28 Aralık 2013 Cumartesi
20 Aralık 2013 Cuma
YOLCU TRENLERİ
Lokomotiflerin
böğürtülü düdükleri duyulur bizim mahallede. Geceyi yırtan sesi uykulardan bile
uyarır kimi zaman. Gökteki yıldızları titrettiğini sanırım yerinden. Evlerin
duvarına çarptıkça bir başka tarafa meyleder böğürtüsü. Balkona koşar, ışıklı
kompartımanlara uzaktan göz atarken, yarı uykulu insanları fark ederim.
Boşluğuna düşer, boşluğunda yanarım uzayıp giden trenlerin.Kimi gurbete
düşmenin hüznünü yaşarken,kavuşmanın heyecanını yaşadığını sanırım kısılan gözlerimde.Dün
ya bu…. Kimi ağlar kimi güler. Kiminin içinde sevinçler çoğalırken, kiminde
acılar peyda olur. Kimi, lokomotif hızı artırdıkça aralanmış camdan türküsünü
salar rüzgarlara. Ayrılmaktır sonuç yine de.. Yazıdır, yazgıdır..Yazgının
aksıdır. Her kavuşmanın ayrılıkları varsa, her kalabalığın yalnızlıkları
olacaktır. Düşünmek hüzne boğulmak olsa da, yollar güç katar inancınıza.
Kimi
garlarda çiçekli bahçelere rastlayabilecekken, kiminde ayazlı gecelerin
olabileceğini bellersiniz. Tesadüf
sandıklarınıza kader diyerek el sallarsınız yolculuklarda.
Ayrılığın
yaşları dolsa da gözlerinize, zengin inançlar ferahlatır içinizi. Kavuşma
sevinci mutluluktan uçururken ayrılığın bilinci yüreğinize sarmaldır.
Trenin
her böğürtüsü benim için düş, düşünce anıdır bu yüzden. Uykularımı paramparça
etse de, kızamam homurtusuna. Tekerin ray ekine her vuruşunu yüreğime
benzetirim. Taku tuku, taku tuk!...
Kıvılcımlar
fırlatır bazen dönen tekerleğinden yanan ve yakan. Demirin alev aldığı andır o
an. Demir yanıyorsa yüreğin yanması nedir ki gece yarılarında…
Misafir
olmanın rahatlığını düşlerim tren gözlerimden ırarken.hangi yolcunun hangi
garda ineceğine merak salarım gecenin o anında. Kaçıncı kompartımanın kaçıncı
mevkisinden, kaçıncı basamakta kimlerin yolculuğu son bulacak kaygısına
dalarım. Üzülürken sevinir, sevinirken üzülürüm..
Bu
yüzden kızamam trenlere. İrkilsem de düdüğüyle, yolcusu olmanın ağırlığını
hatırlarım gecelerde. Saatini tutarım bu yüzden. Ben saatini gözlerken
trenlerin dağ eriğindeki kuşlar sokulacak delik arar nedense.. Aldırış etmeden
Kara tren gelmezmola/ Düdüğünü çalmazmola/ Gurbet ele yar yolladım/mektubunu
yazmazmola türküsünü ıslıklara vurur dururum. Sağlıcakla..
10 Aralık 2013 Salı
ZENGİNLİĞE BÜRÜNMEK
Kışlar başladı ya, her günün, her
gecenin yarattığı yalnızlığın zenginliğine bürünüyorum. Zenginlik kelimesini
bilerek kullanıyorum bu cümlede. Tek başına olumsuz görünen anlama, yarattığı
tınıyla olumlu bir hava katıyor sanki. Okuyan zenginliği iyiye mi yormalı,
kötüye mi karar veremiyor en azından. Bu karmaşa içinde yazıyı sürükleyip
gitmeye niyetleniyorum hece hece.
Kuşlar zenginliğimi fark ettikçe
üşüşüyor camın denizliğine. Bakışları “çık da, gör” der gibi. Hava soğuk, ayaz
koyak… Hakikaten çık da gör!
Camdan yola baktıkça parladığını
görürsün yerin. Parlayan zeminde kayıyor insanlar. Parlayan yollarda, nice ölüm
haberi ekranın camında. Of ki of! Gel de yaşa zenginliğin keyfini. Zenginlik
lafını onca cümlenin arasına sıkıştırmaya çalışırken üç gün üç gecelik Hint
düğünlerinin milyar dolarlık harcama yoksulluğunda kal durduk yerde... Oldu mu
ya…
Kışlar resimlerde çok daha güzel
nedense. Hatta çok daha zengin. Bugün ressam dostların suluboya çalışmalarında
gördüm kışı. Görünce atasım geldi kendimi dışarı. Resimde bacası tüten evin
sıcaklığı sardı içimi. En azından yakacak vardı tek katlı evlerde. Dumanı
çıkmasaydı anımsayacak, anımsatacaktım en yoksulluğu. Ressam dostun fırça
darbesiyle göğe uzatıp unutmadığı duman ayrıntısı ferahlattı içimi kış hükmünü
sürerken. Yoksulluğu unutturdu en azından. İnsan kar beyazını seyre dalmışken
bacanın dumanı fark edilmeyebilirdi oysa. Görünce hissettim ev sıcaklığını. Komşuluğun
ayrıntılarına dalıp çıktım kendi içimde. Kış manzaralı resimdeki evlerin içinde
kaç kişi yaşadığına dair meraklı sorular sordum kendi kendime. Kış hükmünü
sürdürdükçe hangi sıkıntıların kıskacında kalabileceklerinin izini sürdüm
durduk yerde. Kış olmasaydı bunları düşünüyor bile olmayacaktım. Kış olmasaydı
kuşlar bile konmayacaktı cam önüne. Gördünüz mü zenginliği? Kar bulutları
döktükçe, döküldükçe azalacak yoksulluğum. Nelerin farkına varmayacağım ki ben.
Nice kış manzaralı resimde arayacağım beni. Beni ararken bulacağım belki de
benliğimi. Kaç urbasız çocuk seyredeceğim. Kaç delik ayakkabı göreceğim.
Bunların ayrıntısında yazılar düzüp yazları bekleyeceğim ben. Yeni yazlar da kendimden geçeceğim kim bilir…
Kendimden geçtiğim en yazlarda vuruyor olacağım yoksulluğun dibine.
Zorluklarda çaresizliği bilirim
ben. Yokluklarda imkânsızlığın yıkıcılığını tanırım. Çaresizliğin çehresini
sınarım. Of ki of!
Kışlar başladı ya yalnızlığın
zenginliğine bürünüyorum. Kek kokuları burnumda, patlamış mısırın yağ bulaşığı
parmak uçlarımda. Buğusu üstünde kahveler gözlerimde, kar beyazlığının
hoşluğunda kalıyorum. Hoşlukları yaşarken düşüyorum en boşluklara oysa. Oysalar bile doldurur mu düştüğüm boşlukları.
Her boşluk bir fırtına, her boşluk bir yeni kış mı bilmem ki? Bilmediklerim
bildiklerimin önüne geçiyor en kışlarda. Her geçiş zenginliğimi törpülüyor
durduk yerde. Törpülendikçe göynülüyorum. Göynüldükçe yüreği yoklamanın gücünü
buluyorum bedenimde. Buldukça bulmanın sevincini yaşıyorum.
Kışlar başladı ya… yalnızlığın
zenginliğine bürünüyorum. Elde birikmiş duygu yoksunu onca yazımı yamama
lüksüne düşüyorum. Düşerken düşünebilseydim keşke. Keşkelerim olmayabilseydi
tüm yazılarımda. Gecelerin karanlığına çakılıp kalmayabilseydim çok vakit. Zenginlik
saydıklarımı kurban vermeseydim zengin bildiklerime. Her kurbanla ben de kurban
olmayabilseydim yeniden.
Kışlar başladı ya.. yalnızlığın
zenginliğine bürünüyorum. Kışları suluboya resimlerde sevimli buluyorum.
Ayrıntının gözden kaçmadığını gördükçe bir daha bir daha seviniyorum. Sevinirken “geceler yârim oldu/ağlamak kârım oldu” türküsüyle uykulardan
uyanıyorum. Sağlıcakla.
8 Aralık 2013 Pazar
30 Kasım 2013 Cumartesi
ALFABEM
Toprakla uğraşıyorum ya.. Her yeni
günde alfabeyi yeni söken çocuk edasındayım. Öğrenmenin üstünlüğü bir yana her
bitkinin verdiği heyecan yaşanmaya değer gerçekten. Kalemimle toprağa
dokunmaksa işin kaymaklı kadayıfı.
Toprak benim için kız oğlan kız hala. Onunla sevişebilmek her
delikanlının harcı değil. Sevişmenin kendine has öncelikleri var. Sevmek
işin en başı.
Toprağı anlamaya çalıştıkça
depreşir arzularınız. Bu arzuyla yollar yürür, huzurun farkını yaşarsınız.
Toprağın dili başka, kültürü
başkadır. Herkesin anlamasını beklemek hayaldir sadece. Zorla güzellik
olmazmış. Aşk olmasa güzelliğin de on para etmeyeceğini söylerdi merhum Ozan.
Of ki offf!..
Aşkla erişirsiniz huzurun en
muazzamına. Bu tabiatla en şakrak türküleri dillendirirsiniz.
Toprağa haşinliği yükleyenler olur
oysa. Toprağın hakkına, hukukuna samimiyetine şüpheyle yaklaşanlar vardır çoğu
kez. Gerçeği, alın terini, sevginin karşılığını geciktirmeden hakça tahakkuk
ettirendir oldum olası. Hayal değil gerçektir en azından.
Toprakla uğraşıyorum ya… Köylü-yüm-dür
öyleyse. Varsın başkaları en münevveri
olsun yurdumun. Varsın en güzel tabloları en okullular yapıyor görünsün. Benim
tablolarım kimilerinin hayallerine sığmaz kardeşimmm. Benim resimlerim aşklarım kadar büyüktür ne
haber... Her tarlaya kaç tablo sığar ölçmek gerek. Her tablo ölçeklerini zorlar
belki de kimilerinin. Kalabalıklar farkına varmadan tüketir en asil olanı.
Bilmeden satın alır her tabloyu. Altında imza gözükmese de resim yeter bize,
işte o kadar.
Toprağa çizilen her resim nice
yokluğu kurutacak oysa. Kaç âşık doğacak her resimde kim bilir.
Toprağı okumak gerek. Kürsülerden
bilgiç söylemler sevmeye yetmez. Toprak mevzusu seyirlik olacak kadar basit de
değil. Ellerimiz heyecandan titremeli toprak dendikçe. Dudaklarımız sevdanın
ateşiyle çatlayabilmeli kardeşim..
Toprağın kızoğlankızlığından
bahsettikçe niçin garip bakıyorsunuz? Niçin gözlerinizi çevirip burun
kıvırıyorsunuz? Niçin tarlada okumuşluğuma aldırış etmiyorsunuz? Niçin çizilen
tabloları alkışlamıyorsunuz?
Alkışları hiç de hak etmiyorum ben.
Alfabeyi sökmeye çalışan çocuk edasındayım halâ. Kalemim kazma kürek.. Hey gidi
hey!
Ben âşıklığın keyfini sürerken
kentlerin yoksulu kimiler. Ah ki ah!
Terk edilen nice toprağı çalı çırpı bürüdü. Tek başına benim âşıklığım
ne ki. Kaç boy resim yapabilirim bu cılız bedenle. Tutun ellerimden. Azıcık da
siz anlayın şu toprağın dilinden. Siz de sevin sevebildiğiniz kadar. Severken
sevinin olmaz mı? Kazmayla kürekle soyunun en ressamlığa. Orijinalliğini görün
motiflerin, deneyerek en azından. Toprağa attığınız her çizikle avunun avutun
bir diğer yandan.
Sevmeyenin anlamasını beklemem,
anlamayanın sevmesini hiç düşünmem. Düşünmezken haykırırım en sevdalarımı.
Düşünmediğim vakitler gam yüklü gemiler salarım okyanuslara. Şımarıklığım,
avareliğim, köksüzlüğüm çoğalır saldıkça. Bu salışla kalırım nefessiz.
Her nefes bir şenliktir aslında.
Her nefes yepyeni tablodur. Ufuklara asılacak boy resmidir. Kısacası benim
dilim topraktır. Tahsilim yine o.
Şimdi okullu olduk…. Alfabeyi
söktüm ben. Sağlıcakla.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)