2 Ocak 2021 Cumartesi

ANAMIN ÇIKRIĞI

 


 

Anadolu insanı yaratıcıdır.!. Yaratıcılığı olmasa eskilerin tabiriyle yedi düvel karşısında ayakta kalması zordur. Ayakta kalmak kolay değildir. Kafa yormakla, araştırmakla bir yandan geliştirmekle olur çok şey. Çok uzak değil altmışlı yetmişli yılları yaşayanlar bilir neyin var neyin yok olduğunu kardeşim.

Anamın çıkrıkları vardı mesela. Dedemin körükleri. Sabanları, saban demirleri. Kahve tavaları, değirmenleri. Anamın toprak turşu küpleri, bakırdan mamul mutfak gereçleri.  Tahta kaşıkları, pekmez savuran kepçeleri, kazanları, saç ayakları. Uf uf!. Kıl, çulları, çuvalları. Tınaz savuran yabaları,  direnleri, döğenleri. Yün çırpan yayları, ditmeye yarayan tarakları. Susam sürten taşları, çamaşır kazanları. Bez dokuma tezgahları, halısı ayrı, Velhasıl yaşam için ne lazımsa hepsi mevcuttu kardeşim. Bu aletlerin her birisi kıymetliydi anam için, dedem için yine öyle.

Sevinilecek yanı çoktur da, türkülerin çoğu acıklıdır yine de Anadoluda. Hikaye ve romanlarımızda yoksulluğun ve acıların kol gezdiği koca bir bozkır olarak anlatılır Anadolu. Bir taraftan öyledir de.. Dedemin anlattığı savaş hikâyelerinde cevabını bulur çok şey. Anamın çıkrık başında söylediği türkülerin yoğunluğundan anlarsınız dramı.. of of!

Anamın raflarında dizili mutfak gereçleri, avlunun bir kenarında yıllarca kimsesiz öylesine duran saman çitleri, kağnı tekerleri, harman yabaları, dokuma tezgâhları, susam taşları velhasıl nerede şimdi? Yok oldu yok. Sahip çıkmadık çıkamadık. Anamın türküleri, düğünlerdeki seyirlik oyunlarımıza ne oldu? Unuttuk….seyirlik oyunların her biri eğlencelik eleştiri özelliği taşırdı kardeşim. Kaynana da, köse de, muhtarda hatta tüccarda bu eleştirilerden nasibini alırdı. Sınıftaki ders gibiydi ders. Sahip çıkmadık, çıkamadık. Yabancı dizilerin esaretinde yok olup gitti çok şey.

Anadolu insanının her biri sanatcıydı, zanaatkardı. Yumurta kırmasını unutturduk çocuklarımıza. Pot kırmada üstümüze yok şimdi. Dedemin hikayeleri tükenince hatır tükendi hatır. Anamın türküleri unutulunca, saygı unutuldu, komşuluk unutuldu kardeşim.

Biz çıkrıkları yaktıkça, tezgâhları kırdıkça üstünlük kurdu kimiler. Bu üstünlükle pazarları kaptı uyanıklar. “durursan düşersin” diye boşa denmemiş.  Biz durmanın rehavetine kapıldık kimi zaman. Bu rehavet sırasında atı alan üsküdarı çoktan geçmiş oldu.

Bursa’nın dokuması, Anadolu’nun pamuğu, keteni, ipeği ne oldu dersiniz? Sahip çıkmadığımız günden başladı yok olmaya. Onlar yok olunca zanaatkarlarımız öldü kardeşim.

Dedemden kalma Olukaltı tarlasında pamuk yetişirdi pamuk. Karakovada susamın hası. Vallahi bitti. Ben de göçsem hiçbir üretim olmayacak bunu görüyor ve hissediyorum. Ben de göçsem biriktirdiğim türküler yok olacak. Köylere dair yazdığım şiirlerde mektuplarda anamın çıkrığı gibi kırılıp gidecek. Sonrası yedi düvele kafa tutmuşların torunları alimallah dikilip kalacak. Bizim olmayan çeşmelerden sular içmeye, ne verilirse yemeye başlayacak. Uf uf!  Karamsarlık bu olsa gerek. Vurdum duymazlık da…

Mücahid Mürşit Akyol kardeşimiz Tavşanlı Köyleri ve tarihini arşiv kayıtlarından internet üzerinden yayınlamaya başlamış. Bizde sözel tarihi yazılı tarih haline getirmeye çalışmıştık. Bu tür çalışmalar memleket aşkının yoğun duygusallığı olmasa asla ortaya çıkmaz. Kim ilgi gösteriyor bu da gerçek tartışma konusu. Bunlar da bizle kaybolup gidecek. Üzüntüm bunadır.

Çıkrıklar durunca ülke durur. Topraklar boşalınca cepler boşalır. Çaylar şirketten demek kolaydır, kolaycılıktır. Her şeyi şirketten beklemek esarete boyun bükmektir.

Yurdunu seven herkesin atalarının hikâyesini gözden geçirmesi gerekir. Bu geçirmeyle bu ülkenin üretimine elinden geldiğinin en iyisini sunması gerekir. İnanan insanların mutluluğu üretim pratiklerini bilmekten geçer. Sağlıcakla..

Hiç yorum yok: