7 Ocak 2024 Pazar

DOSTLUĞUN GÜCÜ VE MARS!

 

Bazen söylemlerimizle kendimizi bile inandırmaya çalışırız nedense.  Altmışlık yaşını kırk beşe indirmeye kalkanlar, ağaran saçlarını boyatıp genç görünmeye uğraşanlar,  bıyığını yülüyüp, traşını sinekkaydı olmaya kalkanlar… ühhüüü! Sayda say. Bunlar insanın kendi iç dünyasıyla ilgili işler. Kişisel psikolojiyle de bağlantılı olsa gerek. Dünya ve evrenle ilgili yürüyen işler var bir taraftan. Hele son yıllarda uzay turizmi lafı da gündeme girmeye başladı ya... Şaka gibi gelebilir. Biz bıyık muhabbetinin beyliğini sürdürürken, dünyanın kimi zenginleri  uzayın sırasına girmeye başlamışlar bile.. Uzaya dair Nasa’lar, masalar çoktan kurulmuş kardeşim. Marsta araştırmalar son hız. 

Kütahyalı olarak kimimizde Çelebilik var.  Sen git marsta araştırma yapan kişilerle kişisel dostluk oluştur.  Bu sayede marsta akarsu yatağı olduğu sanılan bölgeye “ Gediz nehri Vadisi” isminin verilmesine vesile ol…   Allah, Allah!  Bıyığın muhabbeti nere, Mars nere? Dostluğun yarattığı olaya bak sen.. Evren var oldukça Marsta Gediz adı yaşayacak kardeş..  hadi ordan!, yaşasa n’olur  yaşamasa n’olur? Demeyin öyle birader. Yaşasın be ya! Şu Kütahyalı “Çelebi” o vadide bayrak direği dikecek kadar bir alan tahsisi de yaptırsa. Bayrak direğinin köşe bucağında yeri gelir soluklanacak, icabında üç beş kök kavun dikecek oluruz…

Zenginler, milyon dolarlar verip uzaya gitmeye heveslendiğine göre, sayfiye yerlerini keşfetmiş olabilirler yeğenim! Biz mendil, çorap, boyun bağı, don gömlekle uğraşırken boşuna gitmez bu adamlar !.... bu kadar harcamayı göze alıp gittiklerine göre fazlasıyla dönüyor da olabilirler. İşin şakası bi yana, “Gediz Nehri vadisi”nin adı bile iç huzuru doğuruyor bende. Marsta kardeşimle karşılaşmış gibi olacağım bu ismi görünce. “Dostluğun gücü” diyeceğim güdük aklımla…

Bu yazıyı okuma zahmetinde bulunup, ne demek istediğimin derinliğine inmek isteyenler, “Kim bu adam. Gedizin adını Mars’a Taşıdı” haberini okusunlar.

Ben gönlüme göre zamanı kandırıyorum kardeş. Sosyal medyaya göz atın. Türlü libaslar giyip el cepte pozlarla nasıl muhtarlık adaylığı açıklanıyor bir bakın. Hizmetin iyisi burrdaa!!…Poz yetiyor yapılacak hizmetleri anlatmaya. Mars nedir ya!!!

İlim, bilim konusunun açılmasına vakit var daha. Ölümü geciktireceğini düşünerek don, gömlek alıyorum ben. El sürülmedik bi kenarda dursun. Giyinip uzun çarşıya yukarı yürüdüğümde havamı görenler kapıya çıksın cancağızım.  Taralı saçımla can-severlere de selamı çaktım mı dünyayı kurtardım say.  Herkesin bi deliliği var. Benim ki de böyle işte.  bıyık muhabbetinden Mars’a,  soluklanmadan uzun çarşıya.  Deliyim ben deli!..  Yaşım deliliğe çoktan hazır. Benim için en gereksiz şey düşünce. Düşünce yoruyor insanı kardeş. Benim düşüncesizliğimin yanında gerçek vatanseverler bulunsun cancağızım.  Onlar olmasa zamanın masalında kaybolur gideriz maazallah!.

Mars’ta kahve içilir mi? İçilirse tam neresinde?  Tavşanlı’da vakit geçirmekte zorlananlar, Bursa’ya, Kütahya’ya, Eskişehir’e takılıyorlar.  Hep aynı yerlere takılmaktan bıkıp usandılar. Yeni keşifler lazım. Mars’ta balıkçı lokantaları ne tarafta? Vize-mize işleri ne alemde. Hayalleri çoğalttıkça ölümü bile unutuyor insan. Mars’ta, Gediz Nehri Vadisi don-gömlekten öte bir sürü planı aklıma sokuyor. Bu vadinin bitimi hangi alüvyonlu topraklara açılıyor?  Hadi hayırlısı..  Sağlıcakla

15 Ekim 2023 Pazar

MAHALLEME MEKTUP 5



Kıymetli Komşularım,

Gümüşü kaplamaya çalışanlar altını gözden kaçırırlar. Hatta sahte gümüş kaplayıcıları en yakıcı, en yıkıcı kelimeleri dillerine pelesenk ederek sarf etmekten çekinmezler. Bencil çıkarların anaforunda savrulur dururlar. Onlar bu savrulmayı yaşarken ve de savurmaya çalışırken dilliyken dilsiz, sözün ustasıyken sözsüz kalışınız sabrınızın tam olarak ölçüsünü verir aslında.

Başarı şans işi değil, tamamen bilginin, donanımın ve birikimin sonucu olarak ortaya çıkar. İnsanın deneyimlerle sahip olduğu kaynaklara bakma biçimi başarıyı ortaya çıkaran etkenlerdendir. Kaynakları toplumsal faydaya dönüştüren şey de, yüreğinizdeki paylaşma duygusunun  oranıdır.

Sırt üstü yatarak ancak tavan resmi yapabilirsiniz. Bunu yaparken bile çevrede yarattığınız kirlilik hat safhaya ulaşır. Sırt üstü yatmaya alışık olanlar toplumsal dayanışmanın aracı olarak dedikoduyu benimserler.  Boşluklarını dedikoduya yaslanarak gizlemeye çalışırlar.  Toplumsal bağları güçlendirecek yol ve yöntemleri ileri sürmek sükûneti, iyi alışkanlıkları, kaynaşmayı, birliği, beraberliği, ortak hissiyatları, çareleri, huzuru, güveni velhasıl tüm güzel şeyleri çoğaltır. Pek çok sosyal etkinliği gerçekleştirmeye çalışırken hedeflediğimiz tam olarak budur işte.

Plansız, programsız, hedefsiz, amaçsız ortaya çıkışlar bencil arzuların dürtüsüdür. Hangi aksayan yanların tespitini yapıp da hangi çareleri önerdiğini söyleyebilmeli insan? Çare yaratma becerisini, birikimini ortaya koyabilmeli?  

Kendi söküğünü dikemezken el başı düzmeye kalkarmış kimi… Bu bile yorum yapma, değerlendirme  yeteneğinden yoksunluğun ağız şapırdatma halidir. Ühhüüü!.. geç ordan geç!.

Toplumsal meselelerin çözümünde göl olabilmek önemli. Bir bardaklık su ölçeğine erişememiş olanlar çabuk bulanır, kirlenir, ekşir, tadı çabuk bozulur. Bunu bilmek gerekir.

İnsan odaklı çalışmalar önemlidir. İçinde insanın olmadığı hiç bir proje mükemmel değildir. Bu alandaki çalışmalar özveri, çaba ve sabırla orantılıdır. 

İnsanların ihtiyaç sıralamasını bilmenin yolu içinde yaşadığın toplumu gözlemek ve tanımaktan geçer. Bu da zaman ayırabilme, yorum yapabilme, tecrübe ve iç zenginliğiyle mümkündür.

Başarılı olmanın yanında değerli olabilmek de önemlidir. Aldatarak, yanıltarak, kumpas kurarak, yalanlar uydurarak, dedikodu üreterek başarsanız da, değerli olamazsınız. Bu niyet de olanların eni, sonu değersizliği anlaşılır. Anlaşılınca apışıp kalırlar. Uyduruk film üretenler, geniş açıdan değerlendirme yapma yeteneğinden de körelmiş kişilerdir.

Edebi terk etmek insaniyetten çıkmaktır.  Makamlar edeple değer kazanır. Hak, hukuk, korku(!), utanma bilmeyenlerin cehalet ve cesaretleri topluma zarar verir. Hele tek başına paranın arkasından koşanların düşkünlüğü insanlığı çürütür.

Hayatın amacı; yararlı olmak, onurlu olmak, merhametli olmak,  yaşamış olmanın farklılığını yaratmaktır. Ötesi……..!?.

Sağlıcakla.



MAHALLEME MEKTUP 4

 


Kıymetli Komşularım,

Ağlamanın çare olmadığını atasözlerinden biliriz. Her çaresizliğin arkasında çareler mutlaka vardır. Teknolojik gelişmeler dahil hayatımızı kolaylaştıran çok şey, çaresizlikler karşısında ortaya çıkmıştır.

İnsan kimi zaman saman çöpüne bile sarılır. Her sarılış yeni ufuklar açar insana. Her ufukta yeni tecrübelerle donanır insan.

Sivrisinek önce kan alacağı yeri tespit edermiş. Sinir uçlarını uyarmadan kan almak sivrisineğin tecrübesine bağlıdır. Açık söylemek gerekirse hizmet üretmek için, yeterli tecrübe ve birikim gerekir. Kurumları tanımak, çalışma yöntem ve usullerini bilerek kendimizce çözüm yollarını da sundukça hizmet kolaylaşır..

İnsani yönden gelişmeyse, iyilikleri çoğaltıp; kötülüklerin farkına vararak azaltmadaki özverili çabayla olur.

Bir beldenin gelişip yükselmesi ev ve aile muhabbetine bağlıdır. Bu gerçeği bildiğimizden, gayret ve özveriyi elden bırakmadan ekonomik, sosyal ve kültürel desteğimizi aileler üzerinden eksik etmedik. Ailedeki huzurla, komşu birliğini çoğaltmanın yollarını aradık. Bu anlamda bahar şenlikleri, mahallece iftar buluşmaları, özel gün ve gecelerde camimizde seçkin sohbetlere ikramları ilave etmenin heyecanını yaşadık. İçimizdeki enerjiyi, birlik ve beraberlik adına yeni şeyler ortaya koymak için diri tuttuk.

İnsanın cehaleti, insani hastalıkları körükler. Bu yöndeki olası olumsuzlukları azaltmak için mahalle düzeyinde konferansları, sohbetleri çeşitlendirmenin bilincinde olduk.

Mahalle içinde yaşayan ailelerimizi bütünün parçası gibi düşünüp, birliği korumak adına sosyal faaliyetlerle iletişimi diri tutmaya çalıştık. Bu iletişimde doğru denge kurmanın arka planında sevgi, saygı, şefkat, güven, paylaşım, hak ve sorumluluk duygusuyla hareket etme vardır. Mahalle birliği, sağlıklı ve güçlü aileyle oluşabilirdi. Ailelerimizin sağlığını çok yönlü olarak gözlemeyi ihmal etmedik. Gerektiğinde usulünce uyarılarda bulunduk.

Kişisel heva ve hevesini  tatmin için yönetimlere talip olanlar; iyi-kötü, doğru-yanlış ayrımı yapma, toplumsal meseleleri kendine dert edinme bilincinden yoksundurlar. Aslolan “rıza”dır. İnsan rızayı kendine hedef seçince, maddi şeylerin asla hesabında olmaz!...

“Fazilet insanın içini; zenginlik odasını süsler” miş. Mahallemizde çalışmalarımızı maddi ve manevi olmak üzere iki ana kulvarda yürütmeye çalıştık. Maddi şeyler daha çok fiziki sanat yapılarıydı. Parklar, bahçeler, camiler, yollar, spor alanları, aydınlatma araçları, alt yapılar, hizmet binaları vs. tüm bunların ihtiyaca cevap verecek düzeye yükselmesi için en doğru dili, yöntem ve usulü kullanmaya özen gösterdik. Kırmadık, kırılmadık. Bu yüzdendir ki Tavşanlı bizde nefeslendi. Bu yüzdendir ki yöre Ada Mahallesini dilinden düşürmedi: Sanat yapılarında aksamaların en kısa sürede çözümü için azami hassasiyet gösterdik. İki gün üst üste yanmayan sokak lambamız bile olmamıştır. Bu anlamda kurumlarımızın her birine teşekkürü elden bırakmamak gerekir.

Mütevazılık yönetimde kolaylık sağlayan önemli bir değerdir. Biraz da insanın kültürel yapısıyla orantılıdır. Yorulsak da, mütevazılığı elden bırakmadık.

Toplumsal hizmetin heyecanı, kişisel hizmetten daha büyüktür. Halka hizmet, Hakka hizmettir. Yeni mektuplarda buluşmak üzere. Sağlıcakla. 







MAHALLEME MEKTUP 3

 


Kıymetli Komşularım,

İnsanın kendi eksiklerinin tespitini yapmış olması, zenginliğe ve huzura attığı ilk adımdır. Bilgelik, içinde yaşadığı meseleleri derinlemesine bilmekle oluşur biraz da. 

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak mümkün değildir. Mahallenin yönetimine talip olurken, durum tespiti yapmanın üstüne, çalışma planı hazırlayarak yola çıktık. Yazılı olarak taahhütte bulunduğumuz tüm mevzuları bir bir yerine getirdik. 

Duygularımız en büyük hazinemizdi.   Asıl gayemiz toplumsal hizmetti.  Para gibi bir vasıtayı öne geçirmek insanı gayesinden saptırır dedik. Açıkçası parayı düşünmek sahteliği doğururdu. Bu yüzden paranın hesabında olmadık. 

Asıl huzurun sağlıkla başlayacağını bildiğimizden, ilgili kurumlarımızla işbirliğine geçerek,  mahalle ölçeğinde sağlık taramalarını başlattık. Uygun aralıklarla bu işi tekrarladık. Özel hastanelerle işbirliğine giderek; hem göz, hem kalp sağlığı üzerine toplantı ve taramalar geçekleştirdik. “İmkânım olsaydı neler başarırdım!” kuruluğunda kalmadan niyetimiz yetti çok şeye. 

Çevremizde var olan imkânların farkına varıp geliştirerek mahallemize toplumsal faydaları artırdık. Azim, ruhun önemli bir kuvvetidir diyerek yılgınlığa, boş vermişliğe düşmedik. 

Sağlığımızı tehdit edebilecek çevresel pek çok faktörü ivedilikle ve en doğru biçimde ilgili birimlere aktarmanın hassasiyet ve teyakkuzunda olduk. Hizmetin saati olmaz diyerek, her an teyakkuzda bulunduk. Teyakkuz hali, hizmet etmenin en güzel heyecanlarını hissettirdi yüreğimizde.

Mahallemizde hukuku ve huzuru önemsedik. Hukukun ve huzurun ailede başlamasına inandık. Mutlu aileler, mutlu toplumu oluşturabilirdi. Dini ve anayasal yönden bilinç oluşturmanın yolunda bulunduk. “Modern Çağın Gençler Üzerine Etkileri” konulu mahalle bazlı sunumlar gerçekleştirdik. Yetkin kişileri mahallemize konuşmacı olarak çağırdık.

Derdi olanın uykusu olmazmış. Aile ekonomisinden kültüre, sosyal yaşamdan işsizliğe ne varsa dert edindik. Yapabileceklerimizin en iyisini oluşturmanın gayretini taşıdık. Mutluluğun, zihinsel bir süreç olduğunu da düşünerek hem çocuklarımızın hem yetişkinlerin okumasını sağlamak adına, muhtarlıkta kütüphane oluşturduk. Bir kişi bir kişidir dedik.

İnsan tutkularının kölesidir. “Farklı bakış, farklı hizmet” sloganıyla yola çıktığımız gün, toplumsal düşüncelerimizin kölesi olma yoluna çoktan koyulmuştuk. Mahallemizin her yönden  yaşam kalitesini artırmak için koştuk, koşturduk. Etiketlerin hırsına değil, gerçeklerin 

güzelliğine sığındık.

Doğduğumuz gibi öleceğimizi bilen iman sahibi biri olarak, “bugün insanlığa, hangi katkıları yaptım” sorusunu kendimize hep sorduk. İnsanlık ve ona ait değerler her birimizin yaptığı katkıyla gelişip büyüyecekti. Ufacık bir fikir bile katkıydı aslında.

Sağlıklı beslenmek adına “Mahalle ekmek fırınını” kendi imkanlarımızla hizmete sunduk. Fırın hem sağlık, hem ekonomi kattı aileye. Hazine eziyet çekene, çalışıp çaba göstereneymiş. 

Başarı, “istiyorum” demekle olmazdı. Başarının ardında büyük bir çaba ve kendini adama vardır. 

Derdi para olanın hizmeti olmaz.

Mesele,  bir anı bırakabilmek. Yeni mektuplarda buluşmak dileğiyle.. Sağlıcakla                                                                         

                                                                        

MAHALLEME MEKTUP 2

 MAHALLEME MEKTUP 2   (eğitim)


Kıymetli Komşularım,

Akarsu ne güzel hayat dersidir. Küçük engellerin üzerinde köpürür, büyüklerin yanından sessizce geçiverir.(!)

Mahalli idarenin en alt birimi olan muhtarlıkta mahallemize, insanımıza sosyal yaşantımıza engel olan ne varsa üstesinden gelmek için gayret gösterdik. Hiç bir engelin yanından geçip gitmedik. Problemlerin çözümünü kurumların üstüne atma kolaycılığında olmadık. Aksine doğumdan bugüne biriktirdiğimiz sosyal çevremize, hatta kişisel birikimimize görev yükleyerek toplum hayatını kolaylaştırmaya çalıştık. 

Başlangıçtan bugüne yaptığımız her iş, attığımız her adım bir başarı hikâyesidir. Muhtarlık maaşını kendimize gelir kapısı olarak görmedik. Mızmızlık etmeden ve çekinmeden mahallemizin her türlü sosyal işlerinde harcama yapma cesaretinde bulunduk.

Cami derneğine on lira aidat ödemekten imtina edenlerin olduğu ortamda, cebimizden milyonları harcadık.

Duygusuz biri değilim, üstelik dilsiz de sayılmam. İçimizdeki duygu,  empati yapma yönümüzü enerjik tuttu. Her bir ailemizin sosyal, kültürel, ekonomik yapısını yakından gözledik. Bu gözleyiş, yapmamız gereken dokunuşların yolunu açtı. Bu anlamda;

On senelik süreçte çocuk psikolojisini göz önünde tutarak en az toplam altı yüz çocuğumuza (bot, kışlık çorap, eldiven, mont, atkı) giydirdik. İlköğretim seviyesindeki ortalama seksen çocuğumuza yıl yıl eğitim araç ve gereçleri açısından (kalem, kalem çantası, defter, silgi, kalem açacağı, boya kalemi seti, temin edememiş olana çanta ve okul forması) katkısında bulunduk.

Üniversite öğrencilerimizin kimine giyim yardımında bulunurken her birine yıl yıl (11 kişi) maddi katkı yapmaya çalıştık.

İlkokul öğrencilerimize zaman zaman, okul ortamlarında sıcak yemek vererek beslenmelerine katkı sağladık.

Liderlik kısır tartışmaların dışında kalarak daha iyisini hedeflemektir. Sıradanlaşan, mührün adamlığında kalan anlayışla değil, güzel değerleri ortaya koymanın alın terini akıtarak görev yapmaya çalıştık

Sıradan şeylere alışmak kolay, kurtulmak zordur. Biz verdiğimiz emekle, güzel şeylerin hem tadına varmaya, hem de vardırmaya çalıştık. Almak yerine vermenin iç huzurunu yaşadık. Ruhumuzu “aman boş ver, bana ne, kim çalışacak” hastalığına bulaştırmadık.  Güzel şeyleri hedef edindik.

Bisikleti olmayan çocuklarımıza bisiklet temin ettik. Üniversite öğrencilerimiz için gittikleri şehirlerde sosyal çevremizi devreye sokarak yabancı bir yerde ilk anda ellerinden tutmaya çalıştık.

Bir şeyin değerini anlamak için o konuda bilgi sahibi olmak gerekir. Geçmiş yılları birlikte yaşayarak geldik. İnsan aklı unutmaya meyilli olarak yaratıldığından  biz yaptıklarımızı, yapabildiklerimizi (Allaha şükürle) hatırlatmayı görev saydık.

Bilgi, hakikatin yapraklarını aydınlatır, parlatır. Hata değil, çare bulmak önemlidir. Kalite, akıllı gayretlerin eseridir.

Yeni mektuplarda, yeni bilgileri paylaşmak üzere. Sağlıcakla

                                                               

27 Ağustos 2023 Pazar

MAHALLEME MEKTUP (1)

Kıymetli Komşularım,

Gözyaşının bile bir görevi vardır. Gözyaşları, ardından gelecek gülümseme için temizlik yaparmış.

Gülümsemek hem iradeyi, hem vücudu güçlendirir. Aynı zamanda insanlar arasındaki en kısa mesafedir. Bu sebeple sizlerin karşısında gülen yüzümüzle durmaya çalıştık.

Mahalli idarelerin en alt birimi olan muhtarlık müessesesinde hizmeti esas alarak bu amaca sadık kalmaya özen gösterdik. Dertler derdimizdi, sevinçler sevincimiz.

Komşuluğun önemli bir kavram olduğundan hareketle, afiş ve konferanslar düzenleyerek daha güçlü bilinç oluşturmanın gayretinde olduk. Bu alanda yaptığımız güzel işlerle ilçemize, yöremize, hatta ülkemize örnek olduk.

Azmimiz, yeteneğimizin atıdır diyerek sokakta kedi miyavlasa, köpek havlasa kendimize dert edindik.

Bahane üretme kolaycılığında olmadık. Öncelikle iç hayatımızda dengeleri doğru kurarak karıncalar gibi çalışmanın gayretinden vazgeçmedik.

Etiketlerin kavramının şımarıklığında değil, insan olmanın özgürlüğünde hizmet üretmeye çalıştık. Toplumsal faydayı çoğaltmak için, kişisel işlerimize sınır koyduk.

Ailelerimizin sosyal, kültürel, ekonomik durumlarını yakından takip ederek değer katmanın, aile kurumunun her yönden kalkınmasının hevesinde olduk. Çare üretmeyi görev saydık.

Aslında çalışmalarımızı iki ana grupta sürdürürken kurumları da, kavramları da birbirine karıştırmadık. Mahallemizin adını en doğru biçimde temsil ederken, doğru ifade etmeye de özen gösterdik. Bu yönüyle marka mahalle olma yolunda ilerledik.

Kurumlarımızla doğru ve güçlü iletişim kurarak toplum hayatını kolaylaştırmaya gayret ettik.

Ana sınıfından, üniversiteye çocuklarımızı yakından takip ederek kendimizce ekonomik katkı sağlamanın yanı sıra, giyim-kuşam ve sosyal yönden de destek olmaya çalıştık.

Hizmete talip olurken dünyalık tutkuyla değil, manevi huzur hissiyle talip olmuştuk. Bu sebepledir ki, çıkar peşinde, üçün beşin hesabında olmadık.

Yardımlaşma ve Dayanışma bilincini hep diri tuttuk. Bu anlamda ki kültürümüzün, yıllar sonrasına taşınmasının tohumunu genç nesillerin bilinç altına yerleşmesinin hesabında olduk.

Sağlıklı toplum ve mutlu aileler mottosuyla ilk defa mahalle bazlı sağlık taramalarının öncülüğünü yaptık. Okuyan toplum, bilgili nesiller yolunda ilerleme sağlamak için muhtarlığımızda kütüphane oluşturduk. Evlere ödünç kitap vermeye devam ediyoruz.

Aile hukukunu ve huzurunu önemseyerek, hukuk ve huzur toplantıları gerçekleştirdik.

Bu toplantılar sayesinde birbiriyle tanışık mahalleli olmayı sağladık. Birbirini tanıyan mahallede kendiliğinden güvenlik üst seviyeye çıkmış oldu.

Kiralık ekip kaldırdığımız tarladan ürettiğimiz ürünler, sosyal pek çok etkinliğe katkı yaparken, kültürümüzde var olan değerlerimizin yaşamasına çalıştık. Asla üşengeçlik göstermedik.

Muhtarlıkta kütüphane kurmakla kalmadık çocuklarımızın devam ettiği okullara kitap desteğinde bulunduk. Okullarda giyim ve beslenmelerine katkı sağladık.

Kimsenin boynunun bükük kalmasına gönlümüz razı değildi kişisel, özel gün ve bayramlarda

hem ekonomik, hem gıda ve kurban desteği vermenin huzurunu yaşadık.

İyi ifade edilen sorun, yarı yarıya çözülmüştür. İyi ve doğru ifade etmenin keyfini yaşadık ve yaşattık. Ağlamanın çare olmadığını bilen bir gözlemci olarak çarelerin üreticisi olduk.

Bu ilk mektubumda bir kısmına değinme imkânı bulduğum çalışmaların anlatımına ileriki mektuplarda devam edeceğim.

Sizlere, mahalleme, yaşadığım yöreye, ülkeme hatta insanlığa hizmet etmenin sözünde duruyor saygılar sunuyorum. Sağlıcakla

Halil Oral

Şair-Yazar

Ada Mahalle Muhtarı

20 Ağustos 2023 Pazar

BABAMIN TÜRKÜSÜ MUHANNET

 


Bir arazimiz var ekeceğiz!  Ne ekmeliyiz? Şuraya pancar, şuraya domates, şurasına biber, şuraya buğday,… ekmekten maksat; para kazanmak. Tam olarak rahmetli babamın hesabı bunlar.

Oysa para hırs yapar insanda. İnsani pek çok değeri yok eder. Para pek çok şeyi ezer geçer… İnsanın elini yakar elini! Para dediğin ihtiyaç kadar olmalı yeğenim….Fazlası bozar, bozgunluk yapar. Ya azı? Azına da can dayanmaz. !!!!!

Madem bozuyor para insanı, daha çağdaş  projeler koymalı ortaya. İnsani şeyler ekmeli toprağa.. Şu araziye halıdan saha, şurasına futbolluk saha, şurasına çimden saha, şuraya seyirlik saha,  yürümelik saha, koşmalık saha, mangallık saha, çimmelik saha, yüzümlük saha, parklık saha, kaymalık saha. Dön babam dön! Kay babam kay! Hatta sayıları artmalı bunların. Baksana yer bulunmuyor mevcut sahalarda. Ekimlik sahalar azalsa da fark etmez kardeş. Bağdaş kuracak yerimiz olsun da ekinlik yerimiz olmasa da olur cancağızım!..

Bazıları uzayda saha ararken, mangallık yer mühim!.. Hem mangallık yerlerde yakan top, mendil kapmaca, kör ebe filanda oynanıyor.  Oralar da süzüm süzüm süzülüyor insanlar. Yaprak dolmasının bile tadını çıkarıyor cancağızım. Bağdaş kurmanın tadına vardıkça asma yaprağına su verecek kimse kalmamasının önemi mi var?. Kay gitsin, sar gitsin!

Rahmetli babam hiç düşünmezdi, düşünemezdi böyle şeyleri. Kırk yılda bir Dereli kaplıcalarına gitmeye heveslensek,  “uyuz mu var sizde?” der,  depreşen hevesimizi kırardı. En hevesli anlarımız öylesine geldi geçti. Bu yüzden kalakaldım ben çağ dışı.

Okumak, araştırmak, keşfetmek gibi bi derdim yok bu yüzden. Dert olmayınca bağdaş kurmanın keyfi başka oluyor.

Milattan önce 620 yılında Aydın ili civarında yaşayan Thales fakirliğinden dolayı ayıplanmış. Napmış Thales; okumuş araştırmış keşfetmiş!  Yapma yav! Uf, ufff!

Babam arazimizi tecrübesine göre ekimlere ayırırdı. Hangi bölüm nadas, hangi mevki ekinlik tecrübeyle nöbetlerdi. Yani geçmişin uygulaması  diyebilirsiniz siz. Ama gördüğümüz odur ki, arpalık dediğimiz toprağa eften püften şeyler ekmez, nadasa da koymazdı. Amacı topraktan para kazanmaktı, topraktan aşı ekmeği çıkarmaktı.

Topraktan aş, ekmek çıkarmak gibi dert mi kaldı . Milletçe oturacak yerler lazım birader. Otur otur, yat otur! Aş ekmek nasılsa bulunur. Burada olmasa gezegenlerde….Özgür düşünce bu işte!

Pandemide nasıl buldular aşıları şıp diye!  Tıpış tıpış gittik aşı sıralarına. Hapları onarlı yutturtular valla! Aşıları oldukça ölümsüzlüğün aşısını olduk, hapını yuttuk gibisine keyiflendik. Sonra.. Vay anasına! Dedik kimi vakit..

Bize ekilecek değil, oturacak bahçeler lazım yeğenim. Otururken anlaşılmıyor iğnelerin acısı.

Çoğalsın, oturulacak bahçeler! Çoğalsın oturuşlar! Tutkunun bittiği yerde artarmış mutluluklar! Kaygılarım bile oturdukça dağılıyor ne haber!

Yaşasın mutluluğum!. Yaşasın otururken yan gelip yatma özgürlüğüm! Yaşasın kaygılarımı dağıtan düşlerim.

Yaşasın babamın türküleri!

Beni muhannete muhtaç eyleme!

Sağlıcakla..