20 Aralık 2013 Cuma

YOLCU TRENLERİ


Lokomotiflerin böğürtülü düdükleri duyulur bizim mahallede. Geceyi yırtan sesi uykulardan bile uyarır kimi zaman. Gökteki yıldızları titrettiğini sanırım yerinden. Evlerin duvarına çarptıkça bir başka tarafa meyleder böğürtüsü. Balkona koşar, ışıklı kompartımanlara uzaktan göz atarken, yarı uykulu insanları fark ederim. Boşluğuna düşer, boşluğunda yanarım uzayıp giden trenlerin.Kimi gurbete düşmenin hüznünü yaşarken,kavuşmanın heyecanını yaşadığını sanırım kısılan gözlerimde.Dün ya bu…. Kimi ağlar kimi güler. Kiminin içinde sevinçler çoğalırken, kiminde acılar peyda olur. Kimi, lokomotif hızı artırdıkça aralanmış camdan türküsünü salar rüzgarlara. Ayrılmaktır sonuç yine de.. Yazıdır, yazgıdır..Yazgının aksıdır. Her kavuşmanın ayrılıkları varsa, her kalabalığın yalnızlıkları olacaktır. Düşünmek hüzne boğulmak olsa da, yollar güç katar inancınıza.
Kimi garlarda çiçekli bahçelere rastlayabilecekken, kiminde ayazlı gecelerin olabileceğini bellersiniz.  Tesadüf sandıklarınıza kader diyerek el sallarsınız yolculuklarda.
Ayrılığın yaşları dolsa da gözlerinize, zengin inançlar ferahlatır içinizi. Kavuşma sevinci mutluluktan uçururken ayrılığın bilinci yüreğinize sarmaldır.
Trenin her böğürtüsü benim için düş, düşünce anıdır bu yüzden. Uykularımı paramparça etse de, kızamam homurtusuna. Tekerin ray ekine her vuruşunu yüreğime benzetirim. Taku tuku, taku tuk!...
Kıvılcımlar fırlatır bazen dönen tekerleğinden yanan ve yakan. Demirin alev aldığı andır o an. Demir yanıyorsa yüreğin yanması nedir ki gece yarılarında…
Misafir olmanın rahatlığını düşlerim tren gözlerimden ırarken.hangi yolcunun hangi garda ineceğine merak salarım gecenin o anında. Kaçıncı kompartımanın kaçıncı mevkisinden, kaçıncı basamakta kimlerin yolculuğu son bulacak kaygısına dalarım. Üzülürken sevinir, sevinirken üzülürüm..

Bu yüzden kızamam trenlere. İrkilsem de düdüğüyle, yolcusu olmanın ağırlığını hatırlarım gecelerde. Saatini tutarım bu yüzden. Ben saatini gözlerken trenlerin dağ eriğindeki kuşlar sokulacak delik arar nedense.. Aldırış etmeden Kara tren gelmezmola/ Düdüğünü çalmazmola/ Gurbet ele yar yolladım/mektubunu yazmazmola türküsünü ıslıklara vurur dururum. Sağlıcakla..

10 Aralık 2013 Salı

ZENGİNLİĞE BÜRÜNMEK

Kışlar başladı ya, her günün, her gecenin yarattığı yalnızlığın zenginliğine bürünüyorum. Zenginlik kelimesini bilerek kullanıyorum bu cümlede. Tek başına olumsuz görünen anlama, yarattığı tınıyla olumlu bir hava katıyor sanki. Okuyan zenginliği iyiye mi yormalı, kötüye mi karar veremiyor en azından. Bu karmaşa içinde yazıyı sürükleyip gitmeye niyetleniyorum hece hece.
Kuşlar zenginliğimi fark ettikçe üşüşüyor camın denizliğine. Bakışları “çık da, gör” der gibi. Hava soğuk, ayaz koyak… Hakikaten çık da gör!
Camdan yola baktıkça parladığını görürsün yerin. Parlayan zeminde kayıyor insanlar. Parlayan yollarda, nice ölüm haberi ekranın camında. Of ki of! Gel de yaşa zenginliğin keyfini. Zenginlik lafını onca cümlenin arasına sıkıştırmaya çalışırken üç gün üç gecelik Hint düğünlerinin milyar dolarlık harcama yoksulluğunda kal durduk yerde... Oldu mu ya…
Kışlar resimlerde çok daha güzel nedense. Hatta çok daha zengin. Bugün ressam dostların suluboya çalışmalarında gördüm kışı. Görünce atasım geldi kendimi dışarı. Resimde bacası tüten evin sıcaklığı sardı içimi. En azından yakacak vardı tek katlı evlerde. Dumanı çıkmasaydı anımsayacak, anımsatacaktım en yoksulluğu. Ressam dostun fırça darbesiyle göğe uzatıp unutmadığı duman ayrıntısı ferahlattı içimi kış hükmünü sürerken. Yoksulluğu unutturdu en azından. İnsan kar beyazını seyre dalmışken bacanın dumanı fark edilmeyebilirdi oysa. Görünce hissettim ev sıcaklığını. Komşuluğun ayrıntılarına dalıp çıktım kendi içimde. Kış manzaralı resimdeki evlerin içinde kaç kişi yaşadığına dair meraklı sorular sordum kendi kendime. Kış hükmünü sürdürdükçe hangi sıkıntıların kıskacında kalabileceklerinin izini sürdüm durduk yerde. Kış olmasaydı bunları düşünüyor bile olmayacaktım. Kış olmasaydı kuşlar bile konmayacaktı cam önüne. Gördünüz mü zenginliği? Kar bulutları döktükçe, döküldükçe azalacak yoksulluğum. Nelerin farkına varmayacağım ki ben. Nice kış manzaralı resimde arayacağım beni. Beni ararken bulacağım belki de benliğimi. Kaç urbasız çocuk seyredeceğim. Kaç delik ayakkabı göreceğim. Bunların ayrıntısında yazılar düzüp yazları bekleyeceğim ben.  Yeni yazlar da kendimden geçeceğim kim bilir… Kendimden geçtiğim en yazlarda vuruyor olacağım yoksulluğun dibine.
Zorluklarda çaresizliği bilirim ben. Yokluklarda imkânsızlığın yıkıcılığını tanırım. Çaresizliğin çehresini sınarım. Of ki of!
Kışlar başladı ya yalnızlığın zenginliğine bürünüyorum. Kek kokuları burnumda, patlamış mısırın yağ bulaşığı parmak uçlarımda. Buğusu üstünde kahveler gözlerimde, kar beyazlığının hoşluğunda kalıyorum. Hoşlukları yaşarken düşüyorum en boşluklara oysa.  Oysalar bile doldurur mu düştüğüm boşlukları. Her boşluk bir fırtına, her boşluk bir yeni kış mı bilmem ki? Bilmediklerim bildiklerimin önüne geçiyor en kışlarda. Her geçiş zenginliğimi törpülüyor durduk yerde. Törpülendikçe göynülüyorum. Göynüldükçe yüreği yoklamanın gücünü buluyorum bedenimde. Buldukça bulmanın sevincini yaşıyorum.
Kışlar başladı ya… yalnızlığın zenginliğine bürünüyorum. Elde birikmiş duygu yoksunu onca yazımı yamama lüksüne düşüyorum. Düşerken düşünebilseydim keşke. Keşkelerim olmayabilseydi tüm yazılarımda. Gecelerin karanlığına çakılıp kalmayabilseydim çok vakit. Zenginlik saydıklarımı kurban vermeseydim zengin bildiklerime. Her kurbanla ben de kurban olmayabilseydim yeniden.

Kışlar başladı ya.. yalnızlığın zenginliğine bürünüyorum. Kışları suluboya resimlerde sevimli buluyorum. Ayrıntının gözden kaçmadığını gördükçe bir daha bir daha seviniyorum.  Sevinirken “geceler yârim oldu/ağlamak kârım oldu” türküsüyle uykulardan uyanıyorum. Sağlıcakla. 

30 Kasım 2013 Cumartesi

ALFABEM


Toprakla uğraşıyorum ya.. Her yeni günde alfabeyi yeni söken çocuk edasındayım. Öğrenmenin üstünlüğü bir yana her bitkinin verdiği heyecan yaşanmaya değer gerçekten. Kalemimle toprağa dokunmaksa işin kaymaklı kadayıfı.  Toprak benim için kız oğlan kız hala. Onunla sevişebilmek her delikanlının harcı değil. Sevişmenin kendine has öncelikleri var.   Sevmek işin en başı.  
Toprağı anlamaya çalıştıkça depreşir arzularınız. Bu arzuyla yollar yürür, huzurun farkını yaşarsınız.
Toprağın dili başka, kültürü başkadır. Herkesin anlamasını beklemek hayaldir sadece. Zorla güzellik olmazmış. Aşk olmasa güzelliğin de on para etmeyeceğini söylerdi merhum Ozan. Of ki offf!..
Aşkla erişirsiniz huzurun en muazzamına. Bu tabiatla en şakrak türküleri dillendirirsiniz.
Toprağa haşinliği yükleyenler olur oysa. Toprağın hakkına, hukukuna samimiyetine şüpheyle yaklaşanlar vardır çoğu kez. Gerçeği, alın terini, sevginin karşılığını geciktirmeden hakça tahakkuk ettirendir oldum olası. Hayal değil gerçektir en azından.
Toprakla uğraşıyorum ya… Köylü-yüm-dür öyleyse.  Varsın başkaları en münevveri olsun yurdumun. Varsın en güzel tabloları en okullular yapıyor görünsün. Benim tablolarım kimilerinin hayallerine sığmaz kardeşimmm.  Benim resimlerim aşklarım kadar büyüktür ne haber... Her tarlaya kaç tablo sığar ölçmek gerek. Her tablo ölçeklerini zorlar belki de kimilerinin. Kalabalıklar farkına varmadan tüketir en asil olanı. Bilmeden satın alır her tabloyu. Altında imza gözükmese de resim yeter bize, işte o kadar.
Toprağa çizilen her resim nice yokluğu kurutacak oysa. Kaç âşık doğacak her resimde kim bilir.
Toprağı okumak gerek. Kürsülerden bilgiç söylemler sevmeye yetmez. Toprak mevzusu seyirlik olacak kadar basit de değil. Ellerimiz heyecandan titremeli toprak dendikçe. Dudaklarımız sevdanın ateşiyle çatlayabilmeli kardeşim..
Toprağın kızoğlankızlığından bahsettikçe niçin garip bakıyorsunuz? Niçin gözlerinizi çevirip burun kıvırıyorsunuz? Niçin tarlada okumuşluğuma aldırış etmiyorsunuz? Niçin çizilen tabloları alkışlamıyorsunuz?
Alkışları hiç de hak etmiyorum ben. Alfabeyi sökmeye çalışan çocuk edasındayım halâ. Kalemim kazma kürek.. Hey gidi hey!
Ben âşıklığın keyfini sürerken kentlerin yoksulu kimiler. Ah ki ah!  Terk edilen nice toprağı çalı çırpı bürüdü. Tek başına benim âşıklığım ne ki. Kaç boy resim yapabilirim bu cılız bedenle. Tutun ellerimden. Azıcık da siz anlayın şu toprağın dilinden. Siz de sevin sevebildiğiniz kadar. Severken sevinin olmaz mı? Kazmayla kürekle soyunun en ressamlığa. Orijinalliğini görün motiflerin, deneyerek en azından. Toprağa attığınız her çizikle avunun avutun bir diğer yandan.
Sevmeyenin anlamasını beklemem, anlamayanın sevmesini hiç düşünmem. Düşünmezken haykırırım en sevdalarımı. Düşünmediğim vakitler gam yüklü gemiler salarım okyanuslara. Şımarıklığım, avareliğim, köksüzlüğüm çoğalır saldıkça.  Bu salışla kalırım nefessiz.
Her nefes bir şenliktir aslında. Her nefes yepyeni tablodur. Ufuklara asılacak boy resmidir. Kısacası benim dilim topraktır. Tahsilim yine o.

Şimdi okullu olduk…. Alfabeyi söktüm ben. Sağlıcakla.