7 Mart 2021 Pazar

YAĞ SATARIM BAL SATARIM

 

Geçmişe dönüp dönüp düşünüyorum, düşünürken düşlüyorum nedense. Soruyorum sorguluyorum çok şeyi. Yağ satarım bal satarım oyunları kuruyorum halka halka. Şimdiki çocukların kuramadığı oyunları kuruyor koklayamadığı nice kır çiçeklerinin kokusunu duyumsuyorum düşlerken.

Yapay kokulara bulaştırılmış çocuklar kaç gerçek kokudan habersizdir bilmem ki. Hatta doğanın kaç renginden mahrumdur? Gerçek olandan uzak çocukların içinden renkleri tanıyan kaç ressam çıkar.  Doğadaki türlü sesleri duymamış kaç çocuktan müzisyen. Değirmen Yolu’nun yokuşunu yememiş, inişine tahtadan arabalar sürmemiş kaç çocuktan mühendis olur? Suyun öyküsünü bilmeyen gücünü gözleyerek görmeyen kaç çocuktan ilim adamı olur? Karpuz kabuğundan gemileri yüzdürmeyen çocuklardan kaç senarist çıkar? Dereli kaplıcasında su kabağıyla yüzmemiş olan kaç çocuktan gemilere kaptan olur? Olmasına olur da eh işte biraz da yapay olur, yavan olur, zorlamaca olur kardeşim. Olsa da istisnalar hariç derdi sadece adamlık olur? Kendi gerçeğinden uzak olur?

Yağ satacaktım, bal satacaktım oysa. En tatlı yerinden başlamıştım yazıya. Tatlı yiyip tatlı konuşacaktım. Durduk yerde klavye alıp götürdü sözcükleri kendince. Tüm planım alt üst oldu açıkça..  Uf uf!....

Klavye parmaklarımdaki beceriyi bile alıp götürdü. Yazının görsel biçiminden yazanı tanırdık biz. Bu filancanın el yazısı derdik kolayca.. Harflerin, sözcüklerin dizilişine gösterilen özenden yüzünü görmesek de karşı tarafın duygusunu çözerdik kolayca. Teknoloji esir aldı sosyal hayatımızı. Bizim çocukluğumuzu kabzedemeyen teknoloji, bir virüsle insanlığı hapsetti topyekûn.  Sadistçe, vahşice, insafsızca…

Hotanlı deresi, Duzalık yokuşu nice gelin alaylarına tanıklık etti. Nice deyişleri tutuşturdu dillerde. Nice hayallere, nice duygulara yoldaş oldu o yokuşlar. Mahramasını taşa serdi, İnce göynem(gömlek) yelpaze dedi duygu duygu. O duygular ki yüreklerin en koyak yerlerinde yer buldu. Tik tok’lar unutturdu en güzel gelin alaylarını. Repçi salgınlar unutturdu Al kirezim, mor kirezim/ Elinde altın terezim diyerek ses veren özden türkülerimi. Hassas teraziler tuttuğumu sanırken boynum bükülmüş ne haber?  Örfüm örselenmiş teknolojiyle. Misket oynarken kuşlar gibi uçan ben, ekşi erik yemiş gibi yüzümü buruşturuyorum istemsiz. İstemsiz diyorum, gönül dağlarımdaki zenginlik; gündüz kuşağındaki entrikaları, evden kaçan kızları, ütmece oynayan karı kocaları gördükçe kabullenemiyor da ondan.

Yakıcı ve de yıkıcı teknolojiler nerden çıktı kardeşim, kim peydahladı bunları? Yazın yakıcılığına rağmen içimizde bitmek tükenmek bilmeyen enerjimizle kendimizi serinletecek bir meşgalemiz olurdu bizim. Havası bile olmayan bezden toplar tepişdirsek de kaygısızdık. Sakindik, mülayimdik, hilesiz hurdasızdık. Dosttuk, dosdoluyduk ve dahi musmutluyduk.

Bu mutluluk içinde yaşımız bile aynı kaldı bizim. Oynarken öğrendik çok şeyi. Şimdi teknoloji oynuyor çocuklarla ne haber!

Bir dileğimiz, bir müşgülümüz olunca yaradana sığınmayı da öğrendik biz. Bu öğrenişle teknolojiyi insanın mutsuzluğu üzerine kuranları sana havale ediyorum Yarabbi!

Yağ satarım, Bal satarım…..

Al kirezim, mor kirezim/ Elimde altın terezim türküsüyle yolların yokuşundayım. Sağlıcakla.

Hiç yorum yok: