31 Ekim 2013 Perşembe

DOĞANIN DALGINLIĞI
Halil Oral/ Tavşanlı

Doğanın ya dalgınlığı ya da gözden kaçırdığı vakitler olur. Olurda olanlar karşısında boyun bükmekten öte yapacak bir şeyiniz olmaz. Kırağılar daha eylül içinde sessiz sedasız geliverdi bu yıl. Geldiğinde börttürdü ulu kavakların en tepesindeki yeşil yaprağı. Nice yeşil nebatat bir gecenin içinde morardı. Daha birkaç gün önce gücünü hızından alan fırtınalar Avrupa’da ağaçları kökünden söküp bazı canlar aldı. Geçen yıllar içinde başka ülkelerde tsunami dalgaları evleri yutup nice varlığı sürüm sürüm sürükledi. Faylar çatladı, zelzeleler ülkemizde bile binlerle sayılı canlar aldı önceki yıllar.
Gördünüz mü doğanın gözden kaçırdıklarını. Çaresizliği fark ettiniz mi?
Yazıya doğayla ilgili başlayınca ister istemez hatıralar depreşiyor, yaşananlar gözlerinizin önünden bir bir geçiyor.
Toprağı sabanla, pullukla sürer buğdayları avuç avuç tarlaya atardık. Nisan yağmurları güzel olurdu. Güzelliğiyle bereket katardı her bir şeye. Nisan yağmurunu sindire sindire içti mi toprak, atılan tohumlar daha gürbüz olurdu. Bu gürbüzlüğe nazar değmesin, daha da bereketlensin diye atılacak tohumun içine bir miktar çörek otu ve kuru soğan katar dı anam. Bu konuda büyüklerinden gördüğü ne varsa hiçbir şeyi atlamaz yerli yerinde uygulardı. Lafın ucunu anama bağladık ya, hayatta korkmam artık. Yazı evvelallah selametle biter.
Buğdayı dokuz numara kosayla biçer, deste deste iki kanatlı yalk arabayla harman yerine taşırdık. Karnımız ağrıyor desek başak toplamamızı tavsiye ederdi babam. “Başak topla geçer” derdi. Derken kaytarmaya çalıştığımızı sanırdı belki de. Essahtan karın ağrısı çekseniz anlatmak zordu. İş vakti, “hastalık vakti değildi” velhasıl. Hay Allah!
Hele biçilmiş buğday destesinin üzerine koşarak gelen şaşkın bulutlar yağmurunu boşalttı mıydı eyvah ki eyvah. Çok geçmeden desteleri ters yüz etmek gerekirdi ki, bu haybaye yorgunluktu.  Yağmur tıpırdamaya görsün, soluğu harman yerinde alırdık. Çullar, naylon örtüler elimize ne geçtiyse koni biçimindeki buğday harmanının üstüne örtmeye koşardık. Kendimiz ıslansak da önemli değildi. Güler misin ağlar mısın karışık vesselam. Aşımız o ekmeğimiz buydu. Katlanmak gerekti. Katlanmaya çalışırken doğanın dalgınlığına ya da gözden kaçırışına için için darlanırdınız da.
Benim bu anlatımlarıma yaşadıklarıma bıyık altından gülenler olabilir. Olur mu, olur. Ama gerçek budur. Harmanlar umuttur. Harmanlar beklediklerimizdir.
Doğa, emek, umut, gayret bilmezdi kimi zaman. Asıl o vakit ağrır karnınız vesselam.
Yıllarca siyasetin harmanları da kuruldu bir yandan. Umut edenler, bekleyenler, hayal kuranlar, vakit kollayanlar nice harmanlarda savrum savrum savruldu. Nisan yağmuruyla beslenememiş nice parti beklenmedik vakitlerde sessiz sedasız meydanlardan çekildi. Önümüzde de kurulmaya hevesli bir o kadar iştahlı siyasi harmanlar görünüyor. Adaylık süreçleri bin bir hevesle, istekle devam ediyor. Dedikodusu mahalle aralarını bile dolduruyor. Kesin adaylar açıklanınca su alır harmanlar. İçten içe öfkeler, kızgınlıklar belirir. Kesin listeye kadar kendi rüzgârıyla yanı başındakini tuş etmenin gösterileri sürer sessiz sedasız. Vay ki vay!…
Belirlenen listeler darmadağın eder kimi umutları. Bu umutsuzlukla başlar kimi soğukluklar. Siyaset doğasının da gözden kaçırdıkları, kimi dalgınlıkları olur mu olur. Bu dalgınlıklar çoğaltır bıyık altı gülmelerini. Şu sıralar çeşmeler gür iştahlar kabarık. Doğaysa unutulmayacak gerçek. Doğanın dalgınlığından şamar yemiş biri olarak karın ağrım olsa da başak toplamaya devam.
Pastırma yazları güzel.  Yabani otların isimlerini ezberlemeye gayretliyim bu yıl ki  pastırma yazında.

Çobançantası, çobandağarcığı, çobaniğnesi, çobanmayası, çobansüzgeci, çobankalkıtan, çobantuzluğu, çobantarağı, çobanpüskülü, bir de kuş var sahi Çobanaldatan. Hemencik sayabildiklerimden bunlar.  Ezberim nasıl?  Haydi hayırlısı.. Sağlıcakla 

Hiç yorum yok: