24 Kasım 2012 Cumartesi

TAKLİTÇİ ÇOCUKLUĞUM VE BUGÜN


Küçüklüğümü bugün gibi hatırlarım. Dedemi, babamı hatta kimi büyüklerimi taklit etmek en hoşuma giden işlerdendi. Onun gibi davranmak, onun gibi konuşmak, onun yaptıklarını yapmaya gayret etmek… Taklitlerimden büyüklerim de oldukça hoşnut kalırdı.  Babamın yokluğunda evin reisliğine bile soyunurdum. Büyüklerin hoşluğunu gördükçe enerjim üst düzeye çıkardı.
Anamın çanak çömleğini bile oluşturduğum çamurlarda, ıslattığım dere kumunda şekillendirmeye çalışırdım. Çalışırken öğrenirdim her şeyi. Sanırım benim yaşımdakiler bu şekilde kavramıştır çok şeyi. Telden arabalar,  süpürgelik otunun sapından paletliler, tahtadan arabalar çocukluğumu süslemişti. Ben taklitten uzaklaştıkça yitirdim çocukluğumun yeteneklerini.
Ya çocuklarımız?.... Hazır oyuncakları taklit etmekten bile uzak kaldılar. Ah ki ah!
Düşünüyorum da çanak çömleği çamurda taklit, kumdan şekillendirme çocukça gibi gözükse de bilgiyi biriktirmenin bir yöntemiymiş.
Klavyeme vurmaya çalıştıkça anamın mutfak eşyalarının evrimi gözlerime doluşuyor.  Toprak mutfak eşyalarını,  bakır gereçler onu alüminyum eşyalar takip etmişti. Sonra çinkolar, melaminler. Tahta yerine paslanmaz çelik kaşıklar.
Her beldede kurulan Bulgar ve rus pazarlarında gördüklerimiz sayesinde anamın dolabında bile porselen, hatta çift tabanlı çelik tencereler yerini aldı. Bu gelişme görüp taklit eden insanlar sayesinde oldu belki de.
Taklit deyince aklıma Çin takıldı. Taklit ederek dünya pazarını ele geçirmediler mi? Taklit ederken geliştirdiler çok şeyi. Her taklitte yeni bilgi edindiler herhalde. Taklit ederken gözleyip yeni deneyler yaptılar sanırım.
Gözlem ve deney bilimin gerçeği bulma yolunda olmazsa olmazlarından değil midir? Hatta “şüphe” bile bilimin kullandığı gerçeklerdendir. Ben bazı olaylara şüpheyle baktıkça kötümserlikle suçluyor şimdi kimileri.
Newton yerçekimini bulana kadar elmanın yere düşmesini çok kimse görmüştür oysa.  Newton elmanın daldan düşmesine şüpheyle bakmasaydı bilime kim katkı sağlardı.
Mahalle baskısından insan; şüpheleri için arayışa girmekten bile korkar oldu. Hal bu ki şüphelenmek ve şüphelerine cevap aramak bilime katkı sağlamaktır bence.
Yazıya taklitle başladık ama şüpheye ulaştık. Ne alaka diyenler olabilir. Böyle deyip bu yazıya şüpheyle yaklaşanları bile alkışlamak geliyor içimden. 
Geçmişi yargılamak ya da kuru kuruya övmekle bir yere varmak mümkün değil. Gözleyip deney yapanlar mikrobiyolojiyi geliştirdiler. Geliştirdikçe birim alandan alınan ürün miktarı arttı.  Bize de bir tutam tohumu altından daha değerli satmaya devam ediyorlar. Çok yakın tarihte beş gram CD, yedi buçuk ton demirin fiyatına eşitti. Hollanda tek başına koskoca Avrupa’yı besleyecek konumda.  Hatta ülkemize konuşlanacak Patriot füzelerini bile onlar kuracak belki de.
Devrim otomobili neden  “Devrim” olarak tarihte kaldı. “Başak” traktör neden güdükleşti. Neden şimdi ülkemiz traktör ve otomobil sektörünün pazarı halinde. Emet kavşağında her Cumartesi günü dış ülkelerden ithal edilmiş renk renk çift çeker traktörlerle şenleniyor!
Teknoloji üreten hangi ülke insanı bizden daha zeki acaba? Bizden daha zeki olduklarını sanmıyorum. Azimle çalışmak sonuca ulaşmanın unsurlarından biri olsa gerek. Birbirimizle didişip durmak, padişahların haremindeki zevce sayısına merak salmak yerine en azından bilime katkı sağlayacak gözlem ve taklitlere merak salsak gelişmenin yolu açılacak. Bilmem haksız mıyım? Sağlıcakla.

Hiç yorum yok: