10 Ocak 2014 Cuma

AÇIKGÖZ!


Bizim köye ilk radyo 1959 yılında “Açıkgöz” lakaplı merhum tarafından getirilmiş. İlkler önemlidir. İlk lüks denen aydınlatma aracı da 1965 te köyden ilk “alamancının” gidip izne dönmesiyle gelmişti. Of Allah’ım, bu da neymiş. Radyonun geliş öyküsünü, yaşananları bire bir yaşamam imkânsız. Çünkü tarih olarak daha doğmamışım bile. Ama büyüklerden çokça dinleyen birisiyim ben. Merak da olunca insanda hatıralar kendiliğinden birikiveriyor. Yıllar sonra anlatma görevi de yine bize düşüyor.
Adama boşuna “Açıkgöz” dememişler. Fakat gezmiş ki görmüş.  Görmüş ki radyoyu satın alıp köye getirmiş. İlgi odağı olacağını, radyoyu satın alırken keşfetmiş belki de.  Vay be… Helal sana Açıkgöz..
Bataryalı, lambalı bişey. Goca köylü karşısına geçip uzun uzun seyretmiş.  Radyonun birleşme noktalarına gözünü yaslayıp, içindeki konuşanı görmeye bile çalışanlar olmuş. Cık cık! çekenler mi, dudak bükenler mi, ibretle seyredenler mi, karşısında esas duruşta duranlar mı, hatta şeytan icadı sanıp korkudan titreyenler mi, yüzünü örtüsüyle bürüyenler mi, ve havle çekenler mi hangisini sayayım bilmem ki.. Aslında köye yeni olan bu aygıtı seyredenlerin yüz hatlarını kafamda üç aşağı beş yukarı tahayyül ediyorum ben. Resmetme becerim olsa net biçimde ortaya koyacağım görüntüyü.
Ben böyle saydıkça bu süreci yaşamamış, tasavvur etme zahmetine katlanmayanlar benim insanıma cahil, görgüsüz, geri kalmışlık anlamına gelecek pek çok damgayı vurmasından korkarım. Hatta acıma hissiyle bakanlar bile çıkabilir. Bu ön yargıyı taşıyacak olanlara peşin peşin ülkemin tarihi sürecini okumalarını tavsiye ederim haddimi bilerek.
Açıkgöz’ün iki oda evi günlerce dolup dolup taşmış. Bakmış olmayacak evin penceresine çıkarıp sesini de açarak camdan yayınları dinletmiş. Bu esnada değmeyin Açıkgöz’ün keyfine. Yan taraftaki sedire bağdaş kurup, gurum gurum kurulmuş. Sepetine, bohçasına öteberi koyup radyo dinlemeye gitmiş insanlar. Of ki of!
Ne yalan söyleyeyim benim çocukluğumda da doğru dürüst giysi yoktu be!.. Öyle atletmiş, gömlekmiş, pantolonmuş nerde kardeşim. Baş aşağı dokuma fistan yeter de artardı üst başa. Belki de kolaylıktı bilmem ki..  Ayakta da kaynatma denen lastik. Çamaşır kili, baş kili, tuz gibi şeyler deve yükleriyle gelirdi nerden gelirdiyse. Sinemaymış, tiyatroymuş bunları hayal bile edemezdiniz.  İnsanım kıt imkânlara rağmen ihtiyaçlarını kendisi üretirdi, üretebildiği kadar. Düğünlerde orta oyunları olurdu seyirlik. Kız kaçırma, mera satma, şeytan, deveci gibi oyunları değişik türlerde sergilerdi köyde yeteneği olanlar.
Birde ayıcılar gelirdi çocukluğumda bizim köye. Hem de taaaa Hayrabolu’dan.  Hayrabolu bizim köy hattını düşünüyorum da şaşırıp kalıyorum. Köy köy dolaşmaları aylarını, belki de yıllarını alıyordu ayıcıların. Koca karıların (!) nasıl yattığının farkına o ayılar sayesinde varmıştık biz.. Hay Allah…Ayıcıların yerini farklı cihazlar aldı şimdi. Seyirlik, ibretlik karmakarışık hem de..
Karışıklık içinde öküzün yemini yiyip dananın yerine yatanların farkına bile varamıyoruz artık. Gördünüz mü uygarlığı. Gördünüz mü geldiğimiz noktayı. Az buçuk tasavvur ettiniz mi benim insanımın çektiği çileyi. Çekilen çileleri düşündükçe kumru gibi susup kalıyorum ben. Şaşıyor, şaştıkça apışıyorum. Benim gibi şaşıranlar ha bire oyun isteği gönderiyorlar feesten(!). Oyun oynayacak derman  yok ki bende.. Neyse, bu da ayrı mevzu aslında.
Bu dermansızlık içinde hangi ateşli yazılar dökülür kalemimden. İçi bütün aşklardan, sevdalardan,  şen şakrak türkülerden, dillenmiş bülbüllerden, mutluluktan nasıl haber salarım.
Hal bu ki aşk deyince, sevdadan dem vurunca, uygarlıktan söz açılınca kıvılcımlar çakardı gözlerimde.  Yıllar beklentileri törpüler mi? Bekledikçe kırılır mı ümitler bilmem ki. Umutlar kırıldıkça ahlaksızlığın hükmünde kalınmasından korkarım bir yandan.  Yaşamak yormamalı insanımı.  Umutlar korunmalı gün gün.  De! …. Nasıl, nasıl!?

Fistanla geçen çocukluğumun mükâfatını görmeliyim ben. Göremiyorsam, gecikiyorsa sorun yine bende mi dersiniz? Gecikmenin hikâyesi her önüme çıkana alkış tutmaktan mıdır? İlerleme yolunda ilkleri görmek hakkım değil mi sizce? İlkleri başkaları mı sürer hep piyasaya. Ben söğüşlenecek adam durumunda kalmaya mahkûm muyum? Ne dersiniz?  Sağlıcakla.

Hiç yorum yok: