansıyacak. İnsan yaşadığı yere kapalı kalır mı?  Kalmamalı. Son yıllarda ne hikmetse kalmaya başladı nedense. Toplumsal işler, insanların kendini, içindeki duyguyu sergileyeceği yerlerdir. Kuru kuruya vatan, millet, bayrak, sevmek lafları yetmez bizi biz yapmaya. Tüm bunlara yüklediğimiz değeri eylemlerimizle ortaya koyma zamanıdır bazı anlar.

Karlar yağdı ya.. herkes karlı resimler paylaşmanın telaşındayken, kurumlar yolları açmanın, tuzlamanın telaşında. Görevleri o mudur? Elbette..1804 kilometre kare içinde her yere aynı anda yetişmek mümkün mü?  Yetişmenin de bir süresi var. Ya azıcık sabır, ya da işin ucundan azıcık tutmak lazım. Ucundan tutma heves ve arzusunda olanlar, yaşadığı yere kapalı kalmayanlar hemen kendilerini gösterdi dün. Traktörüne küreyici takıp erinmeden yolları açma gayretine düştüler. İsim isim yazmayacağım belki ama teşekkürü çoktan hak ediyorlar. Anadolu insanının inceliğini gösterdiler bize. Unuttuğumuz değerlerin yolunu hatırlattılar. Ölü yurttaş olmadıklarını gösterdiler. Ayna oldular ayna.. ayna olurlarken, bize de bu yazıyı yazma fırsatı yarattılar. Allah onlardan razı olsun.

Başkaları bizi biz olmaktan alıkoyar.  Dün alıkoymak için ellerinden geleni yaptılar, bugünde devam ediyorlar. Biz de inadına biz olmak, değerlerimizi, hissedişlerimizi yitirmemek için uyanık durmalıyız. Anadolu insanı çıkrık sesine alışıktır. Yardımlaşma ve dayanışma ya da. Bu alışıklığını sürdürmelidir. Sağlıcakla

21 Ocak 2022 Cuma

KÖYLERE DAİR

 


 

Zemherinin karı yağdığı zaman

Üşütür vücudu yel bizim köyde

El ayak çekilir titrer beden de

Kaderini yaşar kul bizim köyde

 

Yüksekten uçardı arı kuşları

Haneler boşaldı kaldı dışları

Dillerde bir ağıt gurbet kuşları

Kapandı kapılar bel bizim köyde

 

Dede bayırında çıkılmaz yokuş

Düşünce kar etmez yoktur bir çıkış

Geçmişe göz atsan yapsan da bakış

Yatağı kuruyan sel bizim köyde

 

Ormanlar ağlaşır dağlar ağlaşır

Uzaktan uzağa kalpler pırlaşır

Kimsesiz meydanlar çomar hırlaşır

Çiğdem boyun bükmüş kel bizim köyde

 

Süslerdi dağları çiğdem sarısı

Koşardı toprakta kızı karısı

Kekik boyanırdı dağın arısı

Ocak çoktan söndü kül bizim köyde

 

Evler sessiz başındadır dumanı

Çoktan öldü sürülerin çobanı

Bu gidişin olur mu ki amanı

Daha da yeşermez gül bizim köyde

 

Sütleri güveçte kaymak tutardı

Harman yerlerine buğday atardı

Bulgur sergisinde nöbet tutardı

Maziden bir yaprak dil bizim köyde

 

Çoban Çeşmesi’nin yanıyor özü

Mevsimler tükendi görüyor gözü

Yüreğinde topaklanmış bir sızı

Baharlar yaşanmaz bil bizim köyde

16 Ocak 2022 Pazar

SEVMEK YANMAKTIR!

 


Geçmiş yazılarımdan birinde “an mı son mu” diyerek kendimce sorular yöneltmiş, bir anlamda kendimi sorguya çekmiştim. İnsanın kendini sorguya çekebilmesi mühim bir mesele. Sorguya çekmek; menzile doğru yollardan varmanın çizgisini de gün yüzüne çıkarıyor. Sorguya çekme, hayata bakış açısını insanın kendi kendine izah etmesine sebep oluyor. Hayatı hangi gözle seyrettiğinin farkına vardırıyor kardeş. Bu seyri tam olarak yazıya dökebilmek, benim gibi yazmanın acemisi olanlar için oldukça zor.

Sadece var olmanın huzurunu kendi içinde yaşayanlar için yazmak kolaydır. Bu dar ve bencil kalıp içinde bunalmak gibi bir kaygıları yoktur ki. Onlar için kendi “anları” yeter de artar çok şeye. Aslolan sonken, anın keyfinde kalmak aldatıcı ve kolaycı bir tutum oysa.

Toplumla, yurtla, tarihsel değerlerle, var olan maddi ve manevi birçok kıymetle bağ kuramayanlar romantik aşk duygusuna sarılıp cinsi meselelerde şiirler düzüyorlar. Of of!...  Rağbet de görüyor mu görüyor cancağızım..

Kendi anından çıkıp ızdırap da duyabilmeli insan. Faniliğini bilmeli, kendi vücudunda olan değişimin farkına vararak tarihi ve sosyal çevreyle bağlar kurmalı, teselli aramalı, teselli bulmalı. Tüm bu buluşların(!) sonucunda işaret fişeği denecek davranışlar sergilemeli.

Kuşlar âlemi bile ibretlik olaylarla dolu. Baksak, seyretsek anlaşılacak çok şey. Uzak hedeflere alayıyla uçanlar daha kolay varırmış. Aile içinde ortak hedefe aynı duyguyla kilitlenenlerin başarıya ulaşmaması imkânsızdır. Her aile bireyi kendi yönünde uçmaya kalkarsa birlik diye bir şey kalmaz yeğenim. Ülkeyi bir aile sayarsak her bireyin uçma rotası ortak menzile hizmet etmeli. Sadece bireysel var oluşumuzun anında değil topyekûn huzurun gayretinde olmalıyız. Bunun için bireysel donanımlarımız toplumsal uçuşa katkıya hazır olmalı. Bu anlamda aile içi planlarım ne olmalı sorusunu kendimize sorabilmeliyiz. Sosyal problemleri azaltma yönünde hangi katkıları yapabilirim, hayat şartlarının iyileşmesine hangi çözüm yollarını önerebilirim derinliğinde olabilmeliyiz.

Günün kendi penceremizden eksilmediğini görmek yetmez kardeşim.  Toplumsal günün çoğalmasına katkı yapacak hangi fedakârlığa hazırız buna da bakmak lazım. İnsan kendine kaygılandığı kadar, toplumsal kaygı ve sevinçleri de duyumsamasını bilmelidir.

Rahmetli babam; “bir günü diğerine eşit olan zarardadır” sözünü çok iyi biliyor olmalıydı ki, ‘hiçbir şey yapmadığın anda bile günlük ekmek parasını kazanmalı insan’ derdi. Hey gidi babam hey!!...  O kadar boşta, boşluktayız ki, sorma gitsin.

Boşta, boşlukta durarak bireysel becerilerimizi bile körelttiğimizin farkında değiliz. Yumurtayı kırıp önüne koyamayacak çocuklar yetiştirdik. Cinsi ve nefsi duygularının tutsağında çoğunluk oluşturduk. Beklentileri hazıra dayalı duyguların çoğalmasına katkı sağladık. Of, of!.  İstisnalara sözüm olur mu? Olmaz kardeşim.. Üstelik alkış tutarım onlara..

Hayal kurmak yetmez! Fayda için, faydalı olmak için, katkı için, katmak için, ortaya koymak için kıpırdamak gerek. Sevmek, yanmayı gerektirir kardeş. Damar damar, nefes nefes!

Bu ülke sevmeye değer. Gösterin yanmalarınızı..

Sağlıcakla.

12 Ocak 2022 Çarşamba

TUTUM VE BEDEL

 


İnsan tutum ve davranışlarını oluşturan hatta değiştiren o kadar çok etken var ki, sorma gitsin. Hele sosyal medya son yıllarda belki de başı çekiyordur. Çekiyor diyebilmek için bir araştırma yapmak lazım. Oysa biz kendi gözlemlerimiz nispetinde iddia sahibi olabiliriz.

Özellikle belli yaş grubunun sosyal davranışlarına etki ettiği muhakkak. Mankenlerin, ünlü şahsiyetlerin giyiminden, kuşamından, alışkanlıklarından, yaşamından, gözlüğünden saç şekline varana kadar ne varsa etkilenmediğini söylemek gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Reklam filmleri algı yaratmada belli yaş grubunu çok çabuk ele geçirebiliyor. Bu etkileşim bazen insanların kendi gerçeğinden çok uzakta olmasına rağmen şartları zorluyor. Bu zorlama yaşam içinde değişik biçimlerde olumsuz patlamalara sebebiyet veriyor.

Anamın temizlikte kullandığı kül, kil ve toprakken; ben filanca artistin saçlarını savurtan şampuanı kullanmak için şartlarımı zorluyorum!.. Anam kendi ürettiği sirkeyi sadece iştah açıcı olarak değil arındırıcı olarak kullanırken bizim neler kullandığımıza bir bakın. Yeşil sabun birçok temizliğe yeter artardı be!  Bunları anlatırken alışkanlıklarımızın zaman içinde nasıl şekil değiştirip tutum ve davranışlarımızı etkilediğini anlatabilmek adına yazıyorum.

Adını markalaşmış bir ürünü bir şekilde üstüne yapıştırmış olanın adım atışından etkilenip rüzgârına kapılabiliyoruz. İyi mi, kötü mü farkına varmadan, vardırmadan. Uf uf!.

Rahmetli babam çiftçiliği geleneksel yöntemlerle yapardı. Bir çift öküz, ardında karasaban veya pulluk. Her baş hayvanımızın da bir adı mutlaka vardı. Gökmen öküz çift sürerken çiziye yatmaya bir alıştı bu yatışı huy, karakter haline getiriverdi. Çift sürmek işkence haline dönüşür, Anam demediğini gomazdı Gökmen’e… Sattırcen bunu! Der, bi daha demezdi. Gökmeni satıp kurtulmak mümkün ama insan öyle mi?

İnsanın tutum ve davranışları da alışkanlık haline gelince sosyolojik etkileşimler kendiliğinden ortaya çıkıyor. Filanca burnuna hızma takmış aa-a  bende takmalıyım. Bir davranış biçimi davranış olmakla kalmıyor duygumuzdan düşüncemize sonuçta davranışımıza yansıyor. Davranışlar tutumumuz, tutkumuz olup çıkıyor.

Toplumsal duyarlılık adına alışkanlıklarımız bile içinde yaşadığımız çevre tarafından oto kontrole takılırdı. Aykırılıklar bir nokta da toplumsal zarar oluşturmasının çok öncesinde temizlenirdi. Ya şimdi camide imam gık! diyemezken okulda öğretmen höst! diyemiyor, sokakta bir büyük hişt! Diyemiyor. Sonra başıbozuk tutum ve alışkanlıkların toplumsal sıkıntısını yaşıyoruz. Her birimizin olumlu veya olumsuz tutumu davranış olarak ortaya çıktığında bütünsel bir bedeli hazır vaziyette beklerken buluyoruz.

İlçemizin tanınmış pazarcı esnaflarından Hasan Hüseyin Tayşi abi “ Len olum kısa yaz şu yazıları, okuyamıyon” ikazında bulunuyor. Haklı mı haklı! Az sözle çok şey ifade edebilmek de ayrı bir hüner. Biz de de o hüner olmayınca sona biraz dolanarak varıyoruz. Uzun diyenler haklarını helal etsin artık.

Anlatım ve ifadelerim ne kadar net ve anlaşılır oldu bilmem ki? Demem o ki, tutumlarımızı davranış olarak ortaya koymadan süzüp elekten geçirmemiz gerek.  Olumsuz tutumlar bazen de çekilmez hale geliyor be kardeşim.

Tutuma bakmak gerek /kötüyü yıkmak gerek/ şu geçici dünyada/ engince akmak gerek..

Sağlıcakla..

MUHTAR

 Şair dostlarımız ekleme yaparlarsa mutlu oluruz


MUHTAR


Tavşanlı yurdunda Ada Mahalle

Milletin şairi dilidir muhtar

Sözünde sazın da yapmazken hile

Yazların yağmuru yelidir muhtar.


Hizmetin yolunda günü kar belle

Kaygısız aklı cana zor belle

Hakkı gözetmeyen düşü kor belle

Mevsimin baharı selidir muhtar.


Üzülür hizmetler azalır diye

Günler gelir geçer döner deliye

Faydayı zararı korken çekiye

Toplumun ayağı elidir muhtar


Dert bilmeyen dertsiz düzen kuramaz

Huzur için gerçek aşkı aramaz

Kaygısız baş ilaç bulsa saramaz

Mahallenin sesi dilidir muhtar


Oğlanı bilmeli kızı bilmeli

Kışları bilmeli yazı bilmeli

İnsanın içinde özü bilmeli

Toplumun ayağı koludur muhtar


Çoban Çeşmesi'de muhtar olalı

Olmadı yalanı sözü cilalı

İçinde hizmeti engin kılalı

Allah'ın bir kulu kuludur muhtar