19 Mart 2013 Salı

RÜZGÂRDAN SONRA




Rüzgârlı Pazarlarda şişirdik yelkenlerimizi. Aslında yelkenlerimiz hakkın, hukukun, doğrunun, sevginin, sevdanın, ülkemin, insanımın dahası coğrafyamın coşkusu ve heyecanıyla dopdoluydu. Yelkenlerimiz Pazar rüzgârlarında yeniden şişerken aklımızı, benliğimizi, kimliğimizi, haysiyetimizi, terbiyemizi düşürmedik her daim. Bunun keyfinde ve sabrında olmanın bilincindeydik. Kimileri lades oyunlarının cambazı olsa da biz yüreğimizdeki memleket sevdasına asla halel getirmedik.
Yaradanın herkese bir ağız, bir dil verdiği muhakkak. Ağızdaki dili evirip çevirmek, elindeki kaleme eğri veya doğru çizgiler çektirmek de akıl süzgecimizle alakalı. Akıl süzgeci; aldığınız terbiye, örf, adet, inanç, iman ve ahlakla bezeli değilse yaşam hanesi özürlüdür.
Lades şampiyonları kazanmanın hırsıyla kendilerinden geçiyorlar. Bu geçişle dalaverenin perhizinde bile olmuyorlar. Ne yazık.. Perhizsiz konuşurken avurtları doluyor. Ah ki ah!
Perhizsiz konuşmalar içi dışa vurduruyor. Bu dışa vurum sırasında bir de alkışlandı mı kendine dönüp bakmaz insan. Kabak çiçeği gibi açılır da açılır. Ne kötü.. Bugün alkışlananın yarın yuhalanmayacağının garantisi yok. Ya da tam tersi.
Lades gibi ütme oyunlarını uzaktan izledikçe hep nefret etmişimdir. Bu alan beni ürkütürken, atalarımın yaşam biçimi hayranlık uyandırmıştır. Atalarımızdan aldığımız değerler gönül zenginliğimiz kadar yaşamımızın gömüsüdür aynı zamanda. Bu yüzden ahlaki değerler düsturumuz ola geldi. Bunları düstur edinince aslolan zenginliğiniz, gerçek gücünüz, aşkınız, sevdanız, mutluluğunuz dahası gerçek şöhretiniz gönül duvarlarınıza kendiliğinden yapışıveriyor. Çok şükür, çok şükür ya rabbim!
Tavşanlı’nın Sesi Gazetesi’nde yaklaşık on iki yıldır köşe yazıları akabinde köy yazıları yazmaya çalışıyorum. Gazetede ilk (“Başköşe”) köşe yazıları yazmaya başlayanlardanım.
Yazılarımda kırıp dökmekten öte, derleyici toparlayıcı olmaya gayret ettim. Olması gerekenlere işaret ederken bile nezaketi elden bırakmadım. Eksik ve noksanları tertemiz bir dille, çözüm yollarını da kendimce işaret ederek toplumun, bölgemin daha mutlu olmasının gayret ve heyecanında oldum.
Toplumsal sorunlarda ekip arkadaşlarımızla birlikte el birlik çözümler üretmeye çalıştık. Aydınlanmak için araştırmalara zaman ayırdık. Aydınlandıkça aydınlatmanın hevesinde olduk. Kimseyi şucu veya bucu diye gruplara ayırmadık. Hepside aslında bizdik, bizden bildik. Kör atışmalara, kör tartışmalara engel olmaya çalıştık.
Köylerimiz hakkında yazılı doküman eksikliği vardı. Kendiliğimizden üstelik kimseden yardım beklemeden bunu gerçekleştirmenin heyecanını yaşadık. 
İlçe dışındaki etkinliklerde ilçemizi, bölgemizi ve insanımızı en iyi şekilde temsil etmenin sorumluluğunu yüreğimizde tuttuk. Hiçbir zaman bu sorumluluğu unutmadık.
Sporcu ve taraftarlarımızın zaman zaman girdikleri tartışmalarda iyiyi ve güzeli işaret etmenin telaşe sinde kendimizi bulduk. Bölgesel huzur ve barış yürek gömülerimizin içinde hep vardı.
Pek çok mesele de toplum gerilirken, konuşması gerekenler gıkını bile çıkarmazken ekip arkadaşlarımızla üstümüze düşeni yapmaya çalıştık.
Ütmeye alışkın ladesçiler hiçbir şey yapmamışız gibi rüzgârlı pazarlar yaratmanın rolüne soyundular. İştahla saptırmaya çalıştılar. Avurtlarını doldururken anaları, gül yüzlü çocukları ağlatmanın, üzmenin, yollara dökmenin koskosluğuna koyuldular. Yalanlar rüzgârlarda savruldu. Savrulan rüzgârlarda ütülen nasıl ütüldüğünün farkına bile varamadı. Ne acı, ne vahim..
İşi germek olanın yüreğindeki sevgiden şüphe duyarım. Çünkü sevgi sofrası sofraların en güzelidir. Niyeti ütmek olanın sevgisi öldüren aşıklara benzer. Seviyorum diyorsan ütmeyi akıldan silmek gerek. Bugün yalanla kandırsan da yarın mutlu olman mümkün mü? Hileyle kazanılan maç hangi oyuncuya iç huzuru verir. Hileyle huzuru bulanlar, kar ettim sananlar, aldatanlar galle kuyularında olanlardır. Kara düşleri soluya soluya büyüyenlerin hayra hizmet etmesini beklemek hayaldir.
Gerçekleri araştırmadan ahkâm kesmek kolaycılıktır. Gerçekleri görünce alkışlarda azalma olacağını bilen ütücüler, gerçek dışına yöneliyor. Çamur atmaya meylediyor. Acırım hallerine.. Oysa hallerine acıdığım kendi kıyametini koparan, firavunun ateşinde yanan suyunda boğulanlardır. Bizde ki de vicdan işte. “Bıktık siz ve sizin gibilerden” demek yerine öncelikle vicdanımız depreşiyor acıma hissi yüreğimizi dolduruyor. “Yuh” çektirmeye kalkışanlarda vicdan yok oysa ki! Saygı duyduğunu sevdiğini söyleyip arkasından hançerlemeye çalışmak tam tamına yalancı aşıkların işidir.
Toplumu akla hayale gelmeyecek söylem ve ifadelerle üstelik hiç araştırmadan, çözüm üretmeden saflarına çekmeye, arkalarından sürüklemeye yeltenenlerin hevesleri kursaklarında kalacaktır.
İnsan inandığı şeyi savunmakta özgürdür. Ama savunmayı, ona buna çamur atma sananların çirkin tutumlarını sergilemek, hatırlatmak, anlatmak gerek. Yalan yanlış aktararak, hatta saptırarak, hatta toplumu aydınlatma, bilgilendirme gayretlerimizi görmezden gelerek toplumu yanlışa sürüklemenin vebali kimilerinin omuzlarında olacaktır. “Kulak verin” diyoruz. Anlayıp dinlemeden önyargıların hapsinde halkı huzursuz etmeyin diyoruz. Anlayıp dinledikten sonra oturup ne yapacaksak birlikte yapalım demeye getiriyoruz. Buna kulak asmadan esip gürlemekten prim toplama gayretinde olanlar size yazık, çok yazık! Size göre Tavşanlı kurum ve kuruluşlarıyla idareci ve yöneticileriyle top yekun ihanetin çemberinde öyle mi? Kimi yandaş, kimi işbirlikçi ha! Patavatsızlığın böylesine de pes doğrusu. Köyü tanımayanlar, hatta “köylü” olmayanlar köylümün sorunlarına çocukların sırtına tabut, diline kanlı laflar sürerek, anaları ağlatarak mı çözüm üretecekler.  Sosyal medyada yalan sofraları sererek yiğitlik ünvanı mı kazanacak yoksa bazıları. Vay ki vay!
Bugüne kadar yöredeki manda sayısını nasıl artırırız, yüz ölçüm içinde kazanç kapısı olabilecek hangi fidanları çoğaltırız konusunda kafa yormayanlar, hatta arazinin sulanabilirliği noktasında neler yapabiliriz demeyenler, köydeki hayvan sayısını, sürü miktarını, ne kadar tarım arazisi olduğu tahmin bile edemeyecek olanlar yalan rüzgarı ve çamursak kampanyayla zemin tutmaya çalışıyorlar. Oldu mu şimdi ya… Biz yöre için önerilerimizi köy yazılarımızda tek tek sıralarken, bunu samimiyetle ve içtenlikle isterken,  kışkırtmaya çalıştığınız halk için hangi projeler etrafında toplandınız? Hangi önerilerde bulundunuz merak ederim.
Bizim doğrularımızı, yalanlarınızla örtmeye çalışmanız ne kadar ahlaki?
Yöremizi, insanımızı iyi tanıyanlar olarak inancımız tam sevdamız büyüktür. Serinkanlılığımızı koruyarak toplumu doğru ve tarafsız bilgilendirme yolunda gayretlerimiz artarak sürecektir. Açmaz ve çıkmazlar konusunda yüreğimizi, zamanımızı aklımızı imkanlarımızı zorlayarak halkın huzurunu sağlamak adına neferliğimiz devam edecektir. Yeri geldiğinde eleştiri, öz eleştiride, empati yapmada sakıncamız olmayacak ama asla kin ve nefret kusmayacağız.
Yalan ve iftirayla toplumu yanlışa sürüklemeye çalışanlar karşısında uslu çocuklar gibi oturmayacağız. Görmek istediğimizi yada birilerinin görmek istediğini değil, gerçeğin kendisini yazmaya gayret edeceğiz. Kendimiz gelişirken toplumun gelişmesi yönünde üzerimize düşen ne varsa yapmaya çalışacağız. Biz bunları yaparken ladesçilerin yeni oyunlar peşinde olacağını bilerek doğrularda ısrarcı olmayı sürdüreceğiz.
Dün toplumu aydınlatma ve bilgilendirme yönünde neleri yaptıysak ağırbaşlılığımızı muhafaza ederek yarında sağlığımız elverdikçe yapmaya özen göstereceğiz.
Kültürümüzü, değer yargılarımızı unutmadan kollarımızı sevgiye açık tutacağız. Çünkü toplum sevgisinin insanı olgunlaştıran bir yanı vardır.  Halkı düşman gibi görmek onları hain ilan etmek ancak içleri karartmaya yeter. Sevgiye kollarını kapatanların kendisi dışında çevresinde kimse olmadığını göreceksiniz. Bindirme kalabalıklarla nereye varılabilir ki.. Halkı aydınlatma, bilgilendirme yerine kışkırtmaya çalışanların sonsuzluğundan şüphe ederim.
Üzerinde ısrarla durduğum konu sevmeyi öğrenmektir. Sevgi tahammül ister, sabır ister, akıl ister. İnsan sevme becerisini kazandığı zaman birbirinin aynası olur. Beceremiyorsanız sevimsizlik sizinle yol arkadaşlığı yapar durur. Şükürler olsun ki, içimizdeki sevgiler sevdalarımızı çoğaltıyor bizim. Sevdikçe daha da güçleniyoruz. Siz bu gücün kıskançlığındasınız sanırım.
Çamursak kışkırtmalarınızdan halkın kısa sürede bıkıp usandığının farkında değil misiniz? Yapmak istediğiniz üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek san ki. Bunun anlaşılmadığını mı sanıyorsunuz? Vazgeçin, vazgeçin bu yoldan! Bunu hiç kimse için değilse bile kendiniz için yapın.
Bizim hedefimiz; halkımızın aydınlığı, refahı, huzuru, mutluluğu ve sonsuzluğa top yekun ulaşması içindir. Ya sizin? Sağlıcakla.

7 Mart 2013 Perşembe


DİZMEK GEREKİR

Kökleşmiş kültürüm yaprak döküyor
Dallar cılızlaştı sezmek gerekir
Farkında olmadan toprak çöküyor
Kalemi kırmadan yazmak gerekir

Babam okulsuzdu anamsa cahil
Etrafım topyekun hesaba dahil
Nesiller büyüttü hepsi de ehil
Atanın yolunu çizmek gerekir.

Gelenek görenek çıkmazdı taca
Tabandan tavana tüterdi baca
Kök bir yol bir din bir yoktu başkaca
İthal edilene kızmak gerekir.

Ölçüler belliydi oğuzdan beri
Dövmeyle değişti bedende deri
Yozlaşma sürüyor oluşmuş seri
Bu kötü oyunu bozmak gerekir.

Okuduk okuttuk büyüdü yara
Bozulan gidişat gelmez ayara
Umudu bağladık havuç hıyara
Karmaşık denklemi çözmek gerekir.

Nice devlet kurduk şimdi biz kimiz
Geçmiş törpülendi ölmüş ceddimiz
Dünyaya bedeldi oysa ölümüz
Hal ve gidişatı süzmek gerekir.

Burnunda hızması dilinde boncuk
Esvaplar değişti düşecek doncuk
Ardından bakınca sanırsın kancık
Giyimi kuşamı düzmek gerekir

Çoban Çeşmesi’nin boynu büküldü
Yüreğinden kızgın alaf döküldü
Geleneği örfü bir bir söküldü
Dökülen tespihi dizmek gerekir.

Halil Oral/Tavşanlı 5.03.2013

21 Şubat 2013 Perşembe


AZI MI OLUR

Aşkınla dökülür gönlüme güller
Seni sevmelerin nazı mı olur
İzini sürerim semada eller
Dostu bulmayanın yazı mı olur

Kokunu tenime sürüyor yeller
Adını sayıklar sevinçle diller
Huzurdan oluşsa gözümde seller
Yolunda yanmanın güzü mü olur

Bir nurlu ırmaksın suyundan içtim
Girmesem havzana inan ki hiçtim
Sevda ateşiyle kendimden geçtim
Aleni sevmenin gizi mi olur

Kokunla estirdin sevda rüzgarı
Erittin içimde oluşan karı
Çekmeye razıyım yolunda zoru
Yürek yangınında sızı mı olur

Solurum sevdanı sensizlik dar
Aşkın rehberisin sonsuza kadar
Seninle dağılır üzüntü keder
Seninle olmanın azı mı olur

Çoban Çeşmesi de ümitle yaşar
Yüreği dökülse şu cihan şaşar
Nefesler aldıkça yüreği taşar
Aşkı olmayanın düzü mü olur

Halil Oral/Tavşanlı 21.2.2013

16 Şubat 2013 Cumartesi

BÜKTÜK ARKADAŞ



Kırılıyor ümitlerim genç çağım
Şu tarlada neler çektik arkadaş
Elli yıldır oluşmadı bir bağım
Dönüm dönüm ekin ektik arkadaş.

Öküzlerin sırtlarını kaşıdık
Buğdayları kucaklarda taşıdık
Hanemizde dört kardeşle başıdık
Tarhanaya boyun büktük arkadaş.

Merhem oldu odun külü yaraya
Yoklukları koyamadık daraya
Yıllar aştı ölüm girdi sıraya
Gidenlere yaşlar döktük arkadaş.

Yabalarla buğday seci savurduk
Çotul deyip nohutları kavurduk
Çocukluğu yaşamadan devirdik
Birden bire dizden çöktük arkadaş.

Tarlalarda kuşlar gibi uçardık
Tohumları avuç avuç saçardık
Sevdamızı dost yüzlere açardık
Çilelerde sanma tektik arkadaş.

Hastalandık akbaşlıyla avunduk
Asker olduk bu vatanı savunduk
Tarih ile gururlanıp övündük
Savaşmaktan (!)artık bıktık arkadaş.

Dost belledik gözümüzde yaşları
Yel öperdi yüzümüzde kışları
Karnımızda bulgur nohut aşları
Öğün başı kemer sıktık arkadaş.

Çoban Çeşme akıp gitti ıradı
Bu dünyada alamadı muradı
İlkbahar yaz tüm mevsimler karadı
Sahalarda bizler çoktuk arkadaş.

Halil Oral/Tavşanlı 11.02.2013

8 Şubat 2013 Cuma


MEKTUBUM

Bedenim halk olmuş içinde iman
Muhammed eliyle geldi mektubum
Avuçta durmuyor akıyor zaman
Beş vakit namazla güldü mektubum.

Dinim güzel namaz oruç iç içe
Faniceyim hazırlandım her göçe
Vakitleri değişemem bir hiçe
Şeytanın yönünü çeldi mektubum.

Gerçek olan, dünya yalan göçmek var
Köprülerden huzur ile geçmek var
Ahirette badeleri içmek var
Gülün yaprağında dildi mektubum.

Oruç tutsak namazımız tacımız
Yürüyecek bu yollara bacımız
İbadetin bir halkası haccımız
Yolları gösteren eldi mektubum.

İbadetler belirliyor yerimi
Üşütmüyor abdest suyu derimi
Her hasadın ahirette verimi
Gönlümde akışan seldi mektubum.

İbadetsiz bulamazsın derecek
Hakikati her bir insan görecek
Namaz ile ilk suali verecek
Bağlanacak gerçek beldi mektubum.

9 Ocak 2013 Çarşamba

GEDİZ-TAVŞANLI ARASI SEKİZ SAATLİK YOL



ÖNLEMEK ÖDEMEKTEN UCUZMUŞ
07.01.2013 günü saat 16 sıralarında aracımla Gediz’den yanımda eşimle birlikte yola çıktım. Esatlar köyüne kadar sorunsuz bir yolculuk yaşadım. Ta ki Kozluca köyü karşısındaki dönemece gelinceye kadar. Dönemeçten sonrası rampa aşağı inmem gerekiyordu. O bölge de  diğer yerlere göre kar daha yoğundu. Üstelik o rampa oldukça kaygandı. Daha ilk iniş noktasında aracımın önü kayarak şarampole doğru meyillendi. Velhasıl orda kaldık. Ön tekeri şarampolden kurtaracak küçücük yardıma ihtiyacım vardı.
Kozluca köyü kuş uçumu bile 1km mesafedeydi. Telefonla gazetemizi aradım ilk anda. Yer tarifinden sonra muhtarın telefonunu istedim. Gazetemiz durumu jandarmaya da haber etmişti. Gazetemizin verdiği muhtarın cep ve ev telefonlarına ulaşamadım.
Gazetemizden jandarmaya telefonlarım da verilmişti. Görevli olduğunu sandığım Uzman Jandarma durumumu sordu. Anlattım. Küçücük yardıma ihtiyacım olduğunu belirttim. Bulunduğum noktayı tarif ettim. Vakit ilerledikçe hava daha da soğuyor üşümeye de başlamıştık.
Uzman jandarma muhtara ulaşmaya çalışacaklarını ama yardım etme konusunda baskı yapamayacaklarını, yardım konusunun onun insanlığına kaldığını ifade etti. Edilecek yardım konusunda bedelini ödeyebileceğimi de sözlerime ekledim. Bu arada yoldan pek gelip giden yoktu. Bir müddet sonra uzman jandarma muhtara ulaşamadıklarını eğer istersem kurtarıcı telefonlarını verebileceklerini söyledi. Teşekkür edip telefonu kapattım. Yol emniyeti için gerekli işlemleri yaptıktan sonra eşimi araçta bırakarak Kozluca Köyü’ne yürümeye karar verdim. Muhtara ulaşamayınca köy imamına ulaşabilmek için arkadaşlarımdan telefonla yardım istedim. Bu arada Köye doğru gecenin karanlığında yürüyordum. Netice imama da ulaşmak mümkün olmadı.
Köye ulaştığımda yatsı ezanı okunmuş 3-4 kişi olduğunu gördüğüm cemaat namaz kılıyordu. Gazetemiz eski muhtarın kardeşi Halil beye telefonla ulaşmıştı. Halil beyin eşi, benim cami önünde olduğum söylenince beni ordan almak için yola çıkmıştı.
Karşıdan aracımın olduğu yönü de uzaktan gözlüyordum. Uzaktan başka araçlarında o noktada kaldığını görebiliyordum. Eski muhtarın kardeşi Halil Bey traktörü hazırlayıp aracımın yanına ulaştık. Yolun kayganlığı traktörün hareketine de imkân vermiyordu. El ve ayaklarımız buz kesmiş kulaklarımız bile neredeyse donmuştu. Gerimizde gelen bir tırdan iki kişi durum tespiti için yanımıza geldiler. Onların el yardımı ve desteğiyle yola devam etme imkanı buldum. Telefonla konudan haberdar olan arkadaşlar Tavşanlı’dan yola çıktıklarını Akçaköy’ün üstünden öte yol şartlarının imkan vermediği için onlarında orada kaldıklarını öğrendim. Hareket ettiğimi orada beklemelerini telefonla bildirdim. Akçaköy’ün üst kısmında buluştuk. Araçtan inip araç zincir ve lastiklerimizi kontrol ederken, geriden gelen bir araç ışığını fark ettik. Az sonra gelen bu aracın ışığı kaybolmuştu. Geliş vaktinin geçtiğini de düşününce bir arkadaşımızı geriye bakması için gönderdik. Aracın yoldan tahmini 60 metre uçuruma uçtuğunu aracın yanında bir kişi bulunduğunu ifade edince arkadaşlarla yardıma koştuk. İzmir plakalı bir araçtı ve büyük ihtimalle bölgenin de yabancısıydı. Aracı oldukça dik olan bir uçurumdan aşağı kayarak uçmuş çok şükür ki kendisi yara almamıştı. Ne yapıp yapamayacağımızı sorduk. Telefonla arkadaş veya akrabalarından yardım istediğini jandarmaya da durumun haber verildiğini ifade etti. Bizim yolumuza devam etmemizi istedi.  Yolumuza devam ederken jandarma aracına Yağmurlu_Karapelit köyü arasındaki bölgede rastladık işaretle durdurup yolda uçan İzmir plakalı aracın bulunduğu noktanın tam olarak tarifini yaptık. Velhasıl saat16 da başladığımız tehlikeli ve sıkıntılı yolculuk gece 22 de sona erdi.
Zor zahmet aştığımız bu yolun değişik pek çok kesimlerinde korumasız uçmaya açık bölümler vardı. Yolda yoğun buzlanma oluşmuştu. Bu yol ilçeler arası bağlantı yoluydu. Yolda gördüğümüz pek çok araç gerçek bir sıkıntı içindeydi. Telefonlar yer yer çekmiyordu.
İçimde çoğalttığım pek çok soru olmasına rağmen; Bunları sormadan ve çoğaltmadan yorum dahi yapmadan iyi kötü bölgeyi tanıyan biri olarak müthiş sıkıntılar yaşadım. Bölgeyi tanımayan başkaları hangi sıkıntılar yaşıyordur kim bilir?
Yazarken yaşadığım bu anıyı paylaşmak değil asıl meramım. Meramım benim yaşadıklarımdan hareketle; ilgili, yetkili ve sorumluların durum tespiti yaparak yol güvenliğini sağlayacak tedbirleri almaları. İfade edebileceğim çok şey varken daha fazla etmiyorum.
Yalnız; telefonla koşuşturup yardım sağlamaya çalışan gazetemize, Canla başla yardıma koşan Kozlucalı Halil Beye ve eşine, bizim için yollara düşen arkadaş ve dostlara yürekten teşekkürlerimi sunuyorum.
Yaşadığım bu sıkıntılı yolculuktan sonra o yol üzerinde yolculuk yapan ve yapacak olan kişilerin can güvenliği için şimdilik çok basit önlem olarak yolun eğimli ve güneş görmeyen kesimlerine tuz varilleri konulmasını en başta öneriyorum. En azından kar yağışlı havalarda bir kerecikte olsa tuzlama çalışmasının yapılmasını ifade ediyorum. Bu konuda yoğunlaşan düşünce ve tespitlerim konusunda gerekirse tekrar yazacağım. Sağlıcakla.

2 Ocak 2013 Çarşamba

AĞLARIM


Çam başına çıra koysam yanar mı?
Kuru dala koca kuşlar konar mı?
Yar bildiğim bir gün olsun anar mı?
            Güle hasret yâre hasret ağlarım
            Dile hasret söze hasret çağlarım.

Yüzüğünde al kırmızı taşı var
Şu dağların yürek yakan kışı var
Her gidişin önü sonu başı var
            Dala hasret kola hasret ağlarım
            Ele hasret güle hasret çağlarım.

Sıra dağlar uzum uzum uzadı
Kıramadım yol vermeyen azadı
Bahar geçti yeşil yaprak bozadı
Saza hasret tele hasret ağlarım
            Yele hasret göle hasret çağlarım

Yanar yürek bulanmışım bir küle
Yıllar yılı çekilmiyor her çile
Güzelliği yoğurmadım ah ile
            Beden hasret giden hasret ağlarım
            Düne hasret güne hasret çağlarım.

Bu dağlarda yuvalanmak zor imiş
İçin için yakıp duran kor imiş
Zirvelerde birikenler kar imiş
            Aylar hasret yıllar hasret ağlarım
            Boya hasret soya hasret çağlarım.

Çoban Çeşme akıp gider boşuna
Gamlar doldu bir lokmacık aşına
Sarıldıkça sabırların taşına
            Irmak hasret dere hasret ağlarım
            Söze hasret dize hasret çağlarım.

Halil Oral/Tavşanlı 2.01. 2013