22 Ocak 2021 Cuma

FİÇÇİYİ YUTMAK!

FİÇÇİYİ YUTMAK!

Halil Oral/ Tavşanlı

Yaşları kuşaklarla adlandırıyorlar ya, ben hangi kuşaktayım bilmiyorum. Altmışı devirdiğimi bilecek kadar aklım eriyor çok şükür. Benim hangi kuşağın içine girdiğimi bana siz söyleyin artık. Nerden çıktı bu kuşak işi onu da anlatmak zor kardeşim. Benim meselem kuşakla filan değil. Varlıkla yokluk, azlıkla çokluk,  açlıkla tokluk arasında gidip gelen yaşam hikayesini dolduran anılar ve bu anılardan öne çıkan belki de bildik tecrübeleri hatırlatmak der/dim.

Hay Allah! Adam yine bilgiç laflar edecek diyebilirsiniz. Bilgiçlik taslamak gibi bir niyetim asla yok.  Yaşadıklarım, gördüklerim ve düşündüklerimi anlatmaktan asla öte geçmeyecek.

Çocukluğum kırsalda geçti pek çok insan gibi. Bundan şikâyetçi miyim? Asla.. Kırsal da imkânsızlıkların içinde yetişmek çok şey öğretiyor çok. İmkânsızlık içinde imkân yaratma becerisi kazanıyor insan kardeşim.

Çocukluğumda kazandığım bu becerinin iş hayatında çok faydasını gördüm çok. En modern sanayi atölyelerinde çalışmış birini küçük sanayide bir dükkâna soksanız apışır kalır. Alıştığı teknolojik imkânlar, imkansızlık karşısında çaresiz bırakır be ya!... en modern ölçüm aletleriyle milimetrenin yüzde birini, binde birini ölçmeye alışmış usta, küçük sanayide kumpasla o hassasiyeti sağlayamaz. Ama sanayinin daimi ustası onu göz ucuyla yine denk getirir. “Hadi ordan!” diyenler olabilir. Denemesi bedava..

Bizim çocukluğumuz kırsalda geçerken sanayi üretiminin kıt olduğu yıllardı. Buna siz şanssızlık diyebilirsiniz ama şanstan yana tercih yapıyorum ne haber!.. Bu durumu aptallığıma bile verebilirsiniz hiç gocunmam…

O imkânsızlık içinde kendi oyun parkurlarımızı kendimiz kurduk biz. Hayal dünyamızı süsleyen, genişleten tüm oyuncaklarımızı minnacık ellerimizle ürettik. Kumdan evler, çamurdan briketler, ağaçtan taştan köprüler, kıvrım kıvrım yollar, gönlümüzde oluşan en muhkem yaşam alanlarının kompozisyonunu gerçekleştirirdik.

Sırakayaları, seksekler, dokuz taşlar, üç taşlar, mendil kapmacalar ve daha neler oyunlarımız arasındaydı. Hayvanlardan elde ettiğimiz aşık kemiği, tahtadan, telden arabalar, gündöndü sapından yaylı oklar, çatal dallardan sapanlar, derin dereleri geçmek için “ayakçılık” denilen odundan mamul araçlar, kavallar, söğüt dalından kuş düdükleri, bitki saplarından fiççi, yaş çam kabuğundan zurnalar… of of! daha neler neler. İnanın say say bitmez. Yatağımızda ertesi günde üreteceğimiz her bir oyuncağın hayalini kurardık biz. Kurardık da kavun, karpuz, kabak kabuğundan sandalları sulara salıp arkasından bakardık. Bakarken çıktı Ahmet Uluçay abimizin ‘Karpuz kabuğundan gemileri”.. yaaa işte böyle..

İnternet oyunlarından başını kaldırmıyor çocuklar. Ne zaman? Aha bugün, şimdi..sonrasında bir sürü psikolojik sorunlar, intiharlar, korkular, içe kapanmalar.. say da say. Düşünme, hayal kurma, üretme, geliştirme becerileri taban yapıyor. Matematikte fende sıfır çeken çocuklar haberlere konu oluyor. Olmaz mı, olur tabi. Çocukların oyuncak alanındaki dünyalarını sanayinin eline bıraktık biz. Başında bir yetişkin olmadan kendileri oyun kuramıyorlar oyun!

Oyun kurmayan, oyuncak kuramayan çocuklar hayatlarını kuramaz kardeşim.

Şimdi çözdünüz mü benim kuşağı. Bu noktada anamdan bahsetmeden nasıl ederim. “Sen işini kış tut yaz çıkarsa bahtına” derdi.. çocuklarımızın oyun ve oyuncak dünyasını gözden geçirmemiz lazım.  Bu konuda ebeveynlere görev düştüğü kadar belediyelerimize de iş düşüyor.  Bu mesele ciddi. Gereksiz konuşuyorsun derseniz fiççiyi(*) yutar geçerim.

Haydi hayırlısı.. Sağlıcakla.

*Fiççi: zurnanın ses çıkaran kısmı

*Fiççiyi yutmak: sesi kesmek, susmak 

Hiç yorum yok: