19 Temmuz 2018 Perşembe
SOR BENİ...
Yeryüzünde ova benim çöl benim
Bahçelerde çiçek açan gül benim
İyiliğe kucak açan el benim
Gönüllerin göllerinden sor beni...
Yeşillenir boza duran çiçekler
Kiyamdadır uçan kuşlar böcekler
Ahirette sual eden melekler
Allah diyen kullarından sor beni...
İster misin kulda olan hakkını
Güller diksem şu toprağın seckini
Kimileri beyzadenin geckini
Çiçeklerin dallarından sor beni...
Bahçıvanlar sebebidir goncanın
Hatrın sayar hala dayı amcanın
Darbesini yese bile oncanın
Mızrap vuran tellerinden sor beni
Dertli olan şafak vakti uyanır
İyiliğe imanıyla dayanır
Ulvi aşkla yüce gönlü boyanır
Seherlerin yellerinden sor beni...
Yeşil olur çiçeklerin dalları
Türlü türlü insanlığın halleri
Bal akıtır gerçek dostun dilleri
Yağmurların sellerinden sor beni.
Çoban Çeşmesiyim akar dururum
Yunus gibi dost olana yürürüm
İmanımla gerçekliği görürüm
Kocadağın bellerinden sor beni. ...
12 Temmuz 2018 Perşembe
İÇİMDEKİ SEVDA
Yer inlese, gürlese gök üstümde
Ömerlerim nöbet tutar Türkiye’m
Yürekler birleşip karşı çıkınca
Düşmanlarım batar, batar Türkiye’m
Kıyama kalkınca sallanır dağlar!
Bu milleti tanır asırlar çağlar
Topunuza yeter eldeki sağlar
Yiğitlerim tüfeng çatar Türkiye’m
Yiğit olan mührü vurur her çağa
Had bildirir alçak olan alçağa
Saklanmışlar köye kente bucağa
Bu çıyanlar vatan satar Türkiye’m.
Vatan sevdasıdır aşkın yücesi
Hainler kalkıştı Temmuz gecesi
Karşı durdu kadın kızan nicesi
Duasına dua katar Türkiye’m.
Yükseldi salalar meydanlar taştı
Bu millet imanla tankları aştı
Ölümler vız geldi düşmanlar şaştı
Bir atar yürekler atar Türkiye’m..
Ana bizim Oğuz bizim şanlıyız
Fatih, Yavuz bizim delikanlıyız
Meydanlarda mertlik ile ünlüyüz
Hilekârlar zehir yutar Türkiye’m.
Oyun ile serilmişler zemine
Göğsümdeki iman yeter tümüne
Düzenbazı versek bile yemine
Nefesinde zehir tüter Türkiye’m..
Dinimle oynadın derdini söyle
Maşalığın belli öde kelleyle
Hainlere mühlet biter Türkiye’m.
Yiğitler belloldu verdiler nefes
Bir vatan sevdası içlerde heves
Ruhuma kursalar demirden kafes
Şehitlik müjdesi yeter Türkiye’m.
Çoban Çeşmesi’ne tanklar az gelir
Kurşunu yutarım ölüm vız gelir
Başımdaki başsa haber tez gelir
İçimde bir sevda yatar Türkiye’m
4 Mayıs 2018 Cuma
SÖZCÜKLERİ ÜTÜLERKEN!
Uyku, sükun, yalnızlık, su, gece,
sabah, yaşamak, aydınlık, ağaç, kuş, rüzgar, Allah, çocuk, gök, ırmak, yaprak,
el, ayak, beden, çoban, yıldız, yeşil, sarı, toprak… say da say! Hangisinden
vazgeçilir. Her şey açık, her şey gözler önünde görene, duyana, bilene. Elden
ele, bedenden bedene, dilden dile, gözden göze. Of off!.. Yaşadığı dünyayı,
üzerinde gezindiği toprağı gözlemleyebilen insan neleri fark etmez ki. Boşa
dönen dolap edasında kalırsan ne kötü, ne vahim…
Toprakta bitkisel uğraşılar zevk
aldığım işlerden. Neleri fark etmiyor, neleri fark ettirmiyor ki toprak. Hayvanlardan olarak kendi çapımda tavukçuluk.
Amatörce, acemice…Uğraştıkça uzayıp genişleyen ufka erişiyor insan. Domatesi
vitrinde, yumurtayı rafta görmekten öte bir şey bu kardeşim.
“Öte olan nedir?” hadi anlat
deyince de apışıp kalıyor insan. Dil bile kekemeleşiyor.
Toprak, ağaç, bitki deyince umut
dikiliyor gözlerinin önüne. Doğa da bir başına bitkilerle kalınca biriken
umutla yıldızları inceleyen çoban edasında kalıveriyorsun. Hey gidi hey!
Anlatmak için kelimeleri kullanmak
gerekiyor. Sözcükleri zenginleştirebilmek gerekiyor. Farklı renkler ve seslerle
duyumsatma becerisinin olması gerekiyor insanda. Bizde de bu olmayınca lafı
dolandırıp duruyoruz. Anlatmak için sözcüklere ter döktürmek bizim
haylazlığımız oluyor. Hay Allah! Şu
kendimi ele verme huyum değişmeyip gidecek.. Kelimeler zenginleştikçe gerçek
daha çabuk ve kolay ortaya çıkar oysa.. Benim eksikliğim aynı kelimeleri
ütüleyip durmak. Bunu da beceremediğim ne yaparsınız ki ortada. Anam da öğrencilik
yıllarımda döşeğin altına sokarak ütülemeye çalışırdı olmayan esvaplarımızı.
Ütülemeyi bile beceremediğimden şiirler bile çoğu kez ölçüden, uyaktan yoksun
kalıyor. Yoksunluk cılızlaştırıyor meramı. Cılızlaştıkça derdini anlatamamanın
sıkıntısında bocalayıp duruyorsun.
Bu bocalama esnasında bahçede boynunu göğe uzatarak haykıran çil horozun
gür sesiyle depreşiyorsun. Bu depreşmeyle dikkat kesilme kendiliğinden
peydahlanıyor. Vay be!… Bizim horoz komşu horozu kendi sahasına yaklaştırmıyor.
Yaklaşırsa kavgaya hazır. Sahası üstünden
kuş uçsa ufak bir ses hareketiyle bütün tavuklar teyakkuza geçiyor. Bu sene dört tane halk tabiriyle tavuğumuz
gurk oldu. İkisi yavrularını çıkardı. Civcivler tatlı, civcivler sevimli. Bir
annenin yavrusu diğer yavrulara karışmıyor. Herkes kendi annesi etrafında.
Annelik duygusunu, iç güdüsünü bir de tavuklarda görün siz. Koruma ve savunma
refleksi en üst seviyede. Onları gözlemek bile duygu dayanağı oluşturuyor
insanda. Eksik kalan duyguyu, bakışı tamamlıyor. Tavuk dediğimiz hayvan size
esin kaynağı oluveriyor. Velhasıl doğa size öğretirken tamamlıyor kardeşim!.
Hatta değiştirip dönüştürüyor desem
yeridir..
Bu durum, görmek ve bakmakla alakalı bir şey. Duyguyu zenginleştirmenin
yolu doğayı gözlemekten geçiyor bence. Anlamsız boşluklarda debelenmektense
doğayı gözlemek en doğru yöntem.
Gözledikçe derinliği fark ediyor insanca yanlarını çoğaltıyorsun.
Çoğalttıkça daha dingin, daha zengin iç huzuruna eriyorsun. Beton yapılar
içinde, sosyal medya çılgınlığıyla yıpranıp durmanın bir anlamı var mı ki?
Sözcük fakirliğim içinde meramım n
e derece anlaşılır oldu bilmem ki. Sözün
özü; Atın kendinizi doğaya Tam vakti, tam zamanı. Çocuklarda cıvıl cıvıl
çocukluğunu yaşarken görsün gözlesin.
Bu hafta sonu ne yapacaksınız? El
birlik Ada’ya.. Şaka değil bu. Sudaki pörtlek gözlü kurbağadan bile alacak
dersleri var çocukların. Sağlıcakla..
22 Nisan 2018 Pazar
BAHAR GELMEYE GÖRSÜN!
Bahar gelmeye görsün. Ağaçlar hatta
tüm yeryüzü bayramlık elbiselerini giyiyor sanki. Bu giyinmişlik içinde bayram
beşiğine binmiş çocuk kadar şen hissediyor insan. Bir de gecenin kırağısı
dökülmese giyinmişlik üstüne, değme keyfine. Baharın önü de yaz ya!.. Bir
genişlik bir enginlik oluşuyor insanın yüreğinde.
Arıların vızıltısı, karıncaların
telaşı, kuşların cıvıltısı bile enerji katıyor insana. Bir bardak çayda
eskilere gidip gidip geliyorsun durduk yerde. Seviyorsun baharı. Sevince
şairliğe tutunuyorsun. Sevince çok şeyden cayıyorsun..
Kışın ayazı öylemi? İçin üşüyor çok
vakit. Çayırların rengi bile alacaya bulanıyor. Onca şey çırılçıplak
kalıveriyor. Delik tabandan ayağa giren
sular canını acıtıyor durduk yere. Yedikçe ayazı, öksürükler nüksediyor
göğsünden yukarı. Nükseden onca ağrıyı
romatizmaya vurup geçiyorsun.
Ya bahar? Güneşi getiriyor önce.
Havaya, suya, toprağa can katıyor can! İnsanın gözü göynü açılıyor. Umut
depoluyor katmer katmer. Su suluğunu, toprak topraklığını, gök göklüğünü
yapıyor baharda be kardeş. Bize yaşamak, duyumsamak kalıyor sadece. Hey gidi
hey!
Bizim Ada bile bir hareketlendi
baharda. Dolup dolup taşıyor. Mangalların dumanı benim bahçe çitlerini yalayıp
geçiyor. Bisikletle cirit atan çocuklar şen mi şen. Kocaçay’daki kurbağa bile
pörtlek gözlerle etrafa göz atıp şarkılar düzüyor. Söğütler yaprağa büründükçe
baş eğip selam duruyor. Dondurmasını yalayan çocuğun yanakları yapış yapış olsa
da gözleri mutluluk dokuyor.
Ama yine de zor iştir baharı insan
gibi yaşamak. Yaşamak istesen de yaşayamazsın kimi vakit. Filistinli çocuklar
gözlerine dikilir de mangaldaki ateş yüreğini yakar. Semaverde kaynayan suyun buharında gaza
bulanmış canlar aklına düşer. İçin daralır da öf bile diyemezsin. Göz bebeklerin durur, kalbin çarpar. Acılar
toplar, acılar biriktirirsin. Kuş kadar hafifken kuş yarası kadar derin yaralar
peydahlanır yüreğinde. Acıları günlere böler sığdıramazsın. Sonra aylara,
yıllara yetmedi çağlara. Öf öff!
Yedi düvel dersin yedi düvel!
Aklına düşer kan içiciler. Minesi çatlamış diş gibi, ar damarı çatlamış
kimilerinin. Sızım sızım sızlatıyor. Sızlatırken semiriliyor.
Bahar gelmeye görsün. Bayramlık
elbiselerini giyiyor çoklar. Nerdesin dünyanın çocuk bahçesi? Nerdesin
ürpertmeyen gemiler?
Bahar gelmeye görsün. Vakit
bulursun düşünmeye. Bugünle donanırken,
geçmişle süslenirsin. Balonlar, uçurtmalar hop oturur hop kalkarsın. Bomba
sesleri, top sesleri, çığlıklar, hıçkırıklar, kaçışlar. Pörtlek gözlü
kurbağanın vıraklayışı, alaca saksağanın kopardığı gürültüyle farkına varırsın
mangalda yanan etin. Uf uf!
Şu bahar, şu klavye nereden nereye
sürüklüyor insanı. Baharın heyecanını yaşamak isterken bombalar inliyor yanı başınızda.
Ürpertiler arasında oradan oraya savruluyorsun. Savrulurken savuruyorsun. Haydi hayırlısı. Sağlıcakla
2 Mart 2018 Cuma
ŞANIMIZ BİZİM
Yel mi çıktı yoksa üfleyen mi var
Türk’e Türk den başka olmazımış yar
Milletim tükürse oluşur duvar
Hak yoluna akar kanımız bizim.
Uzatırız dostça zeytin dalını
Dava büyük düşünsene halını
Taşısak da sırtta şehit salını
Müjdeli yollardır sonumuz bizim.
Đüsmanı yerlere çarpar geliriz
Đüsmanı yerlere çarpar geliriz
Eğriyi doğruyu tartar geliriz
Bir ölür dirilir artar geliriz
Vatan için feda canımız bizim.
İmanla sıyrılır gözlerden perde
Yiğitler toplanmış gözler siperde
Bir vatan sevdası subayda erde
Ezelden bilinir şanımız bizim.
Semada yıldızlar uyanmış kamer
Nicesine vurduk hendekte semer
Mehmedim haini ininde gömer
Şehadet şerbeti anımız bizim.
Yiğidin doğuştan kınalı eli
Duada her daim tatlıca dili
Küffarı boğacak şehidin seli
İnançlı duruştur tanımız bizim.
Çizdiler sahada sinsice plan
Irak Suriye’yi ettiler talan
Dillerinden aktı bin türlü yalan
Tükenmez dostane yanımız bizim.
Bu toprak uğruna dökmüşüzdür kan
Uğruna öldükçe oluşur vatan
Tarihe bir baksın karşıma çıkan
Mazlumun ahıdır tınımız bizim.
Kükrüyor yiğitler kutlu sancakta
Öfke peydahlanır mazlum yandıkça
Osmanlı tokadı yüze bandıkça
Zaferle doludur dünümüz bizim.
Çoban Çeşmesi’nin öfkesi müthiş
Mazlumlar ölüyor yiğidim yetiş
İstikbal bizimdir bir kutlu gidiş
Bayrak namusumuz dinimiz bizim.
Bayrak namusumuz dinimiz bizim.
5 Şubat 2018 Pazartesi
MUHALİF MESAJLAR!
Bugünü anlayabilmek, tarif
edebilmek için dünü iyi bilmek gerekir. Geçmişte belirsizliklerin yarattığı
puslu havanın sebep ve sonuçlarını bir yerlere not etmiş olmak lazım. Faiz
hadlerini, enflasyonu, bozuk kaynak dağılımını, vergi düzensizliğini, para
politikalarını, ithalatı ihracatı, üretimi, istihdamı say da say…
Çok uzağa gitmeye gerek de
yok. O günleri yaşayanlar bilir.
Tavşanlı ilçesinde iki jeep vardı. Hastalıkta, adli işlerde, ulaşımda parası
olan için bu araçlar imdada yetişirdi.
Ağır hastasını zar zor Kütahya hastanesine götürebilmiş olanlar
şanslıydı. Ölenler geri getirilemeyip oracıkta defnedilmiş çok kişi vardır.
Yetmişli yıllarda benim köyümde de eni
boyu iki traktör vardı. Otuz beşlik ferguson.
Biri şerif Şükrü’nün diğeri Berberoğlu’nun. Yakın akraba tayfasından pek çokları Ziraat
bankasına neyi var neyi yoksa ipotek ettirerek alınmıştı bunlarda belki. Hey
gidi hey! Tavşanlı pazarına öteberi almak, ihtiyaçları temin için bunlarla
gidilirdi. Yollar çamur, yollar tozlu, yollar dik. Alınca rampalarında az
traktör ittirmemiştir insanlar. Hadi hep beraber kaktır, kaktır!… Perişanlık
diz boyu vesselam. Koca ülkede üretilen gırgır süpürgesinin sayısı bini
geçmiyordu kardeşim. Buzdolabı, çamaşır makinesi daha dünkü hikâye. Seksen
beşli yıllarda taksitle buzdolabı almış, öde öde bitirememiştim. Of Allahım of!
Taksitle herkese verilmeyen bir şeydi üstelik. İşletme işçisine mal satmıyordu
kimi esnaflar.. Hatırladınıüzz değil mi? O günleri yaşadık gördük. O günleri hatırladıkça bunaltılarım artar
bee..
Şimdi benim ilçemde iki kişiye bir
araç düşüyor. Yanılmıyorsam ülke geneli dörtte birdir. Evlerdeki televizyon
sayısı, buzdolabı, çamaşır, bulaşık makinelerinin yanı sıra oturma grupları
konfor gırıla..gıda çeşitliliği gani.
Köyümde bir cenaze olsa köy
sokakları araçları almıyor. Köy yolları sıcak asfalt. Vızzzt, bir hışımda
köydesin. Çamurlu yollarda çok yaya yürüdük oysa biz. Giyecek ayakkabı yoktu
ayakkabı. Her hanede bir traktör. Her
türlü tarım araç ve gereci avlularda boy boy. Kalorifer sistemleri, güneş
enerjileri sıcacık. Değme keyfine..
Orta okulu on kilometrelik yolda
kar kış yaya gidip gelerek okudum ben. Şimdiki çocuklar beslenme çantası, özel
servisler tabldot yemekler, kaloriferli pırıl pırıl sınıflar. Bilgisayarlı
akıllı tahtalar. Of of! Daha fazlası olsun mu olsun. Bunlar bile sevinmeye
yeter kardeşim. Gözü olan görmeli, dili olan söylemeli bunları.
Mahallede üst geçit çalışmaları
başladı. Maliyetli işler, önemli yatırımlar gerçekten. Geleceği öngörüyorsak
olması gereken işlerden yani. Lakin alışkanlıları bozmak zor. Uf uf! Hani Kütahyaya gelince yollar kötüleşiyordu. Kurumlar
karar vermiş, İyileşsin..Iıh! Geçit çalışmaları başlayınca şehir geçişleri
mahalle üzerinden. Vay canına! Ne çok araç varmış. Ne zenginlikmiş bu. Araç
zenginliğini gördükçe içimde sevinçler çoğalıyor. Gürültü, biraz toz, ufak
tefek aksayan yanlar var mı var. Bir şeyler olana kadar katlanacağız mecburen.
Katlanmasak? Katlanmazsak olmaz ki. Sonuçta bir adım ötesini düşünmek varsa
razıyım ben.
Geçen araçları gördükçe iç huzuru
bozulanlar, bu bakışla huzur bulmak zor kardeşim. Neyine bunalıyorsun? Yoktan
bir şey olmuyor, vardan fayda var. Model model, boy boy. Ülkemin zenginliği
ülkemin! İç huzurunu askıya almaya gere yok eften püften sebeplerle. Muhalif
mesajlar aramaya gerek yok güzel işler yapılırken. Millet memleket sevgisiyle birbirimizi
ısıtmalıyız. Kalabalığa dalınca yüzümüz
kendi yüzümüz olmaya devam etmeli. Sağlıcakla.
6 Ekim 2017 Cuma
SÖZLEŞ ME!..
SÖZLEŞ ME!
Yedi bin yıllık kadim bir
medeniyetin izlerini taşıyan bölgemizin doğal güzelliklerinin yanında zengin
kültürel mirası da vardır. Giyim kuşamdan yeme içmesine, coğrafi yapısından
iklimine, kendine has özellikleri göze çarpar. Çarpar da bunları koruyup
kollayamamaktan dert yanarız çoğu kez. Yanarken, kendimizi saf dışında tutarız
nedense. Koruyup kollamakta kişisel eksiğimiz yokmuş gibi davranırız. Bu
davranış şekli sürdükçe çok şey çorba olur birbirine karışır. Karışanı
birbirinden ayırmak zahmetli ve oldukça çetrefilli iş kardeşim.
Çorbalarımıza bakın tek tek.
Tarhanasından tutmacına, mercimeğinden oğmacına say da say. Her birisi ilaç
gibi ilaç. Sıcacık yumuşacık. Hamur
işleri, dolmaları, tatlıları, et yemekleri her biri lezzet küpü. Yeme de
yanında yat derler ya, tam o türden. Dar
iklim şartlarına göre yetiştirilen toprak ürünleri harikadan öte. Bunun içindir
ki büyük kentlere kilo kilo, torba torba ürün gidiyor. Hatta yurt dışına bile.
Amatörce yapılan üretimler hakikaten bir anlam taşıyor, değer buluyor.
Domatesi, patatesi, kavunu, karpuzu, boncuk fasulyesi, börülcesi, elması, armudu, eriği, şeftalisi,
zerdalisi ağız tadı ağız. Bize düşen ne? Bu güzel coğrafya da geleneksel de
olsa üretimi sürdürmenin yanında yerel tohumlarımızı koruyup kollamak. Var olan
topraklarımızı elimizden geldiğince işlemek. Kentlerde kaldırım eskitmekle,
Havuz başlarında, çınar altlarında boşa lakırdı yapmanın yaramıza merhem
olmayacağını bilmek gerek. Hayatı
anlamlandırmanın yolu üretimden geçer üretimden. Üretmek zenginliktir. Üretmek
kahramanlıktır. Üretmek bir şeye dokunmak, el atmaktır, ülkemize arka çıkmaktır
cancağızım. Kılını kıpırdatmadan duaya durmak haybeye kürek sallamaktır. Durmak
duraksamaktır. Duraksamak geri kalmaktır. Sohbetlerin bile şekli değişir
ürettikçe, kelimeler anlam bulur bir demet maydanozda. Hey gidi hey!
Geçenlerde bir müdürümüz kaymakamla
köy ziyaretlerinden bahsetti. İbretle, can kulağıyla dinledim.
Köylü anne kaymakam beye oğlunu
evlendirememekten dert yanar. Kaymakam bey, “sana inek, koyun verelim besle,
büyüt, çoğalt sat oğlanı evlendir.” Ne güzel…
Benim de derdim burada başlıyor der
anne. Bunların hepsi bende fazlasıyla var.
Tam da bunun için oğluma eş olmak istemiyor kızlar.
Haydaaa! Gördünüz mü zurnanın zırt
dediği yeri. Kızlar inek sağmayacak, yattığı yerden dizi seyredip hayaller
kuracak. Ya oğlanlar? Masa başında boş
boş oturup kısa donla sahil sahil dolaşacak. Vay be! Nerde bu yoğurdun bolluğu?
Muhtarım ya! Dün komşu babalardan
biri geldi. Elinde kareli defter yaprağından koparılıp elle yazılmış bir kâğıt.
İmzaya geldim dedi. Baktım büyük
harflerle atılmış başlık. “EVLİLİK SÖZLEŞMESİ” Pek çok maddi şeyler sıra sıra
dizilmiş. Uf uf! Hatta bir maddesinde umre ziyareti konulmuş. Umre olunca hac
hepten farz kardeşim. Keşke oda yazılsaydı….
Yüreğim cız etmedi desem yalan
olur.
Hanım gözlerimde büyüdü. Bir kez
daha teşekkür etmek istedim bana güvendiği için. Bir değil bin ömrüm olsa feda
etmek istedim yoluna. İşim yoktu, aşım
yoktu. Arabam yoktu, katım yoktu. Tam
kırk yıl önce çıktık yola. El ele, kol kola, yürek yüreğe. Çok şükür yarabbi.
Birlikte olmanın huzuruna vardık her daim. Yeri geldi gün yirmi dört saat
çalıştık. İçtiğimiz suyun, yediğimiz ekmeğin tadını aldık. Sözleşmeler
gönlümüzde, sözleşmeler yüreğimizdeydi hep.
Yürekleri birleştirmenin zenginliği yetip arttı çok şeye.
Çok şey değişmiş çok. Kuru kâğıda
bakıp bakıp, sözleşmedeki hangi maddenin yerine getirilip getirilmediğinin
hesabına dur gün gün. İç huzurumu kalır insanda kardeşim. Hangi sevgi bağı
yerli yerine oturur. Olmayan bağla hangi mutlu haneler oluşur. Tavşanlı
toprakların yüzde altmışı atıl duruyor. Kırsaldaki nüfus yüzde sekiz. Köyler
boşaldı. Marketlerde her şey paketlenmiş
hazır. Ye iç eğlen, gez toz. Nasıl olsa elde evlilik sözleşmesi. Zenginlik gani.
Düşünmek, düşündürmek gerek.Sözleşmeli evlilikler ülkemize hayırlı olsun... Sağlıcakla.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

