Bazen en çok söylenen, hiç söylenmeyendir. Kelimeler, anlamı taşımakla yükümlü oldukları hâlde kimi zaman bu yükü reddeder; susar, geri çekilir, saklanır. İşte o anlarda suskunluk, dilin gölgesinden çıkıp başlı başına bir söze dönüşür. Kelimelerin suskunluğu eksiklik değil, derinliğin oluşma hâlidir.
İnsan, duygularını kelimelerle
ifadeye çalışır. Sevinci adlandırır, acıyı cümlelere böler, korkuyu parça parça
yumuşatır. Ancak bazı anlar vardır ki kelimeler o eşiği geçemez. Büyük bir
kaybın ardından dudaklarda asılı kalan sessizlik, bir bakışta saklı kalan
itiraf, yazıya dökülemeyen bir pişmanlık… Bunlar, kelimelerin gücünün değil,
sınırlarının kanıtıdır. Suskunluk burada bir yenilgi değil, saygılı bir geri
çekilişle duraksamaktır.
Yazmak, bu suskunluğu yakalamaya
çalışan bir çabadır aslında. Kelimelerle sessizliğin etrafını çizerek
anlatamadığını ima ederken, söyleyemediklerini boşluklara bırakırsın. O
boşluklarda kendi sesini duyar çoğu insan. En güçlü cümlelerle ifade
edilemeyenleri, suskunluğa açtığın
alanlar dillendirir. Suskunluk,
düşünceye kapı aralar.
Kelimelerin sustuğu yerde zaman da
yavaşlar. An, yoğunlaşır. Bir virgül, bir satır sonu, bir beyazlık; hepsi
sessizliğin farklı biçimleridir. Bu beyazlıkta düşünce derinleşir, duygu
berraklaşır. Şamatadan arınmış dil, gerçeğin kendisidir aslında. Hakikat bağırmaz,
usulca fısıldar.
Dünya kelimelerle dolup taşarken, suskunluk
neredeyse unutulan erdemdir. Sürekli konuştukça, açıkladıkça, paylaştıkça
kelimeler anlamlarını yitiriyor yeğenim!. Her gün işgalleri, saldırıları, ölümü
konuştukça sağırlaşıyor yürekler. Susmak, kelimeyi yeniden kıymetli kılar kimi
zaman. Her söylenmeyen, söyleneni daha ağır, daha gerçekçi yapar.
Sonuçta kelimelerin suskunluğu
yokluk değil, yoğun bir varlıktır. Anlamın geri çekilip derinleştiği, dilin
kendini dinlediği zaman aralığıdır. Belki de anlatımın asıl gücü burada yatar:
Sözcüklerin sınırında durarak, suskunluğun sesini duyurmak da bir yöntemdir
cancağızım.
Bazen en çok söylenen, hiç
söylenmeyen etkisinde kalır. Dil, anlamı
taşımak için var olsa da, her anlam, kelimenin içine sığmayabilir. Bu noktada
kelimeler durur, geri çekilir ve suskunluk başlar. Kelimelerin suskunluğu,
yalnızca bir ifade eksikliği değil, anlamın başka bir biçimde var olma hâlidir.
Konuşmayan ama hissedilen, yazılmayan ama sezilen bir duruştur bu.
İnsan, dünyayla kurduğu ilişkiyi
kelimeler aracılığıyla düzenler. Sevinçler adlandırılır, acılar cümlelere
bölünür, umutlar duygu duygu taşınır. Ancak bazı duygular vardır ki dile
geldiği anda eksilir. Büyük bir acı, derin bir özlem ya da tarif edilemeyen bir
huzur, kelimeye döküldüğünde özünden bir parça kaybedebilir. Bu yüzden insan
bazen susmayı seçer. Çünkü susmak, duyguyu korumanın en saf yoludur. Suskunluk
burada bir kaçış değil, bir muhafaza biçimidir tam olarak.
Rahmetli anamın sözlerinden de
hatırlarım bu durumu. “ sen susve ( susuver)” derdi kısaca. Çünkü her şeyin
söylenebilir olması gerekmez. Bazı gerçekler, sessizlikte daha sahici durur.
Şimdi anamın “susuver” kelimesindeki derinliği anlamak çok daha kolay. Yani
susmak çaresizlik değil derinliğin ta kendisidir çoğu kez!.
Söylenmeyen, söylenene derinlik
katar. Sessizlik, dilin nefes aldığı yer, kendini dinlediği ortamdır.
Sonuç olarak suskunluk bir yokluk
değil, yoğun bir varlıktır tam olarak.
Çünkü bazen en güçlü anlatım kelimelerin bittiği yerde başlar.
.
…………………………………….Sağlıcakla
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder