7 Temmuz 2024 Pazar
Halil Oral Yeni Kitap Düşünce Atlası
21 Nisan 2024 Pazar
SABAH RÜZGÂRININ GÜCÜ
İnsan ellisine basınca bi sigara
öksürüğüdür başlıyor. Altmışa sallanınca merdiven basamaklarında duraksıyor
kardeş.! Görüyorum; sonrası dizler, omurgalar fıtıklar, şekerdi tansiyondu ne
varsa fırlıyor hepsi. Belli vakit sonrası yaşın insanı nasıl hırpaladığını
görüyor ve gözlüyorsun. Doğanın güzelliği pusudan kalkmış olsa da yaş yetmiş iş
bitmiş deyiveriyorsun.. Oysa Alıç Harmanı’ndan, Çınarlı Dere’ye ordan Ebeciğin
Bağ Ardı’ndan Öteyüze çıkardın da ıhh! demezdin. Oysa yaş, Ihh! demeye çoktan
başlıyor yeğenim. Kırktan elliden sonra birden ve artan hızla değişiyor yaşam.
İstediğin kadar bastonu atmaya
çalış, bıyıkları yülüt, yarı dökük
saçları iki kere tara, ühhhü geçti gitti ömür! Yel gibi, rüzgar gibi, jet
gibi…. Durma ellisindeyken krk say sen…
durma yeni yeni esvaplar düz konfeksiyondan. Giymeye vaktin, eskitmeye fırsatın
kaldıysa.. durma zamanı kandırmak için elinden geleni yap!
Kış geldi mi yaz gelsin deme. Yaz
gelince de “bitmesin de, dur” kendi kendine. Yaş mevzusunu gündemine sokma, kendi kendini inandır ömrün vakitsiz
sınırsızlığına..
İnsan kendi yalanlarına bile inanır
bazen. İnsan kendi kendini aldatmaya çalışır vakte, vakitsizliğe dair. O aldatmadır kimi vakit sorumsuz kılan, amca, teyze diyenlere kızdıran. Kış geçip
paltonu çıkarmasan da güz bi hışımda gelmiş oluyor.
Doğumu bilir mi insan?
Doğumu bilen ölümü hatırlar mı? Gün
ağardığın da bilmek gerek batımı. A-aa!
sabah olmuş, akşam olmuş şaşkınlığında kalmamak için vaktin hükmünü de
hükümsüzlüğünü de bilmek lazım.
Hop oturup hop kalkarken küüt! diye
duruveriyor yürek. Vücut ambeleye kalkıp çatt! diye çatlıyor sistem. Dudaklar
kenetlenip dişler kilitleniyor. Vakit o
vakit işte.. pişmanlıklar boş, yalvarışlar nafile…yaşamın anatomisini
kavramayanın, ölümün anatomisine dair
çıkarımı olur mu? Anlamadan, anlayamadan maddesel çıkarların kuşatmasında,
hesapsız işlerin aymazlığında farkına varmadan varamadan gelir geçer kimileri.
Dört ayak kurbağa sıçramasında çukurun kenarına varır da varmazlığında durur
yine de…
Yüreği cızz etmeli, edebilmeli
insanın. Bir cüce sinekten dersler almalı. Kulağından dümdüz geçip gitmemeli
çok şey. Beden titremeli… inceden en kılcalına duygu akmalı.
Ölüm deyince üşümesi artıyor
kimilerinin. Niye? Hesapsızlığın hesabı mıdır korkutan? Haksızlığın hakkı mıdır
üşümeyi artıran? Bir hesap ki, ne kara kucak, ne de yağlısından güreş. Tam
olarak hesabın günü yeğenim.. Diliyle dişi arasında yaşayanlar adaletin
pençesinden nasıl kurtulur? Aman yarabbi!
Bugün de kendi içimde söylenip
duruyorum ben. Sorarken sorguluyorum yaşama dair çok şeyi.. Yüreğimdeki duygu yükünü yokluyor, enine
boyuna ölçüp biçmenin hassasiyetine soyunuyorum. Bir kıraç yüreğin
hissedişiyle, defineler yüklenmiş akciğerin kıyaslamasına kalkışıyorum
hadsizliğime bakmadan. Duygularımı sabahın rüzgârı ittiriyor sanki ordan
oraya. En derin vadilerden en engin
ovalara dalıp dalıp çıkıyor insan. Beli
yaştan sonra duyguları belli seviye de tutmak zor kardeş. Bu zorlukta depreşen
duygular, uykular uyutmaz insana.. Bu
uykusuzluk içinde geceler yâr olur da türkü olur ünlenir diller de..
Allaha emanetsiniz. Sağlıcakla..
15 Nisan 2024 Pazartesi
MELEKLERİN SABRI
Babamın dediği dedikti. Dediğim
dedik durumu, yaşadığı kültür içinde asla
yanlış değildi. Anama bir fiske bile
vurmazdı ama kızdığı zaman cezalandırırdı.
Meradaki harman yeri olduğu için dile
dokunan uzatmasını kaldırır halk onu Merharman” kısaltmasıyla adlandırırdı.
Bizim eve en fazla yedi yüz metrelik mesafesi ya var, ya yoktu. Eteğindeki yokuşta yorardı yani insanı. Hele bu yokuşu ceza niyetiyle tırmanırsan
daha da sevimsiz olurdu. Babam sporcu koçu edasıyla düdüğü çalar anamın harman
cezası başlardı. Harmana varınca
karşıdan geldim diye el eder, ikinci düdükle geriye dönerdi. Anam tüm buna
rağmen içindeki öfkeyi dışa vurmaz, vuramaz yuvayı darmadağın edecek
davranışlarda bulunmazdı. Duygularını yüreğinde yaşardı vesselam. Hey gidi anam
hey! Sabır taşı olsa çatlardı da sen yine çatlamazdın. Bu sabrı
derecelendirecek ölçek bile yoktur herhalde. Of Of!
Benim erken dünyaya gelmiş anam,
benim sabır küpü anam, benim vakitsiz yaşamış anam, benim kadersiz anam, benim
çileli anam!…
Anacığımın sabrını düşünürken Annem
bir kez daha devleşiyor gözümde. Sağ
olsa sarılıp öpeceğim kardeş. O sabır, meleklerin sabrı yeğenim. O sabır, alkış
tutulacak sabır birader. O sabır, fikirsiz bir duruşun ürünü değil, insanın
insanca duruşu belki de…
Hayatla, mutlulukla, huzurla insan
arasındaki en büyük engel insanın kendisiymiş. İnsanın içindeki engeller kimi
zaman her birimizi büyütürken bazen de olmadık hallere düşürebiliyor. Olmadık
durumlara düşme halindeki sabır da huzur ve sükûnete erdiriyor.
Bugünün koşulları içinde düşünüyor,
kıyaslama yapıyorum da anam o günün kültürü içinde koşulsuz boyun bükmesi
gereken çaresiz, babam güç elinde bayrak sallayan otorite. Kimseye verecek
hesabı da yok.
Dünyaya bak. Kim kime hesap
veriyor. Hesap verenler belli. Bi düdük
koş, bi düdük öl. Baksana Filistine,
Baksana Gazzeye… Ölen ölene.. kurşunu sıkan sıkana, bombaları atan atana. Uf, Ufff!
Kanun ve kuralsızlık güçlülerin
gücü halindeyken ne yapabilirim ki yüreğimde biriken öfkeden başka. Anamın
sabrını öğütlemekten öte ne diyebilirim ki.
İnsanlığı bambaşka anlatmıştı, çok
farklı tanıtmıştı anam. Ele geçirdiğiniz
bilim ve sanatla insanı yoldan çıkardınız, insanlığı öldürdünüz bu dünya da.
Kuralsızlıklar sizin keyfiniz gelsin diye sürüp gidecek mi insanlar hep ölecek
mi? Yuh, Yuh olsun size…
Bu savaşları seyredenler arasında
kimler var hadi sayın bakalım. Babam annemi cezalandırırken etrafında seyreden
kimler vardıysa bugün de onlar var. Dur
demiyor, yapma, ayıptır demiyor. Demedikçe azıyor kimileri..
Bu saldırganlıklar, bu eziyetler, bu tokat atmalar, bu
hırpalayışlar, bu cezalar ürkütüyor insanı. Dar geliyor dünya dar! Bu dar
getiriş neyin nesi! Yazıklar olsun, bir kez daha “yuh” olsun.
Beni bu sıkıntıdan, insanlığın
kısırlığından koparıp yerel seçim sonrası baharın enginliğine salacak,
yangın yeri olan içime soğuk sular serpecek düşlerin düşüyle…
Dilimde yerel bir ezgi; “Ni sandın,
sen beni ni sandın” nidalarıyla dünyayı
selamlarken….
Sağlıcakla..
26 Şubat 2024 Pazartesi
MAHALLEME MEKTUP 14 ( Huzur, birlik, bakış, duruş)
Kıymetli Komşularım,
Kentlerdeki insan nüfusu arttıkça
birlikte yaşama hazzı kadar güven ve tedirginliğinde arttığı merkezler haline
geliyor. Bize ya da birçoğumuza uymayan yanlış kostümler bürünmüş kavramlar
ortalıkta dolaşabiliyor. Doğruyu aradığımızı sanırken, yanlışın ne olduğunu
sormaktan kaçınabiliyoruz çoğu kez.
Birlikte yaşamak bir kültür meselesidir
aslında. Kültür, gün gün eksikleri aşma gayretidir. Mahallemizde birçok konferans, sohbet, sosyal
etkinliklerle mahalle buluşmaları gerçekleştirirken eksikleri tespitle,
birlikte yaşama biçimini doğru bir merkeze oturtmaktı gayemiz. Eksiklerimiz
olmasına rağmen başarılı olduk mu?
Olduk çok şükür.
Yardımlaşmayı, dayanışmayı,
selamlaşmayı, göz göze gelmeyi, yan yana oturmayı birlikte sevinmeyi, birlikte
üzülmeyi, komşu olmayı becerdik mi?
Becerdik elhamdülillah.
Niyetlendiğimiz pek çok projenin
tam ve kusursuz olması beklenemez. Eksiklerimize rağmen mahalle olarak yörede parmakla
gösterilirken, dillerde övgülere layığız. Ne mutlu!... Bundan büyük mutluluk mu olur?
İnsan evini özlüyorsa, insan birkaç
gün görmediği komşusunu arayıp sorabiliyorsa, selamlaşmanın hazzını
taşıyorsa, hal hatır soruyorsa, insanlar
birbirine gülümseye biliyorsa daha ne olsun… Tüm bunlar kamunun huzurunu
artıran, yararını çoğaltan işlerdir kardeş.
Mahalle dediğin rastgele sevilmez
ki, güzellikleri rastgele bakışla fark edilmez ki, rast gele duruşla mahalleli
olunmaz ki!... Kimilerinin çöplüğü olmasına müsaade edilmez ki!.. Düşlerimizin
gemisi kimilerinin hayaline sığmaz ki!...
Mahallemizin havası rastgele solunmaz ki!..
Şu ortasından akıp giden çay, birbiriyle
yarışan ördekler, dalışın yarışını tutan karabataklar, mesire yerindeki
ağaçların en tepesini yalayan rüzgar, ritim tutan yaprak hışırtıları, o ağaç
senin bu ağaç benim diyen sincaplar.. Gör, bak, fark et, al payını kardeş. Sal düşlerini
durgun akan suyun yüzeyine…Suyun
durgunluğu gitmek istemeyişindendir
Bakmasını bilmek de sanattır
yeğenim! Bulgur bulgur toprağı kabartan kör köstebek kadar akça düşlerin yoksa dermansız
dertlerdedir insan!.. Her komşunun bir
öyküsü, hikâyesi, birliğe, beraberliğe dair güzel düşleri olmalı. Bunların
olmadığı yerde kümesine tilki düşmüş tavuklar gibi olur mahalle…
Kaldırım döşeli yollar, taşkınları önleyen beton kanallar, gece
karanlığını aydınlatan ışıl ışıl sokak lambaları, parklardaki yeşilinden
çimler, minaredeki alem, sıcacık evler, iç ısıtan selamlaşmalar.. iç
genişleten bakış ve duruşlar. Kıymetini
bilmek, özden hissetmek gerek cancağızım.
Bazen yeni doğan çocuklara
doğdukları yer ve duruma göre ad verilir. Mahallemizin adı da öyledir.
Bulunduğu yerden almıştır adını. Adı anıldığında onca güzelliği çağrıştırır
yüreklerde.
Gözlemelerin, un helvalarının, keşkeklerin, aşurelerin, huzura akan konferansların, imkânı olanların imkânsızlarla buluşma noktası, huzurun ev adresi, komşuluğun dokuma tezgahı, kültürün yaşam alanı velhasıl bir güzel huzur alanı. Huzurumuz ve birliğimiz daim olsun Sağlıcakla..
20 Şubat 2024 Salı
MAHALLEME MEKTUP 13 ( Kültür, sanat, estetik bakış, demokrasi, düşünce )
Kıymetli Komşularım,
Mahallesinin sosyal, kültürel,
ekonomik, fiziki, ailevi her türlü meselesini kendince tema olarak seçmiş
birinin plansız, programsız, hedefsiz, kaygısız olduğu düşünülebilir mi? Düşünmek, gelişmek ve geliştirmek yüreğimizin
yaşamsal bakışıdır tam olarak. Bu bakıştır içimizdeki enerjiyi ve gücü ortaya
çıkarıp yüzlerce projeye yol verdiren.
Muhtarlık; birlikteliğin,
paylaşmanın, ortaklaşa çabanın ve birleştirici gücün simgesidir aslında. Bu
bilinçten uzak olanlar küçük bireysel çıkarların hesabında debelenir dururlar.
Bu türler kendilerince ticari kurnazlığın ağında takılıdırlar. Bu zihniyette
olanlar toplumun, mahallenin, beldenin gelişimine engel teşkil ederler. O
türler kendi güçleri üzerinden koskoslanır dururlar. Koskoslukları gelişime engel teşkil edecek,
sekteye uğratacak baş problemdir.
Mahalle dediğimiz şey içinde pek
çok ocakların tüttüğü, kaygıların,
sevinçlerin, üzüntülerin, umutların, geleceğin, istikbalin, kendince hedeflerin
yaşandığı dünyadır. Bu dünyanın derinliklerini tahayyül edebilmek lazım.
Varlığı, yokluğu bilmek, üstüne duygu
sahibi olmak gerekir. Dahası yüzyılın artı ve eksilerini bile tahayyül ederek
yerel ölçekte fikirler ortaya koyabilme bilincine erişmelidir.
Demokrasi bilincinden yoksun,
toplumsal hedef ortaya koyamayan, el cepte yumruklu pozlar verince her şey
tamam sanan, seçme seçilmeden öte içindeki biriktirdiği kinle savrulmalar
yaşayan kişi ya da kişilerle nereye varılır?..
Mahallemizi bölgenin markası,
birliğin, beraberliğin, huzurun adresi, kültürün yaşatıldığı merkez, estetiğin
filizlendiği, yardımlaşmanın, dayanışmanın boy gösterdiği yaşam alanı, herkesin
parmak doğrulttuğu, gıptayla baktığı, genele
ayna tutarak örnek teşkil eden bir yer haline getirmenin gayreti, hevesi,
bilinci ve eylemi içinde olmak huzur veren bir duygu. Bu duygu ki enerjimizi
yükseltiyor kardeş. Duygu ve enerjimizi zenginleştirerek mahallemizi her yönden
tarihe mal edecek umutları körükleyerek yollar yürümek baş hedefimizdir.
Mahalle, mahalleli olma bilinci
arttıkça, artmasına katkı yaptıkça gelişir, büyür ve özellikli hale gelir.
Göreve başladığımız günden bugüne hep bu bilinçle adım attık. Mahallemize has
yaptığımız işlerin yanında ülkemizin belki de logosu olan tek mahallesidir.
Bunun derinliğini anlamak zor olmasa gerek. Boş dedikodu ve işlerle vakit
geçirmek yerine, ufak ayrıntıları dahi
gözden kaçırmadan mahallemize marka değer yaratmaya çalıştık. Sonuçta öne
düşen insanların bilgi, birikim ve donanımlarıyla bir dünya görüşü oluşur. Bu
görüş sayesinde pek çok şey netlik kazanır ve hedefler çizilir. Bizim hedefimiz
yüksek değerlere ulaşmış mahallelilik hedefidir. Bu yolda bugüne kadar olduğu
gibi zaman ayırmaya, maddi ve manevi fedakarlığı yapmaya hazırız. Bu yöndeki
çalışmalarımıza engel teşkil edecek hiçbir projenin, ek bir işin içinde
değiliz. İşimiz gücümüz herkesçe malum ki Mahalledir..
Kültür aslında bir uygarlık
meselesidir. Öncelikle mahalle kültürünü geniş alanlara yaymak için gayret
etmeliyiz. Estetik alandaki kültür gelişimini artırmak için çocuklarımıza
yönelik halk oyunları kursları, kültür
akşamları kapsamında, canlı halk müziği programları, şiir, tiyatro, özlü sohbet
sunumlarını mahallemizde gerçekleştirmenin huzurundayız. Uygun zaman dilimlerinde
estetik duruşu artırmak için sanatsal faaliyetlere ağırlık vereceğiz. Birlikte
yaşamanın hazzını duyan, güven ve
huzurun, geleceğe dair umutların yeşerdiği, doğruların baş tacı olduğu mahalle
özelliğini en çok da biz taşıyoruz. Çözüm donanım ve düşüncededir. Sağlıcakla..
5 Şubat 2024 Pazartesi
MAHALLEME MEKTUP 11 (cömertlik, bilinç, paylaşım, ahiret, huzur)
Kıymetli Komşularım,
Bir Moğol atasözü ‘Cimrinin ünü
yayılmaz” der. Derdimiz tek başına ün yaymak değil topluma her yönden katkı
sağlayan işleri gerçekleştirirken genele kıvılcım çakmaktı. Çakılan her
kıvılcımın ekonomik bir boyutu vardı. Erinmeden göğüslemeyi görevimiz saydık, bu
konuda asla cimrilik göstermedik. Mahallemizin adını dünyaya duyurduk!..
Bilim adamları insan beyninin
tembelliğinden, bahsederken en az enerji sarf etmeye gayret ettiğini söylerler.
Tembellik, insanın zamanı boşa harcamasından belli olur. Allaha şükürler olsun
ki on senelik dönem içerisinde toplumsal hizmetleri çoğaltma, mahallemizin
fiziki koşullarını üst seviyelere çıkarma açısından kurumlarımızın da desteğiyle
hiç boşa vakit geçirmedik. Ortalama her aya bir etkinlik sığdırdık. Zaman kaybının telafisi olmadığını bilerek
koştuk, koşturduk. Koşmayı asli vazife saydık. Etiketlerin boşluğuna düşmeden,
insani duruş sergilemeye özen gösterdik.
Etiketlerin sarhoşluğunda maaşa
ağız sulandıranlara, el ovuşturanlara, türlü atraksiyon ve hayal avcılarına
güldük geçtik. Onların boş hayalleri düşüncelerimizle boy ölçüşemezdi… Cami
önünde cebindeki bozuk paraya el atamayanlar, toplumsal hizmetlerde kimseyle
boy ölçüşemezdi. Bir düşünürün ifade ettiğine göre “Cömert olamayanlar cimri
bir dilenci sayılırmış”…
Mahalleyi komple bir aileymiş gibi
düşündük. Çözülme değil, bütünleşmeyi sağlayacak
her türlü etkinliği gerçekleştirmenin sevinç ve heyecanında olduk. Bütünleşmenin yaratacağı huzuru yüreğimizde hissederek yollar
yürüdük. Aileler arasındaki ilişkileri
bütün oluşturacak şekilde işlemesine katkı yapmanın yol ve yordamlarını ortaya
koyduk. Kurumlarımızla mahalle arasındaki köprünün güçlü olması için kuram ve
kurallara dikkat ettik. Denge önemliydi
özen gösterdik. Dengenin arka planı; sevgi, saygı, şefkat, güven, paylaşım, hak
ve sorumlulukları bilmektir. Bunların her biri diğerini etkiler. Bu dengenin
mahalle ortamında kurulması bilinciyle hareket etti.
Mahallemiz adına iyi-kötü, doğru-yanlış,
güzel-çirkin- faydalı- faydasız, gibi
değerlendirmeler yaparken, sığ düşünce içinde olanlara anlatmakta zorlandık.
Sağlıklı mahalle, güçlü toplum kavramları ilişkilerin ne kadar önemli olduğunu
bize gösteriyordu. Mutlu mahalle, mutlu toplum arzusu ve bilincini genele
yaymak için gücümüz nispetinde çalıştık. En azından mahalle insanımızı
karşılıklı sofralara oturtarak göz teması ve iletişim sağladık. Mahalleli olma
huzurunu aşamanın ve yaşatmanın
bilinciyle hareket ettik. “ At binenin, kılıç kuşananın” atasözünün
gereklerini yerine getirmenin mantığında hareket ettik. Mesele kendi
çıkarlarımız değil Hakk’ın rızasıydı. Kişisel heva ve heveslerin değil,
toplumsal huzur ve yükselişin arzusu hedefimiz oldu. Bu arzumuzu yaptığımız
sosyal ve kültürel etkinliklerle fiiliyata dökmenin yollarını yürüdük çok
şükür. Bu işi beş duyumuzla en güçlü biçimde hissederek yürüdük hem de.. Bu
işleri yaparken kendimizi dünya ile sınırlandırmadık. Ahiret ile iç içeliğimizi
bilmenin idrakiyle yollar tuttuk.
Mahalleyi temsil etmenin bilinç ve
sorumluğunda hareket etmenin huzuru ve
gönül rahatlığıyla, “Ada Mahallesi tek başına mahalle değil, bahçeli konaktır” deme cesaretindeyiz.
Sağlıcakla.
MAHALLEME MEKTUP 10 ( Bilgi, görgü, iletişim, edep, insan , imtihan)
Kıymetli Komşularım,
Bilgi, kişilere maddi imkânlar sağladığı gibi yaşadığı ülkesinin
kalkınmasına da katkı yapar. Kalkınma aracı olmakla kalmaz iç dünyamızı
zenginleştirir, egolarımızı sınırlar, sorumluluk duygumuzu geliştirir. Aynı
ülke içinde bir arada yaşayan insanlar olarak mahalle mahalle, fert fert kendimizi
bilgiyle donatmaya gayret etmeliyiz.
Bilgiyle donanmış insanların
birbiriyle iletişim kurması daha kolay ve huzur vericidir. Kendini bilgi sahibi
sananların ukalalığı bizi asla yanılgıya düşürmesin. Bu ayrımı bilmek lazım….
Olumsuz düşüncelerle kaygı
birleşince içimizi açan güzel duyguların üstüne kara bir perde gibi
gerilir. Kaygının ve olumsuzluğun
üstesinden de gelmemiz gerekir. En iyi ilaç sabırdır böyle durumlarda. Olumlu
şeylerin peşinden gitmek saadeti getirir. Olumlu düşünerek huzuru yakalamaksa
insanın kendi elindedir.
Her birimizin hayatında bizi geren,
üzen olaylar olmuştur. Her an üzücü bir
durumla da karşılaşabilir insan. Ortalığı velveleye verip o noktada takılı
kalmak huzuru bozar. Bu gibi durumlarda şahsen okumak, yazmak, ibadet etmek ve
sanatsal işlerle uğraşmak iyi gelir insana. Kaygı dağıldıkça daha sağlıklı
düşünme fırsatı çıkar ortaya. Gerçi mutluluk ya da mutsuzluk talihin olduğu
kadar karakterin de eseridir. Bazılarını ne yapsan mutlu edemezsin.
Caddeye şöyle bir çık. Pırıl pırıl
sokaklar, yemyeşil parklar. cepte çorba paran… Karşı parktaki kuş sesleri,
oynayan çocuklar.. şükre karışan dilindeki dua.. Mutluluk için de mutsuzluk
için de bahane ve sebepler tam da içimizde. İçimizdeki bahane ve sebeplerin kölesi
olmak tercih meselesi kısaca.
Hizmet, bir şeyleri birbirine
bağlayabilmektir. Toplumsal faydaları çoğaltacak işlere ağırlık verebilmektir.
Pek çok plan, proğram ve düşünce içinde hayranlık
uyandıracak şeyler olabilir ama insan
yoksa değeri tartışılır. Mahalle muhtarlığı olarak insanın yaşam kalitesine
etki yapacak maddi ve fiziki yapıların eksik yanlarını kurumlarımıza en doğru
ve kestirme yoldan ifade ederken insana dair sosyal ve kültürel işleri kendi
imkânlarımızla göğüslemeye çalıştık. Yetişemediğimiz ya da kaldırmaya gücümüzün
yetmediği yerde Anadolu insanının gönlüne sığındık. Mahallemizin adına değer
katmanın gayret ve sorumluluğunda olduk. Yüreğinde kirli hesapların oyununu
kuranlar, kimi vakit sahneye çıkmaya kalksalar da hamdolsun ki Allahın
tokadıyla karşılaştılar. Kısacası kuyu
kazıcıların elleri başlarına ermedi...
Âcizane bir edebiyatçı olarak,
edebi terk etmenin insaniyetten çıkmak olacağını bilerek ölçümüzü bozmadık.
Saygı, sevgi, anlayış, hoş görü ve mütevazılığı elden bırakmadık. Kimileri
selam vermekten erinirken, selam vermenin yüceliğinde kalmaya devam ettik. Hal
sorduk, hatır sorduk. Her bir insanın en yakınında olduğumuzun hissiyatını
vermeye çalıştık. Kimi vakit yorulduk ama asla kimseyi yormadık. İnsanımızın
kalabalıklar içinde yalnızlık yaşamasına gönlümüz razı değildi, dikkat ettik.
Kültürümüzün en güçlü değerlerini yaşatmak için fedakârlık yaptık. Gülümserken gülümsetmeye
çalıştık. Hayat kendi içinde akıp giderken insanımızın her yarasına merhem
olabilme bilinç ve duyarlılığında davrandık. Kimine “koyun!” derken kimine
“alın” dedik… Unutmayalım ki bu dünya imtihan ve görenek dünyası… Sağlıcakla.