24 Ocak 2021 Pazar

ANILAR VE ÖLÇÜ

 


İnsan anılarla yaşıyor bazen. Anılar beni mi izliyor ben mi anıları kovalıyorum ayırt etmek zor. Göçmen kuşlar gibi dönüp dönüp geliyor kardeşim.  Renkler, sesler, kokular ne varsa diziliyor işte. Dizildikçe birikmiş ne varsa yazıya dökme imkânı doğuyor. Yazıya dökmenin ne faydası olacaksa!..

Bizim ev aralıksız üreten fabrika gibiydi. Yüke girecekler, aile içi tüketilecekler.. Yüke girecek olanlar pazara, diğerleri evimizin değişik bölümlerinde oluşturulan saklama yerlerine. Elektriğin, teknolojinin olmadığı şartlarda yerine, usulüne göre saklayabilmek beceri işidir beceri.

Dört gözlü ambarımız vardı. Ambar, içine farenin giremeyeceği sandık işte. Buğdayımız, arpamız dahası zahiremiz orada saklanırdı. İhtiyaç oldukça oradan alınırdı. Süt ürünleri için sütlüğümüz vardı mesela. Tarhanamız bulgurumuz, nohudumuz, fasulyemiz için ayrı saklama yerleri. Un ve unlu mamuller için un evimiz bulunurdu. Kurutulmuş sebze ve meyveler için ayrı saklama bölümleri. Bazı kavun gibi yaş meyveleri iple dizi dizi asacak yerleri olurdu anamın. Evlerimizin yaşam açısından bugüne göre eksikleri var gibi gözükse de üretim ve saklama yöntemleri açısından donanımlıydı. Bu donanım sayesinde üretilen her bir şey uzun süre saklanabilirdi. Bizim ev böyleydi de başkaları farklı mı? Tüm köy evleri öyleydi. Hepsi doğal, hepsi donanımlı.

Teknolojiyle bir bozuldu doğallık. Teknolojiyle bir, üreten fabrika olan köy evlerinin bacaları sustu.  Evler suskunlaştıkça hazır sanayi ürünü mamulleri tüketme alışkanlığı hortladı. Hazır hazır, hazır! Hazırı tüketme kolaycılığına düştük el birlik. Niye ithal tarım ürünleri market raflarını dolduruyor?  Böreğinden yufkasına, dolmasından turşusuna, türlü türlü konservesine hepsi hazır. Anamın evi böyle değildi işte. Hazineydi hazine. Bahardan güze durmadan çalışan imalathaneydi.  Anamsa hem üretim şefi hem de beden işçisi.. Uf uf!  Kendi içinde üreten, kendi ürettiğinden tüketen bir sistem vardı bizde. Bu sistem bozulunca değişti çok şey.  Değişen sistemle sırf tüketime yönelik insan yığınları oluşmadı mı? Yalansa yalan deyin! Hazıra dağ mı dayanır? Dayanmaz!  Para pul yeter mi kardeşim! Her şey hazır olunca yetmez işte. Yetmez de, ana babalar, şehirdeki çocuklarına torba torba erzak yetiştireceğim, para pul denkleştireceğim diye didinir durur.

Çocuklarımız köyden kente doluştukça kırsalda kendi kendine yeten insanlar, kendine yetemez oldu. Üretim alışkanlıkları bozulduğu gibi beslenme alışkanlıkları da değişti.  Değişen alışkanlıklar aspirin, opondan başka ilaç kullanmamış pek çok insanı, pek çok hastalıkla karşı karşıya bıraktı.

Sebepler sonuçları doğuruyor bir bakıma. Bu sonuçla restoranlardan yemek pozları veriyoruz el birlik.  Rahmetli babam horanda eve toplanmadan sofrada kaşık kıpırdamazdı. Ya şimdi? Kimin nerede ne yediği belirsiz. Bereketi olmaz derdi babam.  En çok da sofranın etrafına toplanınca zikredilirdi şükür. Şükür önemliydi, şükür gerekliydi. Sofra; doğaya, dolayısıyla Allah’a minnetin dillendirildiği anlardı kardeşim. Ya şimdi? Şükürsüz bir duruş desem yalan değil.

Şimdi düşünme zamanı. Ürettiklerimiz ve dahi tükettiklerimiz. Ölçü önemli!

Anılardan dem vurdukça, gözümde öbek öbek toplandıkça içimde bir gam, bir gam sorma gitsin. “Değmen benim gamlı yaslı gönlüme” türküsünden girip hüzün içeren ne kadar şarkı varsa dilimden döküldü dökülecek. Bu esnada başlıyor hasretinle yandı gönlüm/ yandı yandı söndü gönlüm/ evvel yükseklerden uçtu/ düze indi şimdi gönlüm.

Yüreklerin düze inmesi temennisiyle.. Sağlıcakla

Hiç yorum yok: