27 Aralık 2025 Cumartesi

KELİMELERİN SUSKUNLUĞU

 Bazen en çok söylenen, hiç söylenmeyendir. Kelimeler, anlamı taşımakla yükümlü oldukları hâlde kimi zaman bu yükü reddeder; susar, geri çekilir, saklanır. İşte o anlarda suskunluk, dilin gölgesinden çıkıp başlı başına bir söze dönüşür. Kelimelerin suskunluğu eksiklik değil, derinliğin oluşma hâlidir.

İnsan, duygularını kelimelerle ifadeye çalışır. Sevinci adlandırır, acıyı cümlelere böler, korkuyu parça parça yumuşatır. Ancak bazı anlar vardır ki kelimeler o eşiği geçemez. Büyük bir kaybın ardından dudaklarda asılı kalan sessizlik, bir bakışta saklı kalan itiraf, yazıya dökülemeyen bir pişmanlık… Bunlar, kelimelerin gücünün değil, sınırlarının kanıtıdır. Suskunluk burada bir yenilgi değil, saygılı bir geri çekilişle duraksamaktır.

Yazmak, bu suskunluğu yakalamaya çalışan bir çabadır aslında. Kelimelerle sessizliğin etrafını çizerek anlatamadığını ima ederken, söyleyemediklerini boşluklara bırakırsın. O boşluklarda kendi sesini duyar çoğu insan. En güçlü cümlelerle ifade edilemeyenleri,  suskunluğa açtığın alanlar dillendirir.  Suskunluk, düşünceye kapı aralar.

Kelimelerin sustuğu yerde zaman da yavaşlar. An, yoğunlaşır. Bir virgül, bir satır sonu, bir beyazlık; hepsi sessizliğin farklı biçimleridir. Bu beyazlıkta düşünce derinleşir, duygu berraklaşır. Şamatadan arınmış dil, gerçeğin kendisidir aslında. Hakikat bağırmaz, usulca fısıldar.

Dünya kelimelerle dolup taşarken, suskunluk neredeyse unutulan erdemdir. Sürekli konuştukça, açıkladıkça, paylaştıkça kelimeler anlamlarını yitiriyor yeğenim!. Her gün işgalleri, saldırıları, ölümü konuştukça sağırlaşıyor yürekler. Susmak, kelimeyi yeniden kıymetli kılar kimi zaman. Her söylenmeyen, söyleneni daha ağır, daha gerçekçi yapar.

Sonuçta kelimelerin suskunluğu yokluk değil, yoğun bir varlıktır. Anlamın geri çekilip derinleştiği, dilin kendini dinlediği zaman aralığıdır. Belki de anlatımın asıl gücü burada yatar: Sözcüklerin sınırında durarak, suskunluğun sesini duyurmak da bir yöntemdir cancağızım.

Bazen en çok söylenen, hiç söylenmeyen etkisinde kalır.  Dil, anlamı taşımak için var olsa da, her anlam, kelimenin içine sığmayabilir. Bu noktada kelimeler durur, geri çekilir ve suskunluk başlar. Kelimelerin suskunluğu, yalnızca bir ifade eksikliği değil, anlamın başka bir biçimde var olma hâlidir. Konuşmayan ama hissedilen, yazılmayan ama sezilen bir duruştur bu.

İnsan, dünyayla kurduğu ilişkiyi kelimeler aracılığıyla düzenler. Sevinçler adlandırılır, acılar cümlelere bölünür, umutlar duygu duygu taşınır. Ancak bazı duygular vardır ki dile geldiği anda eksilir. Büyük bir acı, derin bir özlem ya da tarif edilemeyen bir huzur, kelimeye döküldüğünde özünden bir parça kaybedebilir. Bu yüzden insan bazen susmayı seçer. Çünkü susmak, duyguyu korumanın en saf yoludur. Suskunluk burada bir kaçış değil, bir muhafaza biçimidir tam olarak.

Rahmetli anamın sözlerinden de hatırlarım bu durumu. “ sen susve ( susuver)” derdi kısaca. Çünkü her şeyin söylenebilir olması gerekmez. Bazı gerçekler, sessizlikte daha sahici durur. Şimdi anamın “susuver” kelimesindeki derinliği anlamak çok daha kolay. Yani susmak çaresizlik değil derinliğin ta kendisidir çoğu kez!.

Söylenmeyen, söylenene derinlik katar. Sessizlik, dilin nefes aldığı yer, kendini dinlediği ortamdır.

Sonuç olarak suskunluk bir yokluk değil, yoğun bir varlıktır tam olarak.  Çünkü bazen en güçlü anlatım kelimelerin bittiği yerde başlar.

.

…………………………………….Sağlıcakla

Hiç yorum yok: